Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
28 Kitap
0 Okunma
1 Beğeni
1 Takipçi
Doğum tarihi 1982
Doğum yeri Berlin

Şermin Yaşar, 1982 yılında Berlin’de doğdu. Çocukluk yıllarında ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek Bilecik’in Kınık köyüne yerleşti. Köy hayatı, aile büyükleri, mahalle ilişkileri, bakkal kültürü, gündelik konuşmalar ve Anadolu insanına özgü davranış biçimleri, ilerleyen yıllarda hem çocuk kitaplarının hem yetişkinlere yönelik öykülerinin temel gözlem alanları arasında yer aldı.

Lisans öğrenimini Süleyman Demirel Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde tamamladı. Gazi Üniversitesinde Yeni Türk Edebiyatı alanında yüksek lisans yaptı. Edebiyat eğitimi sırasında Türkçenin söz varlığı, halk anlatıları, modern Türk öyküsü, çocuk edebiyatı ve gündelik dilin edebî metin içindeki kullanımı üzerine geliştirdiği ilgi, yazarlığının farklı dönemlerinde belirginleşti.

Uzun yıllar reklam ve medya sektöründe çalıştı. Metin yazarlığı, reklam yazarlığı, kreatif direktörlük ve yaratıcı grup başkanlığı görevlerinde bulundu. Reklamcılık deneyimi; kısa, ritmik ve akılda kalıcı cümleler kurma, gündelik konuşmaların mizahi yönünü yakalama ve farklı okur gruplarına doğrudan seslenme becerisini geliştirdi.

Üç çocuğuyla oynadığı yaratıcı oyunları ve annelik deneyimlerini Oyuncu Anne adıyla sosyal medya üzerinden paylaşmaya başladı. Çocukların pahalı oyuncaklara veya sürekli yetişkin yönlendirmesine ihtiyaç duymadan gündelik eşyalarla oyun kurabileceklerini anlatan paylaşımları geniş bir okur çevresine ulaştı. Bu çalışmalarını çocukların yaratıcılığını, aile içi iletişimi ve oyun kültürünü konu alan kitaplara dönüştürdü.

Başlarım Şimdi Anneliğe, anneliğe ilişkin idealize edilmiş davranış kalıplarını mizah ve kişisel deneyim aracılığıyla ele alan deneme kitabıdır. Annelik rolü, kusursuzluk beklentisi, suçluluk duygusu, yorgunluk, aile çevresinin müdahaleleri ve çocuk yetiştirme konusundaki toplumsal baskılar gündelik olaylardan hareketle anlatılır.

Oyuncu Anne, çocuklarla birlikte kurulabilecek oyunları ve aile yaşamında yaratıcılığın geliştirilmesini konu edinir. Evde bulunan basit malzemelerin hayal gücü aracılığıyla farklı oyun alanlarına dönüştürülebileceğini gösterir. Kitap, oyunu yalnızca çocuğu oyalayan bir faaliyet olarak değil, çocukla yetişkin arasında ilişki kuran ortak bir dil olarak ele alır.

Ev Yapımı Sihirli Değnek, gündelik hayat içinde ailece uygulanabilecek oyun, etkinlik ve mutluluk önerilerini bir araya getirir. Çocukla geçirilen zamanın niteliğini maddi imkânlardan ayırarak dikkat, katılım, merak ve birlikte üretme kavramları çevresinde değerlendirir.

Oyun Takvimi, yılın farklı dönemlerinde çocuklarla gerçekleştirilebilecek oyun ve etkinlikleri düzenli bir yapı içinde sunar. Mevsimler, ev içi malzemeler, doğa, hareket, hayal gücü ve aile katılımı kitabın temel alanlarını oluşturur. Oyun, programlanmış bir eğitim faaliyetine dönüştürülmeden çocuğun kendiliğinden üretme ve keşfetme yeteneğiyle ilişkilendirilir.

Çok Hayal Kuran Çocuk, hayal kurduğu için çevresi tarafından anlaşılmayan bir çocuğun dünyasını konu edinir. Çocuğun gerçeklikle kurduğu yaratıcı ilişki, yetişkinlerin ölçülülük ve düzen beklentileriyle karşılaşır. Eser, hayal gücünün sorunlu bir davranış değil, düşünmenin ve dünyayı farklı biçimlerde kavramanın yollarından biri olduğunu anlatır.

