Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
17 Gösterim

Bir yazar nasıl doğar?
Okuduğu kitaplardan mı?
Karşılaştığı insanlardan mı?
Yaşadığı çağdan mı?
Yoksa bütün bunların insanın içinde bıraktığı izlerden mi?

Elias Canetti, Kulaktaki Meşale’de çocukluğunu anlattığı Kurtarılmış Dil’in ardından bu kez gençlik yıllarına dönüyor. On altı yaşındaki bir gencin dünyayı anlamaya çalışmasından, kendi düşünsel ve edebî yolunu bulmaya başlayan genç bir yazara dönüşmesine uzanan yılları anlatıyor.

İlk durak Frankfurt.

Savaş sonrası Almanya’nın enflasyonla sarsıldığı, paranın değerini kaybettiği ve insanların gündelik hayatlarının hızla değiştiği yıllar…

Canetti yalnızca kendi gençliğini yaşamaz; büyük bir savaşın ardından neye dönüşeceğini henüz bilmeyen Avrupa’yı da gözlemler.

Ardından Viyana gelir.
Üniversite yılları, edebiyat, tartışmalar, toplantılar ve giderek genişleyen bir insan çevresi…

Canetti’nin karşılaştığı insanlar onun için yalnızca tanışıklıklar değildir. Bir ses, bir konuşma biçimi, bir yüz ifadesi ya da insanın kendisini ele verdiği küçük bir davranış, yıllar sonra bile hafızasında yaşamaya devam eder.

Bu yıllarda genç Canetti’nin ilgisi giderek başka sorulara yönelir.

Kalabalıklar neden aynı anda hareket eder?
İnsan ölüm karşısında nasıl davranır?
Birey, kitlenin içinde kendisini nasıl kaybeder?
Bir insanın kişiliğini gerçekten belirleyen şey nedir?

Sonraki eserlerinin merkezinde yer alacak kitle, ölüm ve bireyin değeri gibi temaların ilk izleri de bu gençlik yıllarında belirginleşmeye başlar.

1920’lerin Berlin’i ise karşısına başka bir dünya çıkarır.
Sanatçılar, yazarlar, tartışmalar ve modern hayatın hızla değişen yüzü…

Canetti gördüğü insanları idealize etmez. Hayran olduğu kişiler kadar kendisini rahatsız edenleri de anlatır; insanların zekâlarını, tutkularını, gösterişlerini ve zaaflarını aynı dikkatle gözlemler.

Bu yüzden Kulaktaki Meşale yalnızca “genç Elias Canetti’nin hayatı” değildir.

Aynı zamanda savaş sonrasında kendisini yeniden kurmaya çalışan Avrupa’nın, özellikle Frankfurt, Viyana ve Berlin’in düşünsel atmosferine açılan bir penceredir. Sel Yayıncılık da eseri, genç ve tutkulu bir edebiyatçıya dönüşen Canetti’nin kişisel gelişimiyle çökmüş bir imparatorluğun ardından şekillenen Viyana’nın karmaşasını birlikte anlatan bir çalışma olarak tanımlıyor.

Canetti yıllar sonra geçmişine döndüğünde yalnızca ne yaptığını hatırlamaz.
Nasıl düşünmeye başladığını anlamaya çalışır.

Hangi insanların onda iz bıraktığını, hangi sözlerin zihnine yerleştiğini ve hangi deneyimlerin yıllar sonra yazacağı eserlerin temelini oluşturduğunu araştırır.

Kulaktaki Meşale: Bir Yaşamın Öyküsü, bir gençlik anlatısının ötesinde; bir zihnin oluşumunu, bir yazarın kendi sesini arayışını ve insanı ömür boyunca takip eden karşılaşmaların gücünü anlatan canlı bir otobiyografi.

Bazı insanlar hayatımızdan geçip gider.
Bazı sözler unutulur.
Bazılarıysa yıllarca insanın kulağında yanmaya devam eder.
Ve bazen bir yazarın bütün hayatı,
o ateşi söndürmemeyi öğrenmekle başlar.