Eden Fox, o akşam gerçekleşecek sergisinden önce, her zaman yaptığı gibi koşuya çıkmıştı. Ancak kısa süre önce taşındığı Hope Falls’taki büyüleyici evine, Spyglass’a döndüğünde hiçbir şey olması gerektiği gibi değildi. Anahtarı kilide girmiyordu. Kapıyı, kendisine ürkütücü derecede benzeyen bir kadın açmıştı. Dahası, kocası bu yabancının kendi karısı olduğunu iddia ediyordu.
Londra’da kendi hâlinde bir yaşam süren Birdy’nin hayatı aldığı teşhisle değişmişti. Bir de üzerine anneannesinden kalan beklenmedik miras eklenince Birdy kendini Hope Falls’ta bulmuştu. Geçmişi anmak amacıyla yaptığı bu ziyaret, insanların ölüm tarihini tahmin edebildiğini ileri süren gizemli bir kliniğin varlığını öğrendiğinde bambaşka bir hâl almıştı.
Duvarlarının ardında yıllardır saklanan sırlarıyla ve geçmişten gelen hesaplaşmalarıyla Spyglass yalnızca bir ev değildi; yalanlar, takıntılar ve gizemle örülü karmaşık bir ağın en önemli halkasıydı. Eden gerçeği kanıtlamaya çalıştıkça kendi anılarından bile şüphe etmeye başlayacak; Birdy ise geçmişte yapılan bazı hataları düzeltmek için harekete geçecekti.
İki kadın da aynı sorunun peşindeydi: Bir insanın hayatı, elinden ne kadar kolay alınabilirdi?
“Kocamın Karısı ilk sayfasından itibaren ardı arkası kesilmeyen bir heyecan sundu ve sürekli beni sonunu tahmin etmeye zorladı! Feeney’nin şimdiye kadarki en iyi kitabı!”
—FREIDA McFADDEN
“Zeki, sürükleyici ve şeytani derecede karanlık. Kocamın Karısı’na bayıldım; temposu nefes kesici ve sonu da insanı şok ediyor. Feeney’nin büyük hayranıyım.”
—CHRIS WHITAKER
“Alice Feeney en sevdiğim gerilim yazarlarından biri.”
—HARLAN COBEN
“Feeney’nin muhteşem yazım tarzı sizi âdeta bir hız treni gibi oradan oraya sürüklüyor. Sıkı tutunsanız iyi olur.”
—SARAH PEKKANEN
“Ustaca kurgulanmış, keyif verici derecede karanlık ve sürükleyici bir roman, geç saatlere kadar elimden bırakamadım.”
—LUCY FOLEY
“Bu kitabın finali mideme yumruk yemişim gibi hissettirdi.”
—MARY KUBICA
“Tüm kitap boyunca diken üstündeydim, harikaydı!”
—TAYLOR JENKINS REID
“Bu kitap beni resmen tüketti. Feeney olağanüstü bir yazar.”
—LISA JEWELL
Kocamın Karısı, okurken sürekli bir şeylerin yolunda gitmediğini hissettiren romanlardan biri. Daha ilk sayfalardan itibaren merak duygusu oluşuyor ve hikâye ilerledikçe kime güvenileceği giderek belirsizleşiyor.
Ben kitabı okurken en çok bu belirsizlik hissinden etkilendim. Bir karakter hakkında fikir sahibi olduğumu düşündüğüm anda yeni bir ayrıntı ortaya çıktı ve düşüncelerim değişti. Bu nedenle kitabı elimden bırakmakta zorlandım.
Romanın dili akıcı, bölümleri kısa ve temposu yüksek. Özellikle psikolojik gerilim, aile sırları ve ters köşelerden hoşlanan okurların sevebileceği bir kitap. Yazar, okurun dikkatini sürekli canlı tutmayı başarıyor.
Bununla birlikte bazı noktalarda olayların biraz fazla karmaşıklaştığını düşündüm. Arka arkaya gelen sürprizler bir süre sonra karakterlerin duygularının önüne geçebiliyor. Yine de merak duygusu kitabın sonuna kadar devam ediyor.
Kocamın Karısı, benim için derin bir bağ kurduğum karakterlerden çok, yarattığı şüphe ve huzursuzluk hissiyle aklımda kalan bir roman oldu. Hızlı okunan, karanlık ve bol sürprizli hikâyeleri seviyorsanız şans verebilirsiniz.
Bazı kitaplar daha ilk sayfalarında okuru içine çeker. Kocamın Karısı da benim için öyle başladı. Eden Fox koşudan dönüyor, evinin kapısını açmaya çalışıyor ama anahtarı çalışmıyor. Ardından kapıyı kendisine benzeyen başka bir kadın açıyor. Üstelik kocası da Eden’ı tanımadığını söylüyor.
Kitabın çıkış noktası o kadar rahatsız edici ki ister istemez kendimi Eden’ın yerine koydum. Yaşadığınız eve dönemediğinizi, eşinizin gözünüzün içine bakarak sizi tanımadığını söylediğini ve başka birinin sizin hayatınızı yaşadığını düşünün. Böyle bir durumda insan kendisini nasıl kanıtlar? Kimliğiniz yalnızca sizin kim olduğunuzu bilmenizle mi ilgilidir, yoksa başkalarının sizi tanıması da gerekir mi?
Roman boyunca beni en çok düşündüren soru buydu.
