Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
7 Kitap
1 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 25-07-1905
Doğum yeri Rusçuk
Ölüm tarihi 14-08-1994

Elias Canetti, 25 Temmuz 1905’te Bulgaristan’ın Tuna kıyısındaki Rusçuk kentinde, günümüzdeki adıyla Ruse’de doğdu. Sefarad Yahudisi bir aileden geliyordu. Çocukluğunda konuştuğu ilk dil, ailesinin Osmanlı coğrafyasındaki Sefarad geçmişinden taşıdığı Ladino idi.

Babası Jacques Canetti ile annesi Mathilde Arditti Canetti çok dilli bir çevrede yetişmişti. Aile yaşamında Ladino temel dil olmakla birlikte Bulgarca, Türkçe, Rumence ve başka Balkan dilleri de çevresinde duyuluyordu. Bu çok dillilik Canetti’nin daha sonraki yaşamında dil, kimlik ve kültürel aidiyet üzerine geliştirdiği duyarlılığın erken kaynaklarından biri oldu.

Aile 1911’de Manchester’a taşındı. Canetti burada ilk kez İngilizce eğitim gördü. Babasının 1912’de beklenmedik biçimde ölmesi çocukluğunun en önemli kırılmalarından biriydi ve ölüm düşüncesi yaşamının geri kalanında eserlerinin merkezî meselelerinden biri hâline geldi.

Annesi üç oğluyla birlikte 1913’te Viyana’ya taşındı. Canetti Almancayı annesinden yoğun ve disiplinli bir eğitimle öğrendi. Daha sonra eserlerinin tamamına yakınını Almanca yazdı ve çok dilli yaşamına rağmen Almancayı kendi edebî kimliğinin temel dili olarak benimsedi.

Birinci Dünya Savaşı sırasında aile yeniden taşındı. Canetti 1916’dan 1921’e kadar Zürih’te eğitim gördü; ardından Frankfurt’ta liseye devam etti. Savaş, milliyetçilik, ekonomik kriz ve toplumsal kalabalıkların siyasal davranışı gençliğinde doğrudan gözlemlediği olgular arasındaydı.

1924’te Viyana’ya dönerek Viyana Üniversitesinde kimya öğrenimine başladı. Bilimsel eğitimini sürdürürken edebiyat, felsefe, tiyatro ve dönemin Viyana kültür yaşamına giderek daha fazla yöneldi.

Yazar ve eleştirmen Karl Kraus’un konferansları Canetti üzerinde güçlü etki yarattı. Kraus’un dilin siyasal ve ahlaki kullanımına yönelik keskin eleştirileri, Canetti’nin insan davranışını, iktidarı ve toplumsal dili gözlemleme biçiminin gelişmesine katkıda bulundu.

15 Temmuz 1927’de Viyana Adalet Sarayı’nın yakılmasıyla sonuçlanan kitlesel gösterilere tanık olması Canetti için belirleyici bir deneyim oldu. Kalabalığın tek tek bireylerden farklı davranış biçimleri geliştirmesi, daha sonra onlarca yıl üzerinde çalışacağı kitle psikolojisi araştırmalarının temel sorularından birini oluşturdu.

1928’de Berlin’e yaptığı ziyarette Bertolt Brecht, George Grosz ve Isaak Babel gibi isimlerle tanıştı. Viyana ve Berlin’in savaş sonrası kültürel ortamı, Canetti’nin modern toplumun parçalanmışlığına ve bireyin toplumsal gerçeklikle ilişkisine yönelik ilgisini güçlendirdi.

1929’da Viyana Üniversitesinde kimya doktorasını tamamladı. Ancak profesyonel olarak kimyagerlik yapmadı. Edebiyata ve insan davranışlarının incelenmesine yönelerek yaşamının geri kalanını yazarlığa adadı.

1930 ile 1931 arasında tek romanı Die Blendung’u kaleme aldı. Roman ilk kez Ekim 1935’te Viyana’da yayımlandı. Türkçede Körleşme adıyla bilinen eser, geniş bir özel kütüphaneye kapanmış sinolog Peter Kien’in gerçeklikle giderek kopan ilişkisini anlatır.

Peter Kien, yaşamını kitaplara ve soyut bilgiye adamış, insanlarla doğrudan ilişki kurmaktan kaçınan bir entelektüeldir. Hizmetçisi Therese ile yaptığı evlilik, kendisini koruduğunu düşündüğü kapalı bilgi dünyasının parçalanmasına yol açar.

Körleşme, yalnızca bireysel delilik üzerine kurulmuş psikolojik bir roman değildir. Bilginin gerçek yaşamdan kopması, uzmanlaşmanın insanı çevresine karşı körleştirmesi, iktidar arzusu, para, şiddet ve insanlar arasındaki iletişimsizlik romanın temel meselelerini oluşturur.

Canetti başlangıçta farklı saplantılı insan tiplerini anlatacağı geniş bir roman dizisi tasarlamıştı. Die Blendung bu tasarının gerçekleşen tek romanı oldu. Daha sonra kurmaca roman dizisini sürdürmek yerine çalışmalarını kitleler, iktidar ve insan davranışı üzerine yoğunlaştırdı.

