Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
1 Kitap
1 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 19-06-1909
Doğum yeri Aomori
Ölüm tarihi 13-06-1948

#OsamuDazai, gerçek adıyla Shūji Tsushima, 19 Haziran 1909’da Japonya’nın kuzeyindeki Aomori eyaletine bağlı Kanagi köyünde doğdu. Tsushima ailesinin onuncu çocuğu ve altıncı oğluydu. Babası Gen’emon Tsushima, bölgenin önde gelen toprak sahiplerinden olmasının yanında yerel meclislerde, Temsilciler Meclisinde ve Akranlar Meclisinde görev yapan etkili bir siyasetçiydi. Annesi Tane Hanım ise uzun süre devam eden sağlık sorunları nedeniyle çocuklarının bakımını bütünüyle üstlenemiyordu.

Dazai, çocukluğunun ilk yıllarında sütannesi, teyzesi Kie ve ailenin yanında çalışan Take Chikamura tarafından yetiştirildi. Annesiyle kuramadığını düşündüğü yakınlık ve kendisini büyüten kadınların birbirinden farklı rolleri, ilerleyen yıllarda annelik, terk edilme, korunma ve aileye ait olma konularına yönelmesinde etkili oldu. Çocukluk anıları, yalnızca biyografisinin bir bölümü olarak kalmadı; farklı kişiler ve anlatıcılar aracılığıyla eserlerine yeniden girdi.

Doğduğu geniş aile evi, Tsushima ailesinin zenginliğini ve bölgedeki toplumsal konumunu temsil ediyordu. Japon ve Batı mimarisinin özelliklerini birleştiren bu yapı, daha sonra Shāyōkan adıyla Osamu Dazai Anı Müzesi’ne dönüştürüldü. Dazai’nin eserlerinde görülen ayrıcalıklı aileye mensup olmanın verdiği güvenle bu ayrıcalıktan duyulan suçluluk arasındaki gerilim, çocukluğunu geçirdiği toplumsal çevreden beslendi.

1916’da Kanagi İlkokuluna başladı. Derslerinde başarılıydı ve özellikle kompozisyon alanında dikkat çekiyordu. Var olan hikâyeleri değiştirerek yeniden anlatması, çevresindeki olayları kurmaca ayrıntılarla düzenlemesi ve insan davranışlarını gözlemlemesi, yazarlığının erken belirtileri arasında değerlendirildi.

1923’te Aomori Ortaokuluna girdi. Bu yıllarda Ryūnosuke Akutagawa, Kan Kikuchi, Naoya Shiga ve Masuji Ibuse gibi çağdaş Japon yazarlarını okumaya başladı. Okul dergilerinde metinler yayımladı; arkadaşlarıyla birlikte Seiza, Shinkirō ve Aonbo gibi öğrenci dergilerinin hazırlanmasına katıldı. 1925’te yayımlanan “Son Taikō” adlı tarihsel anlatısı, bilinen ilk kurmaca çalışmalarından biri oldu.

1927’de Hirosaki Yüksekokulunun edebiyat programına başladı. Aynı yıl hayranlık duyduğu Ryūnosuke Akutagawa’nın ölümü onu derinden etkiledi. Derslerine ilgisi azalırken edebiyat, resim, tiyatro ve siyasal düşünce alanlarına daha fazla yöneldi. Defterlerine yüzler, karikatürler ve kendi portrelerini çizmesi, görsel sanatlara duyduğu ilginin göstergesiydi.

Hirosaki yıllarında sol düşünce çevreleriyle ilişki kurdu ve ailesinin mensup olduğu büyük toprak sahipleri sınıfını eleştiren metinler yazdı. Muğen Naraku ve Jinushi Ichi-dai gibi erken çalışmalarında aile serveti, köylüler ile toprak sahipleri arasındaki eşitsizlik ve kendi toplumsal konumundan duyduğu rahatsızlık öne çıktı. Bu dönem, sınıfsal ayrıcalıkla ahlaki sorumluluk arasındaki çatışmanın yazarlığındaki temel kaynaklarından birine dönüşmesini sağladı.

