Elias Canetti, 25 Temmuz 1905’te Bulgaristan’ın Tuna kıyısındaki Rusçuk kentinde, günümüzdeki adıyla Ruse’de doğdu. Sefarad Yahudisi bir aileden geliyordu. Çocukluğunda konuştuğu ilk dil, ailesinin Osmanlı coğrafyasındaki Sefarad geçmişinden taşıdığı Ladino idi.
Babası Jacques Canetti ile annesi Mathilde Arditti Canetti çok dilli bir çevrede yetişmişti. Aile yaşamında Ladino temel dil olmakla birlikte Bulgarca, Türkçe, Rumence ve başka Balkan dilleri de çevresinde duyuluyordu. Bu çok dillilik Canetti’nin daha sonraki yaşamında dil, kimlik ve kültürel aidiyet üzerine geliştirdiği duyarlılığın erken kaynaklarından biri oldu.
Aile 1911’de Manchester’a taşındı. Canetti burada ilk kez İngilizce eğitim gördü. Babasının 1912’de beklenmedik biçimde ölmesi çocukluğunun en önemli kırılmalarından biriydi ve ölüm düşüncesi yaşamının geri kalanında eserlerinin merkezî meselelerinden biri hâline geldi.
Annesi üç oğluyla birlikte 1913’te Viyana’ya taşındı. Canetti Almancayı annesinden yoğun ve disiplinli bir eğitimle öğrendi. Daha sonra eserlerinin tamamına yakınını Almanca yazdı ve çok dilli yaşamına rağmen Almancayı kendi edebî kimliğinin temel dili olarak benimsedi.
Birinci Dünya Savaşı sırasında aile yeniden taşındı. Canetti 1916’dan 1921’e kadar Zürih’te eğitim gördü; ardından Frankfurt’ta liseye devam etti. Savaş, milliyetçilik, ekonomik kriz ve toplumsal kalabalıkların siyasal davranışı gençliğinde doğrudan gözlemlediği olgular arasındaydı.
1924’te Viyana’ya dönerek Viyana Üniversitesinde kimya öğrenimine başladı. Bilimsel eğitimini sürdürürken edebiyat, felsefe, tiyatro ve dönemin Viyana kültür yaşamına giderek daha fazla yöneldi.
Yazar ve eleştirmen Karl Kraus’un konferansları Canetti üzerinde güçlü etki yarattı. Kraus’un dilin siyasal ve ahlaki kullanımına yönelik keskin eleştirileri, Canetti’nin insan davranışını, iktidarı ve toplumsal dili gözlemleme biçiminin gelişmesine katkıda bulundu.
15 Temmuz 1927’de Viyana Adalet Sarayı’nın yakılmasıyla sonuçlanan kitlesel gösterilere tanık olması Canetti için belirleyici bir deneyim oldu. Kalabalığın tek tek bireylerden farklı davranış biçimleri geliştirmesi, daha sonra onlarca yıl üzerinde çalışacağı kitle psikolojisi araştırmalarının temel sorularından birini oluşturdu.
1928’de Berlin’e yaptığı ziyarette Bertolt Brecht, George Grosz ve Isaak Babel gibi isimlerle tanıştı. Viyana ve Berlin’in savaş sonrası kültürel ortamı, Canetti’nin modern toplumun parçalanmışlığına ve bireyin toplumsal gerçeklikle ilişkisine yönelik ilgisini güçlendirdi.
1929’da Viyana Üniversitesinde kimya doktorasını tamamladı. Ancak profesyonel olarak kimyagerlik yapmadı. Edebiyata ve insan davranışlarının incelenmesine yönelerek yaşamının geri kalanını yazarlığa adadı.
1930 ile 1931 arasında tek romanı Die Blendung’u kaleme aldı. Roman ilk kez Ekim 1935’te Viyana’da yayımlandı. Türkçede Körleşme adıyla bilinen eser, geniş bir özel kütüphaneye kapanmış sinolog Peter Kien’in gerçeklikle giderek kopan ilişkisini anlatır.