1934’te yazar ve çevirmen Veza Taubner-Calderon ile evlendi. Veza Canetti yalnızca eşi değil, yaşamının önemli bir entelektüel ve edebî çalışma arkadaşıydı. Daha sonraki araştırmalar Veza’nın kendi bağımsız edebî üretiminin yanı sıra Elias Canetti’nin çalışmalarının gelişiminde de önemli katkısı bulunduğunu ortaya koymuştur.

Avusturya’nın 1938’de Nazi Almanyası tarafından ilhak edilmesinin ardından Yahudi olan Canetti ve eşi Viyana’dan ayrılmak zorunda kaldılar. Paris üzerinden Londra’ya geçtiler ve Canetti yaşamının sonraki önemli bölümünü İngiltere’de sürgünde geçirdi.

Londra yıllarında yaklaşık yirmi yıl boyunca kitlelerin oluşumu, davranışı, din, mitoloji, antropoloji, tarih ve iktidar yapıları üzerine çalıştı. Bu uzun araştırmanın sonucu Masse und Macht, Türkçede Kitle ve İktidar adıyla bilinen eser, 1960’ta yayımlandı.

Kitle ve İktidar, akademik sosyoloji veya psikolojinin geleneksel yöntemlerine bağlı bir inceleme değildir. Canetti tarih, mit, antropoloji, din, hayvan davranışları ve siyasal olaylardan hareket ederek insanların kalabalık içinde nasıl dönüştüğünü ve iktidarın hayatta kalma isteğiyle nasıl ilişkilendiğini araştırdı.

Canetti 1942’den itibaren ölüm üzerine sistemli notlar tutmaya başladı. Ölümü doğal ve kabullenilmesi gereken bir gerçeklik olarak yüceltmeye karşı çıktı; insanın ölümü düşünsel ve ahlaki olarak reddetmesi gerektiğini savundu. Bu mücadele yaşamının sonuna kadar sürdü.

1952’de Britanya vatandaşlığına geçti. Bununla birlikte Almanca yazmayı bırakmadı. Farklı ülkelerde yaşamış, Ladino ile büyümüş ve İngilizceyi erken yaşta öğrenmiş olmasına rağmen Almanca, edebî üretiminin değişmeyen merkezi olarak kaldı.

1963’te Veza Canetti öldü. Canetti daha sonra Hera Buschor ile evlendi ve bu evlilikten 1972’de kızı Johanna dünyaya geldi. Yaşamının ilerleyen döneminde Londra ile İsviçre arasında giderek daha fazla zaman geçirdi.

1960’lardan itibaren deneme, aforizma, karakter portresi, seyahat anlatısı ve anı türlerinde çok sayıda eser yayımladı. Die Stimmen von Marrakesch, Der andere Prozeß, Die Provinz des Menschen, Der Ohrenzeuge ve Das Gewissen der Worte bu dönemin başlıca yapıtları arasında yer aldı.

Otobiyografik üçlemesinin ilk kitabı Die gerettete Zunge 1977’de, ikinci kitabı Die Fackel im Ohr 1980’de, üçüncü kitabı Das Augenspiel ise 1985’te yayımlandı. Bu eserlerde çocukluk, gençlik, dil öğrenimi, Avrupa şehirleri, ailesi ve dönemin edebiyat çevrelerini kişisel bellekle kültürel tarih arasında bir anlatıya dönüştürdü.

Canetti 1981’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Nobel Komitesi onun roman, oyun, deneme, aforizma, anı ve kitle araştırmalarını farklı türlere yayılan fakat güçlü bir düşünsel bütünlük taşıyan bir yapıt olarak değerlendirdi.

Yaşamının son döneminde özellikle ölüm düşüncesi üzerindeki çalışmasını sürdürdü. Ölümün yalnızca insanın biyolojik sonu olmadığını; savaş, cinayet, iktidar ve hayatta kalan kişinin üstünlük duygusuyla ilişkili kültürel bir mesele olduğunu düşünüyordu.

Elias Canetti 14 Ağustos 1994’te Zürih’te öldü. Ömrünün büyük bölümünü ölümün kabullenilmesine karşı düşünsel bir mücadele yürütmüş bir yazar olarak, kendi ölümüne kadar bu konudaki notlarını sürdürdü.

Ölüm üzerine hazırlamayı düşündüğü kitabı yaşamı sırasında tamamlanmadı. Notları Kristian Wachinger ve Sven Hanuschek tarafından düzenlenerek 2014’te Das Buch gegen den Tod adıyla yayımlandı. Türkçeye Ölüm Can Düşmanım adıyla çevrilen eser, 1942’den 1994’e uzanan ölüm karşıtı düşüncelerinin büyük bölümünü bir araya getirir.

Canetti’nin edebî mirası tek bir türe indirgenemez. Körleşme’de bireyin gerçeklikten kopuşunu, Kitle ve İktidar’da insanların kalabalık ve iktidar içindeki davranışlarını, otobiyografilerinde dil ve belleği, Ölüm Can Düşmanım’da ise yaşamı ölüm karşısında savunma düşüncesini araştırdı.

#EliasCanetti #Körleşme #DieBlendung #ÖlümCanDüşmanım #KitleVeİktidar #NobelEdebiyatÖdülü #AlmanDiliEdebiyatı #Modernizm #KitlePsikolojisi #Aforizma #SürgünEdebiyatı #Ölüm