1930’da Tokyo İmparatorluk Üniversitesi Fransız Edebiyatı Bölümüne kaydoldu. Ancak üniversite eğitimine düzenli biçimde devam edemedi ve mezun olmadı. Tokyo’ya gelişinden kısa süre sonra uzun zamandır hayranlık duyduğu yazar Masuji Ibuse’yle tanıştı. Ibuse, Dazai’nin edebî çalışmalarını yönlendiren, yazılarını okuyan ve hayatındaki krizlerde ona destek olan temel isimlerden biri oldu.

Dazai, Tokyo’da yasa dışı kabul edilen sol hareketlere lojistik ve mali destek sağladı. Ailesi, siyasal faaliyetlerinin Tsushima ailesinin konumuna zarar vereceğinden kaygı duyuyordu. Polis baskısı ve ailesinin müdahalesi sonucunda 1932’de bu çevrelerden uzaklaştı. Hareketten ayrılması, eserlerinde tekrar tekrar görülen ihanet, korkaklık, siyasal inanç karşısında yetersizlik ve kişinin kendi ideallerini taşıyamaması konularını güçlendirdi.

1930’da Shimeko Tanabe adlı genç kadınla birlikte yaşamlarına son vermeye yönelik bir girişimde bulundu; Dazai hayatta kalırken Tanabe öldü. Aynı dönemde geyşa olarak çalışan Hatsuyo Oyama ile ilişkisinin aile tarafından kabul edilmemesi üzerine Tsushima ailesinin ana kolundan ayrıldı. Hatsuyo’yla resmî kayda geçirilmeyen bir evlilik hayatı kurdu. Aileden kopuş, suçluluk ve toplumsal dışlanma duygusu, gençlik dönemi eserlerinin önemli arka planlarından biri oldu.

1933’ten itibaren Osamu Dazai adını kullanmaya başladı. Omoide, Ressha, Gyofukuki ve Dōke no Hana gibi eserlerinde çocukluk, aile, ölüm düşüncesi ve yazarın kendi hayatını kurmaca bir anlatıcı aracılığıyla yeniden oluşturması öne çıktı. Dazai, kişisel deneyimlerini doğrudan günlük biçiminde aktarmak yerine anlatıcılar, çerçeve hikâyeler, belgeler ve alaycı müdahalelerle dönüştürdü.

1935’te yayımlanan Gyakkō, ilk Akutagawa Ödülü için aday gösterildi. Ödülün yeni yazarların edebiyat dünyasına tanıtılmasında önemli bir konuma sahip olması, adaylığı Dazai’nin kariyerinde belirleyici bir fırsata dönüştürdü. Ancak ödülü alamaması onda yoğun bir hayal kırıklığı yarattı.

Aynı yıl üniversiteden mezun olma ve düzenli bir işe girme umutlarının zayıflaması üzerine ağır bir kriz yaşadı. Akut apandisit ve peritonit nedeniyle hastaneye kaldırıldı; tedavide kullanılan ağrı kesicilere bağımlılık geliştirdi. Sağlık sorunları, borçlar ve edebiyat dünyasında kalıcı bir yer edinme kaygısı, 1930’ların ortalarındaki yaşamını belirledi.

İlk öykü kitabı Bannen, 1936’da yayımlandı. Adı “Son Yıllar” veya “Geç Dönem” anlamına gelen kitap, henüz yirmili yaşlarındaki bir yazarın eserine ölüm öncesi bir toplam niteliği vermesi bakımından dikkat çekiciydi. Eser, Dazai’nin #otobiyografikkurmacayla masalsı ve deneysel anlatıyı aynı kitapta kullanabildiğini gösterdi.

İlaç bağımlılığının ağırlaşması üzerine 1936’da Musashino Hastanesine yatırıldı. Hastaneye kendi isteği dışında kapatıldığını düşünmesi, insan olarak güvenilirliğini ve toplumsal yeterliliğini kaybettiği duygusunu derinleştirdi. Bu deneyimin izleri Human Lost gibi metinlere ve daha sonra İnsanlığımı Yitirirken’in temel düşünsel alanına taşındı.