Peter Kien, yaşamını kitaplara ve soyut bilgiye adamış, insanlarla doğrudan ilişki kurmaktan kaçınan bir entelektüeldir. Hizmetçisi Therese ile yaptığı evlilik, kendisini koruduğunu düşündüğü kapalı bilgi dünyasının parçalanmasına yol açar.
Körleşme, yalnızca bireysel delilik üzerine kurulmuş psikolojik bir roman değildir. Bilginin gerçek yaşamdan kopması, uzmanlaşmanın insanı çevresine karşı körleştirmesi, iktidar arzusu, para, şiddet ve insanlar arasındaki iletişimsizlik romanın temel meselelerini oluşturur.
Canetti başlangıçta farklı saplantılı insan tiplerini anlatacağı geniş bir roman dizisi tasarlamıştı. Die Blendung bu tasarının gerçekleşen tek romanı oldu. Daha sonra kurmaca roman dizisini sürdürmek yerine çalışmalarını kitleler, iktidar ve insan davranışı üzerine yoğunlaştırdı.
1934’te yazar ve çevirmen Veza Taubner-Calderon ile evlendi. Veza Canetti yalnızca eşi değil, yaşamının önemli bir entelektüel ve edebî çalışma arkadaşıydı. Daha sonraki araştırmalar Veza’nın kendi bağımsız edebî üretiminin yanı sıra Elias Canetti’nin çalışmalarının gelişiminde de önemli katkısı bulunduğunu ortaya koymuştur.
Avusturya’nın 1938’de Nazi Almanyası tarafından ilhak edilmesinin ardından Yahudi olan Canetti ve eşi Viyana’dan ayrılmak zorunda kaldılar. Paris üzerinden Londra’ya geçtiler ve Canetti yaşamının sonraki önemli bölümünü İngiltere’de sürgünde geçirdi.
Londra yıllarında yaklaşık yirmi yıl boyunca kitlelerin oluşumu, davranışı, din, mitoloji, antropoloji, tarih ve iktidar yapıları üzerine çalıştı. Bu uzun araştırmanın sonucu Masse und Macht, Türkçede Kitle ve İktidar adıyla bilinen eser, 1960’ta yayımlandı.
Kitle ve İktidar, akademik sosyoloji veya psikolojinin geleneksel yöntemlerine bağlı bir inceleme değildir. Canetti tarih, mit, antropoloji, din, hayvan davranışları ve siyasal olaylardan hareket ederek insanların kalabalık içinde nasıl dönüştüğünü ve iktidarın hayatta kalma isteğiyle nasıl ilişkilendiğini araştırdı.
Canetti 1942’den itibaren ölüm üzerine sistemli notlar tutmaya başladı. Ölümü doğal ve kabullenilmesi gereken bir gerçeklik olarak yüceltmeye karşı çıktı; insanın ölümü düşünsel ve ahlaki olarak reddetmesi gerektiğini savundu. Bu mücadele yaşamının sonuna kadar sürdü.
1952’de Britanya vatandaşlığına geçti. Bununla birlikte Almanca yazmayı bırakmadı. Farklı ülkelerde yaşamış, Ladino ile büyümüş ve İngilizceyi erken yaşta öğrenmiş olmasına rağmen Almanca, edebî üretiminin değişmeyen merkezi olarak kaldı.
1963’te Veza Canetti öldü. Canetti daha sonra Hera Buschor ile evlendi ve bu evlilikten 1972’de kızı Johanna dünyaya geldi. Yaşamının ilerleyen döneminde Londra ile İsviçre arasında giderek daha fazla zaman geçirdi.
1960’lardan itibaren deneme, aforizma, karakter portresi, seyahat anlatısı ve anı türlerinde çok sayıda eser yayımladı. Die Stimmen von Marrakesch, Der andere Prozeß, Die Provinz des Menschen, Der Ohrenzeuge ve Das Gewissen der Worte bu dönemin başlıca yapıtları arasında yer aldı.
