Bir ülkeye sığınmak, o ülkeye ait olmak anlamına gelmez.
Elias Canetti, Avrupa’nın savaşın karanlığına gömüldüğü yıllarda İngiltere’ye gelir. Ardında bıraktığı dünya parçalanırken karşısında kendisine yabancı bir toplum, farklı alışkanlıklar ve köklü bir sınıf düzeni vardır.
Canetti bu yeni dünyaya dışarıdan bakar.
Partilere katılır.
Yazarlarla, düşünürlerle, sanatçılarla tanışır.
Dostluklar kurar, kırılır, öfkelenir, hayran olur.
Ve karşılaştığı insanları yalnızca hatırlamakla yetinmez; onları dikkatle inceler.
T. S. Eliot, Iris Murdoch, Franz Steiner ve dönemin başka entelektüelleri, Canetti’nin keskin gözlemleri altında yalnızca ünlü isimler olmaktan çıkar; zaafları, kibirleri, tutkuları ve çelişkileriyle canlı karakterlere dönüşürler.
İngiltere savaşın içindedir.
Bombalar düşerken bile bazı alışkanlıklar devam eder. Davetler düzenlenir, sınıfsal mesafeler korunur, insanlar kendi dünyalarının ritmini sürdürmeye çalışır.
Canetti’nin dikkatini çeken tam da bu çelişkidir.
Bir yanda savaşın yarattığı korku ve yoksulluk…
Diğer yanda eski dünyanın görgü kuralları, ayrıcalıkları ve kendisini hâlâ ayakta tutmaya çalışan soylu sınıf.
Fakat Soylu Sınıfın Sonbaharı yalnızca İngiltere’nin toplumsal portresi değildir.
Aynı zamanda Canetti’nin kendi sürgünlüğünün de hikâyesidir.
Kendisine yabancı bir kültür içinde yer edinmeye çalışan bir yazarın insanlarla kurduğu ilişkiler, yalnızlığı, öfkeleri ve hayranlıkları bu anıların arasından görünür hâle gelir. Fischer’in tanımladığı gibi kitap, Canetti’nin İngiliz sürgünündeki onlarca yılına ait hem kışkırtıcı hem de mizahi gözlemler sunar.
Canetti kimseyi olduğu gibi bırakmaz.
İnsanların söylediklerinden çok davranışlarına bakar.
Bir jestin, bir suskunluğun ya da küçük bir kibir gösterisinin arkasında saklanan kişiliği yakalamaya çalışır.
Bu nedenle ortaya çıkan şey sıradan bir anı kitabından çok, bir çağın insan galerisidir.
Soylu Sınıfın Sonbaharı: İngiltere Yılları, savaş yıllarının Londra’sından edebiyat çevrelerine, aristokrasinin çözülüşünden sürgünlük duygusuna uzanan; kişisel hafızayla toplumsal gözlemi bir araya getiren keskin ve yer yer acımasız bir Canetti kitabı. Sel Yayıncılık da eseri, savaş koşullarında dahi alışkanlıklarını sürdüren İngiliz entelektüellerine odaklanan bir portreler galerisi olarak konumlandırıyor.
Bir dönemi anlamak için bazen büyük tarih kitaplarına değil,
o dönemin insanlarının birbirlerine nasıl baktığına, nasıl konuştuğuna ve neyi görmezden geldiğine bakmak gerekir.
Canetti de tam olarak bunu yapıyor:
Bir toplumun sonbaharını, içindeki insanların yüzlerinden okuyor.
- Çevirmen
- Veysel Atayman
Haldun Kış profilini ac
Haldun Kış
@haldun
Takip et Haldun Kış
Kerem Yalçın profilini ac
Kerem Yalçın
@Kerem
Takip et Kerem Yalçın
Minel Boz profilini ac
Minel Boz
@minel
Takip et Minel Boz