1937’de Hatsuyo’yla ilişkisi sona erdi. Hayatındaki yıkıcı dönem, Masuji Ibuse’nin desteğiyle yeni bir düzene geçmesiyle değişmeye başladı. Ibuse, Yamanashi’de öğretmenlik yapan Michiko Ishihara ile tanışmasına aracılık etti. Dazai ile Michiko 1939’da evlendi ve Tokyo yakınlarındaki Mitaka’ya yerleşti.

Evlilik, düzenli çalışma imkânı ve daha sakin aile hayatı, Dazai’nin edebiyatındaki orta dönemi başlattı. Bu yıllarda yalnızca kendi hayatındaki krizleri anlatan metinlerden uzaklaşarak tarihsel kişiler, kadın anlatıcılar, gençler, klasik hikâyeler ve gündelik hayatın farklı karakterleri üzerine eserler verdi.

Fugaku Hyakkei’de Fuji Dağı’nın edebiyatta ve gündelik hayatta aldığı farklı anlamları alaycı fakat duyarlı bir anlatımla ele aldı. Joseito’da genç bir kadının bir gününü #benanlatısı ve iç konuşmalar aracılığıyla anlattı. Kadın anlatıcının düşüncelerini, bedensel deneyimini ve toplumsal beklentiler karşısındaki huzursuzluğunu ayrıntılı biçimde kurdu.

1940’ta yayımlanan Koş Melos!, dostluk, güven, verilen sözü tutma ve insanın başkası uğruna sorumluluk üstlenmesi çevresinde gelişti. Dazai’nin yalnızca karamsarlık ve kendine zarar verme konularıyla sınırlandırılamayacağını gösteren eser, Japonya’da uzun yıllar eğitim programlarında okutulan en tanınmış hikâyelerinden biri oldu.

Kakekomi Uttae’de Yahuda’nın İsa’ya yönelik sevgisini, kıskançlığını ve ihanetini tek kişinin yoğun konuşması üzerinden anlattı. Shin Hamuretto ve Udaijin Sanetomo gibi eserlerde Batı tiyatrosuyla Japon tarihini yeniden yorumladı. Bilinen hikâyeleri yeniden yazarken kahramanları yüceltilmiş figürler olarak değil, korkuları ve çelişkileri bulunan insanlar olarak ele aldı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında sağlık durumu nedeniyle askere alınmadı. Savaş yıllarında yayıncılık üzerindeki denetim, kâğıt kıtlığı ve sansür koşulları içinde yazmayı sürdürdü. Hanabi adlı eserinin yayımlanması yetkililer tarafından engellendi. Buna rağmen aile, gençlik, ahlaki seçim ve geleneksel hikâyeler üzerine çalışmalar üretmeye devam etti.

1944’te bir yayınevinin bölgesel kültür dizisi için #Tsugaru bölgesini anlatan bir kitap yazmakla görevlendirildi. Mayıs ve haziran aylarında doğduğu bölgeyi dolaşarak çocukluk çevresindeki insanlarla yeniden görüştü. Bu yolculuk sonucunda yayımlanan Tsugaru, gezi yazısı, hatıra ve roman özelliklerini birleştirdi.

Tsugaru’da yazarın doğduğu büyük evle ilişkisi, bölgenin coğrafyası, halkın gündelik hayatı ve çocukken kendisini yetiştiren Take’yle yeniden karşılaşması anlatılır. Eser, Dazai’nin memleketine duyduğu sevgiyle ailesinin sınıfsal ve duygusal mirasına yönelik öfkesini aynı anlatıda bir araya getirdi.

Savaşın son döneminde ailesiyle önce Yamanashi’ye, ardından Kanagi’deki doğduğu eve sığındı. Japonya’nın yenilgisini burada karşıladı. Hava saldırıları sırasında yazdığı Otogizōshi’de geleneksel Japon masallarını çağdaş ve #karamizah içeren bir bakışla yeniden kurdu.