Tilki Masalları dizisinde yer alan Uyuyor Musun?, Cesaret Sandığı ve Garip Bir Kuyruk, korku, cesaret, merak, arkadaşlık ve kendini kabul etme gibi konuları masal kişilerinin deneyimleri üzerinden işler. Geleneksel masalın hayvan karakterleri, çağdaş çocukların gündelik duygularına ve sorularına karşılık veren yeni olay örgüleri içinde kullanılır.

Kötü Alışkanlıklara İyi Öneriler, çocukların ve ailelerin günlük yaşamda karşılaştıkları davranış sorunlarına mizahi ve yaratıcı çözümler sunar. Emir ve ceza merkezli bir anlatım yerine çocuğun davranışının nedenini anlama, farklı yollar deneme ve aile içindeki iletişimi güçlendirme üzerinde durur.

Dedemin Bakkalı, küçük bir kızın dedesine ait bakkalda çalışmaya başlamasını ve ticaret hayatını kendi çocuk bakışıyla yeniden düzenlemeye girişmesini anlatır. Müşteriler, veresiye defteri, ürünler, mahalle sakinleri ve dedeyle torun arasındaki ilişki, kitabın gündelik hayat çevresini oluşturur.

Çocuk anlatıcının ticaret kurallarına getirdiği alışılmadık yorumlar, yetişkinlerin kurduğu düzen ile çocuğun adalet ve eğlence anlayışı arasında mizahi çatışmalar yaratır. Bakkal, yalnızca alışveriş yapılan bir yer değil, farklı kuşakların, ailelerin ve mahalle hikâyelerinin karşılaştığı toplumsal bir mekân olarak kullanılır.

Dedemin Bakkalı Çırak, ilk kitapta başlayan bakkal ve mahalle dünyasını genişletir. Çocuk anlatıcının sorumluluk alma, para kazanma, müşterilerle ilişki kurma ve yetişkinlerin davranışlarını anlamlandırma çabaları sürer. Dede ile torun arasındaki sevgi, anlaşmazlık ve kuşak farkı kitabın mizahi yapısını besler.

Şermin Yaşar’ın yetişkinlere yönelik ilk öykü kitabı Tarihi Hoşça Kal Lokantası, 2017 yılında yayımlandı. Kitapta ayrılık, karşılıksız aşk, yalnızlık, terk edilme, geçmişe bağlılık ve gündelik hayatın görünmeyen insanları çevresinde gelişen kısa öyküler yer alır.

Tarihi Hoşça Kal Lokantası’ndaki karakterler çoğunlukla hayatın kenarında kalmış, duygularını doğrudan ifade edemeyen veya geçmişte yaşadıkları bir ayrılıktan uzaklaşamayan kişilerdir. Kırık ilişkiler, küçük evler, eski eşyalar, mahalleler, dükkânlar ve yalnızlıkla özdeşleşen gündelik mekânlar öykülerin atmosferini oluşturur.

Kitaba adını veren ifade, ayrılıkların ve tamamlanmamış ilişkilerin biriktirildiği simgesel bir mekân düşüncesi taşır. Lokanta, insanların yalnızca yemek yediği bir yer olmaktan çıkarak kayıpların, hatıraların ve söylenememiş sözlerin buluştuğu ortak bir hafıza alanına dönüşür.

Öykülerde hüzünlü olaylar, karakterlerin kendilerine özgü konuşma biçimleri ve beklenmedik benzetmeleri aracılığıyla mizahla birlikte aktarılır. Duygusal yoğunluk, ağır ve soyut bir anlatımdan çok gündelik eşyalar, ev içi ayrıntılar, sıradan alışkanlıklar ve konuşma dilinin canlılığı üzerinden kurulur.

Tarihi Hoşça Kal Lokantası’nda Yeşilçam anlatılarından, eski aşk söyleyişlerinden, mahalle kültüründen ve gündelik Türkçeden gelen unsurlar bulunur. Karakterlerin abartılı görünen ifadeleri, yaşadıkları kaybın büyüklüğünü mizahi ve şiirsel bir söyleyiş içinde görünür hâle getirir.

Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu, 2018 yılında yayımlandı. Kitap; ölen, ayrılan, uzaklaşan veya hayatın akışı içinde kaybolan insanların geride bıraktıkları izleri konu edinen öykülerden oluşur. Gidenler kadar onların ardından yaşamaya devam edenlerin duyguları da anlatının merkezinde yer alır.