Otobiyografik üçlemesinin ilk kitabı Die gerettete Zunge 1977’de, ikinci kitabı Die Fackel im Ohr 1980’de, üçüncü kitabı Das Augenspiel ise 1985’te yayımlandı. Bu eserlerde çocukluk, gençlik, dil öğrenimi, Avrupa şehirleri, ailesi ve dönemin edebiyat çevrelerini kişisel bellekle kültürel tarih arasında bir anlatıya dönüştürdü.
Canetti 1981’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Nobel Komitesi onun roman, oyun, deneme, aforizma, anı ve kitle araştırmalarını farklı türlere yayılan fakat güçlü bir düşünsel bütünlük taşıyan bir yapıt olarak değerlendirdi.
Yaşamının son döneminde özellikle ölüm düşüncesi üzerindeki çalışmasını sürdürdü. Ölümün yalnızca insanın biyolojik sonu olmadığını; savaş, cinayet, iktidar ve hayatta kalan kişinin üstünlük duygusuyla ilişkili kültürel bir mesele olduğunu düşünüyordu.
Elias Canetti 14 Ağustos 1994’te Zürih’te öldü. Ömrünün büyük bölümünü ölümün kabullenilmesine karşı düşünsel bir mücadele yürütmüş bir yazar olarak, kendi ölümüne kadar bu konudaki notlarını sürdürdü.
Ölüm üzerine hazırlamayı düşündüğü kitabı yaşamı sırasında tamamlanmadı. Notları Kristian Wachinger ve Sven Hanuschek tarafından düzenlenerek 2014’te Das Buch gegen den Tod adıyla yayımlandı. Türkçeye Ölüm Can Düşmanım adıyla çevrilen eser, 1942’den 1994’e uzanan ölüm karşıtı düşüncelerinin büyük bölümünü bir araya getirir.
Canetti’nin edebî mirası tek bir türe indirgenemez. Körleşme’de bireyin gerçeklikten kopuşunu, Kitle ve İktidar’da insanların kalabalık ve iktidar içindeki davranışlarını, otobiyografilerinde dil ve belleği, Ölüm Can Düşmanım’da ise yaşamı ölüm karşısında savunma düşüncesini araştırdı.
#EliasCanetti #Körleşme #DieBlendung #ÖlümCanDüşmanım #KitleVeİktidar #NobelEdebiyatÖdülü #AlmanDiliEdebiyatı #Modernizm #KitlePsikolojisi #Aforizma #SürgünEdebiyatı #Ölüm
Elias Canetti’nin Bibliosfer profili modernizm, psikolojik roman, düşünce yazısı, aforizma, kitle davranışı, iktidar, yabancılaşma, bilgi, dil, sürgün, bellek ve ölüm karşıtlığı eksenlerinde şekillenir.
Canetti’nin yapıtlarını birbirinden bağımsız alanlar olarak okumak yanıltıcıdır. Körleşme’deki bireysel saplantılar, Kitle ve İktidar’daki toplumsal davranışlar ve Ölüm Can Düşmanım’daki ölüm karşıtlığı aynı temel soruya bağlanır: İnsan başka insanlar üzerinde nasıl güç kurar ve kendisini kendi zihninin kurduğu hapishanelere nasıl kapatır?
Körleşme’nin merkezindeki Peter Kien olağanüstü bilgili bir sinologdur. Buna rağmen bilgisi onu dünyaya yaklaştırmak yerine dünyadan uzaklaştırır.
Canetti burada bilginin kendisini eleştirmez. Eleştirdiği şey, bilginin başka insanlarla ilişki kurma yeteneğinin ve gerçekliği gözlemlemenin yerine geçmesidir.
Kien’in yirmi beş bin kitaplık kütüphanesi yalnızca çalışma mekânı değildir. Kendisini dış dünyadan koruduğuna inandığı fiziksel ve zihinsel bir kaleye dönüşür.
Romanın “körleşme” kavramı da fiziksel görme kaybından çok zihinsel kapanmayı ifade eder. Karakterler gördüklerini kendi saplantıları doğrultusunda yorumladıkları için aynı ortamda yaşamalarına rağmen ortak bir gerçeklik kuramazlar.