1946’da ailesiyle Mitaka’ya döndü. Savaş sonrasındaki ekonomik yıkım, değer değişimi, ani demokratikleşme söylemleri ve eski toplumsal sınıfların çözülmesi, son dönem eserlerinin tarihsel zeminini oluşturdu. Dazai, Ango Sakaguchi ve Sakunosuke Oda gibi isimlerle birlikte #Buraiha olarak anılmaya başladı.

Buraiha, ortak bir bildiriye ve belirlenmiş kurallara sahip düzenli bir edebiyat hareketinden çok, #savaşsonrasıJaponya’nın ahlaki ve toplumsal düzeni karşısında uyumsuz, ironik ve muhalif bir tavır taşıyan yazarları tanımlamak için kullanıldı. Dazai’nin eserleri bu çevre içinde değerlendirilse de yazarlığı savaş öncesinden beri devam eden aile, suçluluk, maske ve yabancılaşma sorunlarını korudu.

Viyon no Tsuma’da sorumsuz ve yıkıcı davranışlar gösteren bir yazarın hayatı, onun borçlarının ve ilişkilerinin sonuçlarını üstlenen karısının bakış açısından anlatıldı. Kadın anlatıcı, yaşadığı güçlükler karşısında yalnızca mağdur olarak kalmaz; çalışma, gözlem ve pratik dayanıklılık yoluyla kendi yaşam alanını kurar.

1947’de yayımlanan #BatanGüneş, savaş sonrasında ekonomik ve toplumsal gücünü kaybeden aristokrat bir ailenin hayatına yöneldi. Kazuko, annesi ve savaştan dönen kardeşi Naoji aracılığıyla eski değerlerin çöküşü, yeni bir yaşam kurma isteği, bağımlılık, sınıfsal kimlik ve aile mirası işlendi.

Batan Güneş’in oluşumunda Shizuko Ōta’nın tuttuğu günlüklerden yararlandı. Dazai, gerçek bir kişinin deneyimlerini olduğu gibi aktarmak yerine onları farklı karakterlere ve romanın toplumsal yapısına dağıttı. Kitap, savaş sonrasında eski statüsünü ve hayat düzenini kaybeden kesimlerin edebî simgelerinden biri hâline geldi.

#İnsanlığımıYitirirken’in özgün adı Ningen Shikkaku’dur. Eser 1948’de tefrika edildi ve aynı yıl kitaplaştırıldı. Roman; kısa bir giriş, Ōba Yōzō’ya ait olduğu belirtilen üç defter ve bu defterleri çerçeveleyen bir sonuç bölümünden oluşur. Okur, Yōzō’nun hayatını yalnızca kendi anlatısından değil, onun belgelerini elinde bulunduran dış anlatıcının değerlendirmelerinden de izler.

Yōzō, çocukluğundan itibaren insanların davranışlarını ve gündelik hayatın görünmeyen kurallarını anlayamadığını düşünür. Korkusunu gizlemek için çevresindekileri güldüren bir soytarı kimliği geliştirir. Mizah, onun için insanlarla gerçek bir yakınlık kurmanın değil, onlara fark edilmeden uyum sağlamanın ve kendisini korumanın aracına dönüşür.

Karakterin okul yılları, sanat çevresi, siyasal faaliyetleri, ilişkileri, bağımlılıkları ve hastane deneyimi Dazai’nin hayatıyla belirgin benzerlikler taşır. Bununla birlikte Yōzō, yazarın eksiksiz bir portresi değildir. Dazai, yaşamından aldığı parçaları seçerek, abartarak ve çerçeve anlatının mesafesiyle yeniden yorumlayarak bağımsız bir roman karakteri oluşturdu.

İnsanlığımı Yitirirken’in temel sorunu yalnızca bireysel mutsuzluk değildir. Yōzō’nun “insan” kabul edilmek için gereken davranışları anlayamaması; aile, okul, siyaset, aşk, para, çalışma ve toplumsal saygınlık kurumlarıyla kurduğu ilişkinin bozulmasına yol açar. Roman, #yabancılaşma ile toplumsal kabul arasındaki ilişkiyi inceler.