Öykülerde çocukluk anıları, köyler, kentler, aile evleri, yollar, bekleyişler, karşılıksız sevgiler ve tamamlanmamış ilişkiler bir koleksiyonun parçaları gibi bir araya gelir. Koleksiyonculuk kavramı, nesne biriktirmekten çok insanları, hatıraları, sesleri ve kaybolmuş hayat parçalarını zihinde koruma çabasını ifade eder.

Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu’nda ölüm ve ayrılık, yalnızca kesin bir sona işaret etmez. Bir kişinin yokluğunun evlerde, eşyalarda, alışkanlıklarda ve geride kalanların davranışlarında nasıl devam ettiği araştırılır. Hafıza, geçmişi saklayan edilgen bir alan değil, insanın bugünkü hayatını ve kimliğini biçimlendiren etkin bir güç olarak işlenir.

Kitabın anlatımında ağıt, şiirsel düzyazı, mizah ve konuşma dili bir arada bulunur. Keder, anlatının tek duygusu değildir; insanın acı karşısında geliştirdiği tuhaf davranışlar, yanlış anlamalar ve hayatın devam etmek zorunda oluşu öykülere ince bir mizah kazandırır.

Kuş Masalları, farklı kuşların özelliklerinden hareketle oluşturulan masallardan oluşur. Uçmak, yuva kurmak, özgürlük, korku, dayanışma ve farklılık gibi konular hayvan karakterler aracılığıyla işlenir. Kuşların doğadaki davranışları, çocukların toplumsal ve duygusal deneyimleriyle ilişkilendirilir.

Cingo, kendisi hakkında yapılan bütün suçlamalara itiraz eden hareketli ve yaramaz bir köpeğin anlatımıyla ilerler. Cingo’nun kendi davranışlarını yorumlama biçimiyle insanların onu değerlendirme biçimleri arasındaki fark kitabın mizahi yapısını kurar. Hayvan bakış açısı, insan davranışlarının ve yetişkin kurallarının sorgulanmasını sağlar.

Gelirken Ekmek Al, 2019 yılında yayımlanan öykü kitabıdır. Kitapta art arda gelen güçlüklerle karşılaşan, çevresindekiler tarafından yanlış değerlendirilen veya yaşadıklarından sorumlu tutulan insanların hikâyeleri anlatılır.

Eserin adı, aile hayatında sıradan ve tekrar eden bir istek gibi görünen “gelirken ekmek al” cümlesini gündelik sorumlulukların, ev içi ilişkilerin ve insanlar arasındaki görünmez bağların simgesine dönüştürür. Ekmek, hem temel ihtiyaç hem birlikte yaşamanın ve birini beklemenin işareti olarak kullanılır.

Öykülerde kişilerin yaşadığı yoksulluk, talihsizlik, aile çatışmaları ve duygusal kırılmalar, onları tek bir mağduriyet kimliğine indirgemeden aktarılır. Karakterlerin hayat acemilikleri, yanlış kararları, beklentileri ve mizahi savunma biçimleri anlatının insan merkezli yapısını oluşturur.

Abartma Tozu, bütün sakinlerinin olayları ve sözleri büyütmeye başladığı bir kasabada geçer. Abartma davranışı, yalnızca bireysel bir alışkanlık olarak değil, toplumun tamamına yayılan ve gerçeğin ölçüsünü bozan bir sorun olarak işlenir. Çocuk karakterler, yetişkinlerin giderek olağan kabul ettiği bu değişimi sorgular.

Eser, söylenti, toplumsal baskı, tüketim, rekabet ve gösteriş gibi konuları fantastik ve mizahi bir olay örgüsü içinde ele alır. Dilin gerçeği büyütme veya değiştirme gücü, kitabın temel anlatı unsurlarından biridir.

Bizimki, yerinde duramayan ve sürekli hareket ettiği için farklı olaylarla karşılaşan bir karakterin öyküsüdür. Hareketlilik, merak ve enerjik çocuk davranışları neşeli bir anlatımla işlenir. Resim ile kısa metin, okul öncesi çocukların hareket ve ritim duygusuna uygun biçimde birleşir.

Deli Tarla, 2020 yılında yayımlandı. Kitaptaki öyküler ailelerin, evlerin, mahallelerin ve suskunlukların içinde saklanan insan ilişkilerine yönelir. Görünürde sıradan sürdürülen hayatların altında biriken korkular, kıskançlıklar, sırlar, özlemler ve tamamlanmamış duygular anlatılır.