Kien kitapları mutlak değer olarak görürken Therese maddi çıkar ve sahip olma isteği üzerinden hareket eder. Fischerle kendisini büyük bir satranç oyuncusu olarak hayal eder. Her karakter kendi zihinsel evreninde yaşar.
Bu nedenle romanda iletişimsizlik yalnızca insanların birbirini anlamaması değildir. Her insanın karşısındakini kendi dünyasının malzemesine dönüştürmesi biçimini alır.
Canetti’nin karakterleri psikolojik gerçekçilikteki dengeli ve çok yönlü kişiliklerden ziyade belirli saplantıların aşırılaştırılmış biçimleridir. Bu yönleriyle karikatüre, groteske ve alegoriye yaklaşırlar.
Grotesk anlatım romanın sertliğini artırır. Şiddet, para, beden, kitaplar ve cinsellik çoğu zaman komik ile korkunç arasında gidip gelen sahneler içinde verilir.
Romanın üç ana bölümünün başlıkları da temel düşünceyi taşır: başı dünyasız olan insan, başsız dünya ve insanın kendi kafasının içine kapanmış dünyası arasında sürekli bir yer değiştirme vardır.
Kien’in trajedisi yalnızca toplumu anlamaması değildir. Kendisini tamamen akılcı gördüğü için kendi irrasyonelliğini fark edemez.
Bu nokta Canetti’nin modern entelektüel tipine yönelik önemli eleştirilerinden biridir. Uzmanlık ve bilgi, insanın kendi kör noktalarını görmesini otomatik olarak sağlamaz.
Körleşme ile daha sonra yayımlanan Kitle ve İktidar arasında doğrudan bir düşünsel bağ kurulabilir. İlkinde birey kendi saplantısının içine kapanır; ikincisinde bireyin kalabalık içinde kendi sınırlarını kaybetmesi incelenir.
Canetti’ye göre kitle içinde insan tek başınayken taşıdığı mesafe ve ayrımlardan geçici olarak kurtulur. Kalabalığın büyümesi, bireye güçlü bir eşitlik ve korunma hissi verebilir.
Ancak bu özgürleşme aynı zamanda yeni bir itaat biçimine dönüşebilir. Kitle kendi hareket mantığını oluşturur ve bireysel sorumluluğun sınırlarını değiştirebilir.
Canetti’nin kitle kuramı Freudcu veya deneysel sosyal psikolojiye indirgenemez. Mitoloji, tarih, din, antropoloji, savaş, hayvan sürüleri ve siyasal törenler arasında geniş karşılaştırmalar kurar.
Bu yöntem esere olağanüstü düşünsel genişlik verir. Aynı zamanda Kitle ve İktidar’ın bilimsel sosyal psikoloji kitabı gibi kullanılmaması gerektiği anlamına gelir.
Canetti’nin iktidar anlayışının merkezinde “hayatta kalan” figürü bulunur. İktidar sahibi kişinin en temel hazlarından biri, başkaları öldüğünde kendisinin yaşamaya devam ettiğini görmesidir.
Bu düşünce ölüm temasını kitle ve iktidar sorunuyla doğrudan birleştirir. Öldürme gücü ve hayatta kalma üstünlüğü, Canetti açısından siyasal iktidarın en eski biçimlerinden biridir.
Ölüm Can Düşmanım bu düşüncenin en kişisel ve radikal uzantısıdır. Canetti ölüm hakkında tarafsız bir felsefi inceleme yapmaya çalışmaz; açıkça ölümün karşısında yer alır.
Bu nedenle kitap “ölümü kabullenme” veya “ölümle barışma” literatürünün tersine çalışır. Canetti ölümü yaşamın anlamını artıran doğal bir tamamlanma olarak görmek istemez.
Ölümü yücelten atasözlerine, dinî teselli biçimlerine, felsefi kabullere ve ölümün zorunluluğunu estetikleştiren düşüncelere kuşkuyla yaklaşır.