Dazai’nin anlatımında itirafla kurmaca, acıyla mizah ve samimiyetle gösteri sürekli olarak yan yana bulunur. Anlatıcılar kendileri hakkındaki en ağır yargıları açıklar gibi görünürken okurun duygularını yönlendirmek için bilinçli bir dil de kurarlar. #utançvesuçluluk, yalnızca konu değil, anlatıcının kendisini okura sunma biçimidir.

Dazai’nin eserlerindeki kadın anlatıcılar, çocuklar, başarısız öğrenciler, bağımlılar, yoksullaşmış eski seçkinler ve toplumun dışında kalan kişiler aynı merkezî soruyu farklı biçimlerde taşırlar: İnsan, başkalarıyla birlikte yaşarken kendi benliğini nasıl koruyabilir?

Son döneminde Guddo-bai adlı mizahi bir roman üzerinde çalışıyordu. Eser, ilişkilerini sona erdirmek isteyen bir adamın, farklı kadınlara karşı nişanlısı gibi davranması için güçlü ve alışılmadık bir kadından yardım istemesini konu alıyordu. Dazai’nin ölümünden dolayı tamamlanamayan roman, son çalışmalarında dahi mizah, toplumsal rol ve kadın-erkek ilişkileriyle ilgilenmeyi sürdürdüğünü gösterir.

Dazai, 13 Haziran 1948 gecesi Tomie Yamazaki ile birlikte Tokyo’nun Mitaka bölgesindeki Tama Su Kemeri’nde yaşamına son verdi. İkisinin naaşı 19 Haziran’da bulundu; bu tarih Dazai’nin doğum gününe denk geliyordu. Mezarı Mitaka’daki Zenrinji Tapınağına yapıldı ve 19 Haziran daha sonra Kiraz Anma Günü olarak anılmaya başladı.

Osamu Dazai, yaşadığı dönemde ilk Akutagawa Ödülü’ne aday gösterilmesine rağmen ödülü kazanmadı. Edebî konumu esas olarak kitaplarının okurlar üzerindeki etkisi, savaş sonrası Japon edebiyatındaki yeri ve ölümünden sonra sürekli genişleyen okur kitlesiyle oluştu.

Chikuma Shobō, 1964’te yeni romancıları desteklemek amacıyla Dazai Osamu Ödülü’nü kurdu. Bir dönem kesintiye uğrayan ödül, Dazai’nin ölümünün ellinci yılında Mitaka Belediyesiyle ortaklaşa yeniden başlatıldı. Ödül, çok sayıda yeni yazarın edebiyat dünyasına girişinde rol oynadı.

Dazai’nin Kanagi’deki doğum evi Shāyōkan adıyla müzeye, Mitaka’daki yaşam alanları ise anma ve araştırma çalışmalarının merkezlerine dönüştü. El yazmaları, mektupları, ilk baskıları, resimleri ve kişisel belgeleri Japonya’daki kütüphane ve müzelerde korunmaktadır.

İnsanlığımı Yitirirken, Batan Güneş, Tsugaru, Koş Melos!, Öğrenci Kız, Otogizōshi ve Villon’un Karısı gibi eserleri farklı dillere çevrildi. Özellikle İnsanlığımı Yitirirken, toplumun gündelik kurallarına uyum sağlayamama, kendi duygularını maskelemek zorunda kalma ve başkalarının karşısında gerçek benliğini kaybetme konularıyla yeni okur kuşaklarına ulaşmayı sürdürdü.

Osamu Dazai, kişisel hayatındaki krizleri yalnızca itiraf malzemesine dönüştürmedi; onları anlatıcı güvenilirliği, mizah, çerçeve hikâye, uyarlama, farklı cinsiyetlerden anlatıcılar ve dilsel oyunlar aracılığıyla edebî biçime dönüştürdü. #JaponEdebiyatındaki kalıcı konumu, hayatıyla eserleri arasındaki benzerlik kadar bu deneyimleri çok katmanlı kurmacalara dönüştürme gücünden kaynaklanır.