Kitapta insan psikolojisinin karanlık ve çelişkili yönleri, ustaca kurulan olay örgüleri ile ironi aracılığıyla ele alınır. Öyküler çoğu zaman gündelik bir durumdan başlar; karakterlerin sakladıkları gerçeklerin açığa çıkmasıyla beklenmedik yönlere ilerler.

Deli Tarla, 2021 yılında 67. Sait Faik Hikâye Armağanı’na değer görüldü. Ödül, eserde insan psikolojisinin karanlık yönlerinin güçlü olay örgüleri ve ironik bir dille anlatılması temelinde verildi.

Oh Ne Âlâ Memleket, çocuklarla yetişkinlerin özgürlük ve sorumluluk anlayışları arasındaki farkı konu edinir. Çocuklar, yetişkinlerin okula gitmek, ödev yapmak ve sürekli izin almak zorunda olmamalarını ayrıcalık olarak görür; kendileri için de kuralların azaldığı bir hayat tasarlamaya yönelir.

Kitapta okul, aile, sorumluluk, adalet ve özgürlük çocuk bakış açısıyla sorgulanır. Yetişkin düzeninin tutarsızlıkları mizah yoluyla görünür hâle gelirken sınırsız özgürlüğün de yeni sorunlar üretebileceği olayların gelişimi içinde gösterilir.

Babaannem Geri Döndü, aile içindeki kuşak ilişkilerini, yaşlılık algısını ve bir aile büyüğünün çocukların hayatındaki yerini mizahi bir kurgu içinde işler. Çocuk anlatıcıların bakışı, yetişkinlerin yaşlılara ilişkin kalıplaşmış tutumlarını sorgulayan bir anlatım alanı oluşturur.

Lo, mevsimlik tarım işçisi bir ailenin çocuğu olan Yüksel’in hikâyesini anlatır. Çevresindeki insanların Lo adını verdiği çocuk, tarlada çalışmak ile okula gitmek arasında kalan yaşamını kendi sesiyle aktarır.

Eserde çocuk işçiliği, eğitim hakkı, yoksulluk, göç, aile, aidiyet ve görünmez emek konuları işlenir. Ağır toplumsal meseleler çocuğun mizahını, merakını ve kendine özgü anlatımını ortadan kaldırmadan ele alınır. Lo’nun sesi, onun yalnızca toplumsal bir sorunun örneği değil, hayalleri ve kişiliği bulunan bağımsız bir karakter olarak kurulmasını sağlar.

Cebimdeki Mandalina Ağaçları, çocukluk, doğa, aile, hatıralar ve insanın yanında taşıdığı görünmez zenginlikler üzerine kurulu bir çocuk kitabıdır. Mandalina ağacı, köklenme, büyüme ve geçmişle bağ kurma düşüncelerini taşıyan bir simge olarak kullanılır.

Pekicik, Hıhıcık ve Dahacık, çocukların günlük konuşmalarında sık kullandıkları sözcüklerden ve seslerden hareketle oluşturulan kitaplardır. Dil gelişimi, karşılıklı konuşma, istek bildirme, itiraz etme ve yetişkinlerle ilişki kurma süreçleri kısa, ritmik ve oyunlu metinlerle ele alınır.

Kalk Yerine Yat, 2022 yılında yayımlandı. Kitapta yaşamlarının yanlış bir noktasında tutulup kalmış, ait oldukları yeri arayan ve bir uyanış anıyla hayatlarının yönünü değiştiren insanların öyküleri bulunur.

Uyumak ve uyanmak, eser boyunca fiziksel bir durumun yanında insanın kendisine, geçmişine ve çevresindeki kişilere yönelik farkındalığını anlatan simgeler olarak kullanılır. “Kalk, yerine yat” sözü, insanın başkalarının beklentileri içinde uyuyakaldığı yerden çıkıp kendisine ait hayatı bulmasını ifade eder.

Cumhuriyet’in İlk Sabahı, İlber Ortaylı ile birlikte hazırlandı ve 2023 yılında yayımlandı. Eser, Millî Mücadele ve Cumhuriyet’in kuruluş yıllarını Ankara’da şerbet satan bir çocuğun bakış açısından anlatır.

Tarihsel olaylar, çocuğun gündelik hayatı, ailesi, yoksulluk, savaşın oluşturduğu kayıplar ve toplumda giderek büyüyen umutla birlikte aktarılır. Çocuk anlatıcının deneyimi ile tarihsel açıklamalar aynı metinde bir araya gelir. Böylece Cumhuriyet’in kuruluşu yalnızca siyasal kararlar üzerinden değil, dönemin sıradan insanlarının yaşamları ve beklentileri üzerinden de görünür hâle gelir.