Canetti’nin itirazının önemli bir bölümü etik niteliktedir. Ölümün kaçınılmaz olduğu düşüncesinin savaş ve öldürme karşısında insanı kolayca teslimiyetçi kılabileceğinden endişe eder.
Bu yaklaşım biyolojik anlamda ölümsüzlüğün mümkün olduğuna ilişkin bilimsel bir teori değildir. Canetti’nin ölüm karşıtlığı öncelikle ahlaki, edebî ve düşünsel bir başkaldırıdır.
Ölüm Can Düşmanım’ın parçalı biçimi de önemlidir. Kitap Canetti tarafından tamamlanmış, baştan sona planlanmış tek bir inceleme değildir; onlarca yıl boyunca tuttuğu aforizmaların, düşüncelerin ve okuma notlarının ölümünden sonra oluşturulmuş bütünüdür.
Bu nedenle eserde bazı düşünceler birbirini tekrar edebilir veya birbirleriyle gerilim içinde bulunabilir. Kitabın değeri sistematik bir ölüm kuramından çok, bir insanın elli yılı aşkın süre boyunca aynı meseleyle nasıl mücadele ettiğini göstermesindedir.
Canetti’nin aforizma biçimine ilgisi burada belirginleşir. Bir düşünceyi uzun argümanlarla kanıtlamak yerine birkaç cümle içinde yoğunlaştırır ve okurun alışılmış kabullerini tersine çevirmeye çalışır.
Aynı yöntem Der Ohrenzeuge gibi karakter portrelerinde de görülür. İnsan tipleri birkaç belirgin özellik çevresinde yoğunlaştırılarak toplumsal davranışın grotesk modellerine dönüştürülür.
Canetti’nin otobiyografik eserlerinde ise farklı bir anlatım ortaya çıkar. Dil öğrenme, şehirler, aile ilişkileri ve karşılaştığı yazarlar kişisel geçmişin yanında yirminci yüzyıl Avrupa kültürünün belleğini oluşturur.
Dil, özellikle bu anılarda kimliğin temel unsurlarından biridir. Ladino ile başlayan yaşamında İngilizce, Fransızca ve başka dillerle karşılaşmış olmasına rağmen Almancayı edebî varlığının merkezine yerleştirmesi tesadüfi değildir.
Sürgün deneyimi de bu dil bağlılığını güçlendirir. Canetti bir devlet veya coğrafyadan çok yazdığı dil üzerinden süreklilik kurar.
Eserlerindeki önemli gerilimlerden biri birey ile kalabalık arasındadır. İnsan tek başına kaldığında saplantılarının esiri olabilir; kalabalığa katıldığında ise bireysel sınırlarını kaybedebilir.
Canetti bu iki durumdan birini basit çözüm olarak sunmaz. Hem mutlak yalnızlık hem de kitlenin içinde erime insanın gerçeklikle bağını bozabilir.
Yazarlığının en güçlü yönlerinden biri farklı disiplinleri alışılmadık bağlantılarla bir araya getirmesidir. Roman, antropoloji, tarih, siyaset, mit ve kişisel gözlem aynı düşünsel evren içinde buluşur.
Bu yöntemin sınırlılığı da aynı noktadadır. Büyük tarihsel ve antropolojik genellemeleri her zaman modern akademik yöntemlerin beklediği sistematik kanıt düzeyiyle desteklenmez.
Dolayısıyla Canetti’yi sosyolog veya psikologdan önce edebiyatla düşünce arasında çalışan bir yazar olarak değerlendirmek daha doğru olur. Onun amacı ölçülebilir toplumsal yasalar kurmaktan çok, insan davranışının görünmeyen güçlerini metaforlar ve karşılaştırmalar aracılığıyla açığa çıkarmaktır.
Elias Canetti’nin Bibliosfer’deki temel sınıflandırma alanları modernizm, psikolojik ve grotesk roman, düşünce yazısı, aforizma, kitle davranışı, iktidar, sürgün, dil, bellek, ölüm ve bireyin gerçeklikle ilişkisi olmalıdır. Onu ayırt eden temel özellik, tek bir insanın kendi kitaplarının içine kapanmasıyla milyonlarca insanın bir kitle içinde kendisini kaybetmesi arasında aynı körleşme ve iktidar mekanizmalarını aramasıdır.
