Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
24 Gösterim

İnsan kendisini yalnızca yaşadıklarıyla değil, baktığı ve kendisine bakan insanlarla da kurar.

Elias Canetti, Gözlerin Oyunu’nda hayatının 1931’den 1937’ye uzanan yıllarına dönüyor.

Artık gençliğin ilk arayışları geride kalmıştır.
Önünde yazarlık, evlilik, dostluklar, kayıplar ve giderek kararan bir Avrupa vardır.

Viyana hâlâ Avrupa’nın en canlı kültür merkezlerinden biridir. Kafelerde, atölyelerde ve salonlarda yazarlar, müzisyenler, düşünürler ve sanatçılar buluşur. Fakat bütün bu entelektüel canlılığın üzerinde yaklaşmakta olan felaketin gölgesi giderek belirginleşmektedir.

Canetti bu dünyanın içinde Hermann Broch, Robert Musil, Fritz Wotruba, Alban Berg ve Alma Mahler gibi dönemin önemli isimleriyle karşılaşır. Onları yalnızca ünleriyle değil; konuşmaları, davranışları, kibirleri, kırılganlıkları ve kendilerine özgü tuhaflıklarıyla hatırlar.

Her karşılaşma Canetti için bir gözlem alanıdır.
Bir bakış…
Bir suskunluk…
Bir odadaki küçük bir hareket…
İnsanların kendileri hakkında söylediklerinden çok, istemeden açığa vurdukları şeylerle ilgilenir.
Bu yılların merkezinde Canetti’nin kendi yazarlığı da vardır.

Daha sonra modern edebiyatın önemli romanlarından biri kabul edilecek Körleşme üzerinde çalışır; yazdığı eserin biçimini, kendi düşünce dünyasını ve edebiyat içindeki yerini giderek daha açık biçimde görmeye başlar.

Fakat bir yazarın oluşumu yalnızca kitaplarla gerçekleşmez.

Canetti’nin gizemli dostu ve düşünsel yol göstericilerinden Dr. Sonne ile ilişkisi, evliliği ve annesinin ölümü de bu dönemin belirleyici olayları arasındadır. Kişisel hayatındaki değişimler, düşünsel dünyasındaki dönüşümle yan yana ilerler.

Bu nedenle Gözlerin Oyunu yalnızca ünlü insanlarla karşılaşmaların anlatıldığı bir anı kitabı değildir.

Bir yazarın çevresindeki insanlara bakarken kendisini de anlamaya çalışmasının hikâyesidir.

Canetti insanları dikkatle izler.
Hayran olur.
Öfkelenir.
Yargılar.
Yanılır.
Ve yıllar sonra bütün bu yüzlere yeniden baktığında, her birinin kendi hayatında bıraktığı izi görmeye çalışır.

Arka planda ise Avrupa değişmektedir.

Canetti’nin kafelerinde, sanat çevrelerinde ve dostluklarında anlattığı Viyana, aynı zamanda büyük bir tarihsel kırılmanın eşiğinde duran Viyana’dır. Fischer Verlag da kitabı, iki dünya savaşı arasındaki Viyana’yı Avrupa’nın önemli düşünsel odaklarından biri olarak resmeden bir anı kitabı olarak tanımlar.

Gözlerin Oyunu, kişisel hafızayla kültür tarihini, insan portreleriyle bir yazarın oluşumunu bir araya getiren güçlü bir özyaşamöyküsü.

Kurtarılmış Dil bir çocuğun dünyayı keşfedişiydi.
Kulaktaki Meşale genç bir zihnin kendi sesini arayışıydı.
Gözlerin Oyunu ise artık o zihnin çevresindeki insanlara bakarak kendi yerini bulmaya başladığı yılların hikâyesidir.
Çünkü bazen hayatımızı belirleyen şey yalnızca gördüklerimiz değildir.
Kimin gözleriyle karşılaştığımızdır.