Söyleme Bilmesinler, 2023 yılında yayımlanan romandır. Roman, dışarıdan birbirine bağlı görünen kalabalık bir ailenin içindeki sırları, suskunlukları, kırgınlıkları ve geçmişten taşınan ilişkileri konu edinir.

Aile üyelerinin aynı olayları farklı biçimlerde hatırlaması, gerçeğin tek bir anlatıcı tarafından bütünüyle açıklanmasını engeller. Evlilik, kardeşlik, annelik, aşk, sadakat ve aile içi iktidar ilişkileri farklı kişilerin sesleri aracılığıyla yeniden değerlendirilir.

Romanın temelinde söylenenlerle saklananlar arasındaki fark bulunur. Karakterlerin aile bütünlüğünü korumak amacıyla sustukları olaylar, zaman içinde ilişkilerin gerçek yapısını belirleyen gizli bir hafıza oluşturur. Çok sesli anlatım, her karakterin kendisini haklı gördüğü ayrı bir gerçeklik alanı kurar.

Kınalı Serçe, Millî Mücadele dönemini çocuk ve hayvan merkezli bir anlatı aracılığıyla ele alan tarihî çocuk edebiyatı çalışmaları arasında yer alır. Savaşın yalnızca cephedeki askerler üzerinde değil, şehirler, köyler, çocuklar ve gündelik hayat üzerindeki etkileri görünür hâle gelir.

Telefon Melefon Yok, çocukların dijital araçlarla kurduğu ilişkiyi, ekran kullanımını, aile içi iletişimi ve oyun kültürünü mizahi bir anlatımla işler. Teknoloji bütünüyle dışlanan bir unsur olarak değil, insan ilişkilerinin ve gündelik zamanın yerini kapladığında sorgulanması gereken bir araç olarak ele alınır.

Biri Daha Var, 2025 yılında yayımlandı. Kitap, bilinen masallarda arka planda kalan, adı anılmayan veya yalnızca başkahramanın hikâyesini tamamlamak için kullanılan kişilere yönelir.

Masalların görünmeyen kahramanları kendi duygu, düşünce ve deneyimleriyle anlatının merkezine taşınır. Eser, çocukları anlatılmayanı merak etmeye, olaylara farklı kişilerin gözünden bakmaya ve iyi-kötü ayrımının ötesindeki karakter özelliklerini düşünmeye yöneltir.

Altı Harfli Bir Tatlı, 2025 yılında yayımlanan romandır. Romanın merkezinde, yetişkin çocuklarının hayatında kendisine gerçek bir yer kalmadığını düşünen Selime bulunur. Selime, ailesine haber vermeden yaşadığı çevreden ayrılır ve bir köye sığınır.

Selime’nin kayboluşu, bulunmayı istemeyen kesin bir kopuştan çok çocuklarının yokluğunu fark etmesini bekleyen planlı bir uzaklaşmadır. Köyde karşılaştığı Meltem ise annesiz büyümenin oluşturduğu eksiklikle yaşamaktadır. Birinin çocukları tarafından ihmal edilmesiyle diğerinin anne yokluğu, aynı evde karşılaşan iki farklı yalnızlık biçimine dönüşür.

Roman; yaşlılık, annelik, evlatlık sorumluluğu, yalnızlık, görünmezlik, kuşaklar arası iletişimsizlik ve bakım ilişkileri üzerinde durur. Yaşlı insanların yalnızca yardıma ihtiyaç duyan kişiler olarak görülmesine karşılık onların kendi kararları, arzuları, kırgınlıkları ve yeni bir hayat kurma imkânları anlatılır.

Şermin Yaşar, Türkçenin söz varlığını, deyimleri, atasözlerini, kelimelerin kökenlerini ve görsel çağrışımlarını çocuklarla ve yetişkinlerle buluşturmak amacıyla 2022 yılında Ankara’da Kelime Müzesi’ni kurdu. Müze, kelimeleri yalnızca sözlük tanımlarıyla değil, nesneler, sanat çalışmaları, sesler, deyimler ve görsel tasarımlar aracılığıyla deneyimlemeye dayanan bir yapı taşır.