Körleşme
Kulakmisafiri: Elli Karakter
Ölüm Can Düşmanım
Soylu Sınıfın Sonbaharı: İngiltere Yılları
Kulaktaki Meşale: Bir Yaşamın Öyküsü
Gözlerin Oyunu
Kitle ve İktidar
Ece Korkmaz profilini ac
“Tahminler yürütüp, sanıp durmaktansa başkalarının neler hissettiklerini bir kez olsun gerçekten bilmek fena olmazdı.”
Soylu Sınıfın Sonbaharı: İngiltere Yılları kitap sayfasini ac
Soylu Sınıfın Sonbaharı: İngiltere Yılları
Elias Canetti
Sel Yayıncılık - 2011 - 240 sayfa
Haldun Kış profilini ac
Haldun Kış
@haldun
Takip et Haldun Kış
Kerem Yalçın profilini ac
Kerem Yalçın
@Kerem
Takip et Kerem Yalçın
Minel Boz profilini ac
Minel Boz
@minel
Takip et Minel Boz
Ece Korkmaz profilini ac
“Dostlukların, kırgınlıkların, kızgınlıkların ve hayranlıkların ortasında; insan, yabancısı olduğu bir kültürde var olmaya çalışırken önce kendi içindeki çelişkilerle hesaplaşır.”
Soylu Sınıfın Sonbaharı: İngiltere Yılları kitap sayfasini ac
Soylu Sınıfın Sonbaharı: İngiltere Yılları
Elias Canetti
Sel Yayıncılık - 2011 - 240 sayfa
Ece Korkmaz profilini ac
“Sevdiği ve nefret ettiği kişi, o kendisidir. Onu uyarmak, suçlamak, olur mu böyle şey, demek kolaydır. Ama onu kavramak, anlamak altından kalkılmaz bir iş...”
Ece Korkmaz profilini ac
“Biri İngiltere'de 'I can't afford it' (Para dayandıramıyorum) cümlesine sarınca herkes bilirdi artık: Zengin bu.”
Soylu Sınıfın Sonbaharı: İngiltere Yılları kitap sayfasini ac
Soylu Sınıfın Sonbaharı: İngiltere Yılları
Elias Canetti
Sel Yayıncılık - 2011 - 240 sayfa
Ece Korkmaz profilini ac
“Işığın çok olduğu yerde, çok gölge vardır.”
Soylu Sınıfın Sonbaharı: İngiltere Yılları kitap sayfasini ac
Soylu Sınıfın Sonbaharı: İngiltere Yılları
Elias Canetti
Sel Yayıncılık - 2011 - 240 sayfa
Kerem Yalçın profilini ac
“Onu tanıdıktan sonra başka hiç kimse benim örnek alacağım biri olmadı. O, örnek insanın örneklik edebileceği tek yolu yürüyordu.”
Ece Korkmaz profilini ac
“İnsanların içinde nelerin olup bittiğini anlayamazsınız”
Ece Korkmaz profilini ac
“Herkes gibi benim de dört bir yandaki dertleri, sıkıntıları hafifletecek kendime göre umutlarım vardı.”
Soylu Sınıfın Sonbaharı: İngiltere Yılları kitap sayfasini ac
Soylu Sınıfın Sonbaharı: İngiltere Yılları
Elias Canetti
Sel Yayıncılık - 2011 - 240 sayfa
Süheyla Yaman profilini ac
Süheyla Yaman
@suheyla
Takip et Süheyla Yaman
Mert Karaca profilini ac
Mert Karaca
@mert
Takip et Mert Karaca
Selin Aras profilini ac
Selin Aras
@Selin
Takip et Selin Aras
Haldun Kış profilini ac
Haldun Kış
@haldun
Takip et Haldun Kış
Saatli Marif Takvimi profilini ac
Saatli Marif Takvimi
@saatlimariftakvimi
Takip et Saatli Marif Takvimi