Başlangıçta Eden’a inanmak kolay görünüyor. Sonuçta kendi evine giremeyen, hayatının elinden alındığını söyleyen bir kadın var karşımızda. Fakat hikâye ilerledikçe kime güveneceğimi şaşırmaya başladım. Bir karakter hakkında fikrim oluştuğu anda yeni bir ayrıntı ortaya çıkıyor ve her şeyi yeniden değerlendirmek zorunda kalıyordum.
Alice Feeney’nin okuru sürekli şüphede bırakmayı sevdiği açık. Romandaki kişiler yalnızca birbirlerinden değil, okurdan da bir şeyler saklıyor. Söylenenlerin ne kadarı doğru, hatırlananların ne kadarı gerçek, bunu anlamak kolay değil. Bu nedenle kitap boyunca yalnızca olayların nasıl sonuçlanacağını değil, kimin anlattıklarına inanabileceğimi de merak ettim.
Kitabın bölümleri kısa ve olaylar hızlı ilerliyor. “Bir bölüm daha okuyayım” diyerek devam edilen türden bir roman. Özellikle ilk yarıda merak duygusu oldukça güçlü. Her bölümün sonunda yeni bir soru ortaya çıkıyor ve cevaplara yaklaştığınızı düşündüğünüz anda hikâye başka bir yöne dönüyor.
Romanın merkezinde yalnızca kimlik meselesi yok. Evlilik, güven, kıskançlık, takıntı ve aile içinde yıllarca saklanan sırlar da hikâyenin önemli bir parçası. Karakterlerin birbirlerini gerçekten sevip sevmediklerini, yoksa yalnızca sahip olmak mı istediklerini zaman zaman sorguladım. Sevgi ile kontrol etme isteği arasındaki sınırın ne kadar kolay kaybolabileceği romanda oldukça belirgin.
Hikâyenin geçtiği Spyglass adlı ev de bence romandaki karakterlerden biri gibi. Dışarıdan bakıldığında etkileyici ve özel bir yer olsa da içinde pek çok sır barındırıyor. Geçmişte yaşananların izleri evin her köşesinde hissediliyor. Roman ilerledikçe ev, güvenli bir yuva olmaktan çok insanların geçmişlerinden kaçamadıkları kapalı bir alana dönüşüyor.
Birdy’nin hikâyeye dâhil olmasıyla olayların yalnızca Eden ve kocası arasındaki bir mesele olmadığı anlaşılıyor. Geçmişte yaşananlar, alınan kararlar ve saklanan gerçekler bugünü doğrudan etkiliyor. İlk başta birbirinden bağımsız görünen ayrıntıların zamanla birleşmesini okumak keyifliydi.
Yine de kitapla ilgili beni biraz yoran bir taraf da oldu. Roman çok fazla sürpriz ve ters köşe üzerine kurulmuş. Bir noktadan sonra yeni bir bilgi geldiğinde gerçekten şaşırmak yerine “Şimdi hangi gerçek değişecek?” diye düşünmeye başladım. Bazı gelişmeler etkileyiciydi, bazılarıysa yalnızca okuru yanıltmak için eklenmiş hissi verdi.
Bu kadar çok sır ve yön değişikliği olunca karakterlerin duygularına yeterince yaklaşamadığımı da düşündüm. Eden’ın yaşadığı durum oldukça sarsıcı olmasına rağmen, zaman zaman onun korkusundan veya çaresizliğinden çok olayların nasıl çözüleceğine odaklandım. Kitap karakterlerden ziyade kurduğu bilmeceyle öne çıkıyor.
Buna rağmen roman merak duygusunu büyük ölçüde koruyor. Özellikle güvenilmez anlatıcıları, aile sırlarını ve sürekli değişen şüpheleri seviyorsanız kitap sizi kolaylıkla peşinden sürükleyebilir. Hikâyenin nereye varacağını tahmin etmek kolay değil ve yazar, okurun dikkatini sürekli canlı tutmayı başarıyor.
Kocamın Karısı bana en çok insanın kendi hayatı üzerindeki söz hakkını düşündürdü. Kendinizi tanıyor olmanız yeterli midir? Çevrenizdeki herkes başka bir gerçeğe inanıyorsa kendi gerçeğinizi savunabilir misiniz? Hatıralarımız bizi biz yapan şeylerse, o hatıralardan şüphe etmeye başladığımızda geriye ne kalır?
Kitap bittikten sonra olayların bazılarını mantık açısından yeniden düşündüm. Her ayrıntının tamamen kusursuz biçimde yerine oturduğunu söyleyemem. Fakat romanın temel fikri ve yarattığı huzursuzluk uzun süre aklımda kaldı.
Benim için Kocamın Karısı, karakterleriyle derin bir bağ kurduğum bir romandan çok, sürekli şüphe ederek ve bir sonraki sırrı merak ederek okuduğum bir psikolojik gerilim oldu. Daha sakin ve karakter odaklı romanları sevenlere biraz fazla hareketli gelebilir. Ancak bol ters köşeli, karanlık ve hızlı okunan hikâyelerden hoşlananlar için oldukça sürükleyici bir seçim.
Bu eserimde sadece hayat olacaktı. Memleketin hakiki hayatından bir tablo ki onda gözleri oyalayacak, hayali okşayacak süslerden ...
10.0/101 okuma1 beğeni
Bibliosfer; oturum, güvenlik, öneriler ve kullanım kalitesini iyileştirmek için çerezler kullanır.
Ayrıntılar için
Çerez Bilgilendirme Metni’ni inceleyebilirsin.