Kelime Müzesi’nde Türkçenin zenginliği, kelime türetme yolları, deyimler, atasözleri ve gündelik konuşma kalıpları kavramsal sergiler aracılığıyla ele alınır. Müze çalışması, Şermin Yaşar’ın edebî eserlerinde belirgin olan kelime oyunlarını, yerel söyleyişleri ve konuşma diline yönelik ilgisini farklı bir kültür alanına taşır.

2024 yılında Ankara’da Anne Müzesi’ni kurdu. Müze; anneliğin tarihsel, kültürel, sanatsal ve gündelik yaşamdaki görünümlerini tablolar, heykeller, kişisel eşyalar, aile hatıraları ve farklı dönemlere ait objeler aracılığıyla ele alır.

Anne Müzesi, anneliği yalnızca idealize edilmiş bir aile rolü olarak sunmaz. Bakım emeği, doğum, çocuk yetiştirme, kuşaklar arası aktarım, annelerin görünmeyen çalışmaları ve farklı toplumsal dönemlerde değişen annelik deneyimleri müzenin kavramsal alanları arasında bulunur.

Şermin Yaşar’ın yetişkinlere yönelik öykülerinde Anadolu kasabaları, köyler, mahalleler, aile evleri, lokantalar, bakkallar, hastaneler ve gündelik çalışma alanları önemli mekânlar olarak kullanılır. Bu mekânlar karakterlerin sınıfsal konumlarını, geçmişlerini ve birbirleriyle kurdukları ilişkileri görünür hâle getirir.

Eserlerindeki karakterler çoğunlukla sıradan hayatlar süren, çevreleri tarafından yeterince fark edilmeyen veya duygularını dile getiremeyen insanlardır. Yazar, bu kişileri yalnızca acılarıyla değil, yanlış anlamaları, mizahları, küçük hesapları, umutları ve kendilerine özgü konuşmalarıyla anlatır.

Aile, yazarlığının temel konularından biridir. Anne, baba, çocuk, kardeş, eş, büyükanne ve büyükbaba ilişkileri sevgi kadar kırgınlık, ihmal, sır, sorumluluk ve kuşak çatışması üzerinden de ele alınır. Aile birliği, değişmez ve kusursuz bir yapı olarak değil, farklı kişilerin ihtiyaçları ve suskunlukları içinde sürekli yeniden kurulan bir ilişki alanıdır.

Kayıp, ayrılık ve ölüm temaları öykülerinde belirgin yer tutar. Kaybedilen kişinin ardından kalan eşyalar, sözler, evler ve alışkanlıklar hafızanın taşıyıcılarına dönüşür. Yas, yalnızca hüzünlü bir içe kapanma olarak değil, gündelik hayatın devam etmesiyle birlikte değişen ve zaman zaman mizahi durumlar üreten bir deneyim olarak anlatılır.

Mizah ve ironi, Şermin Yaşar’ın hem çocuk hem yetişkin edebiyatındaki temel anlatım araçlarıdır. Mizah, karakterlerin yaşadığı acıları önemsizleştirmez; onların zor koşullar içinde kendilerini ifade etme, başkalarıyla ilişki kurma ve hayata tutunma biçimlerini görünür hâle getirir.

Anlatımında konuşma dili, yöresel söyleyişler, deyimler, atasözleri, abartılı benzetmeler, tekrarlar ve beklenmedik kelime bağlantıları kullanılır. Karakterlerin dili standartlaştırılmaz; yaşları, yaşadıkları yer, aile çevreleri ve kişilikleri konuşma biçimlerine yansır.

Çocuk kitaplarında yetişkinlerin dünyası çoğunlukla çocuğun bakışıyla yeniden değerlendirilir. Kuralların tutarsızlığı, eğitim, çalışma, aile ilişkileri ve toplumsal davranışlar çocuk anlatıcının soruları aracılığıyla görünür hâle gelir. Çocuk karakterler yalnızca ders verilmesi gereken kişiler değil, çevrelerindeki dünyayı yorumlayan ve değiştiren etkin özneler olarak kurulur.

Şermin Yaşar, yetişkin öykücülüğü, roman, çocuk edebiyatı, deneme ve müzecilik alanlarını Türkçe, gündelik hayat, aile, hafıza, çocukluk ve insan ilişkileri çevresinde birleştiren çağdaş Türk yazarları arasında yer alır.

#TürkYazar #Öykü #Roman #ÇocukEdebiyatı #ÇağdaşTürkEdebiyatı #Aile #ToplumsalBellek #Mizah #İroni #Türkçe #GündelikHayat #KültürelMiras