Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
18 Gösterim

Savaş sona ermiştir.

Japonya yenilmiş, alışılmış dünya dağılmış ve geleceğe dair bütün kesinlikler ortadan kalkmıştır. Ülke yıkıntıların arasından yeniden ayağa kalkmaya çalışırken yirmi yaşındaki bir genç de kendi hayatını kurtarmak zorundadır.

Çünkü vereme yakalanmıştır.

Tedavi görmek için dağların arasındaki sıra dışı bir sağlık merkezine yerleşen genç adam, burada yaşadıklarını bir arkadaşına yazdığı mektuplarla anlatmaya başlar. Hastanenin kasvetli koridorları yerine özgürlük ve yenilenme düşüncesinin hâkim olduğu bu yerde herkes gerçek adı yerine bir takma ad kullanır. Hastalar yalnızca bedenlerini iyileştirmeye değil, dışarıda bıraktıkları hayatlarını yeniden anlamlandırmaya da çalışırlar.

Genç anlatıcı burada **Tarla Kuşu** adını alır.

Tarla Kuşu, kendisini sağlıklı ve güçlü biri olarak görmek istese de ölüm düşüncesinden, değersizlik duygusundan ve geçmişin bıraktığı karanlıktan bütünüyle kurtulamaz. Çevresindeki hastaları, doktorları ve hemşireleri gözlemlerken onların davranışlarını yorumlar; dostluklarını, kıskançlıklarını, küçük sevinçlerini ve sakladıkları yaraları mektuplarına taşır.

Fakat başkalarını anlamaya çalıştıkça kendi içindeki çelişkiler de görünür hâle gelir.

Sağlık merkezinde kurduğu ilişkiler, Tarla Kuşu’nun hayata bakışını yavaş yavaş değiştirir. Hastalık ile sağlık, umutsuzluk ile yaşama isteği, eski dünya ile kurulmakta olan yeni hayat arasındaki sınırlar giderek belirsizleşir. Savaşın ardından her şeyin bittiğini düşünen insanlar, küçük karşılaşmaların ve gündelik mutlulukların içinde yeniden umut aramaya başlar.

Osamu Dazai, **Pandora’nın Kutusu**’nda bireyin iyileşme mücadelesiyle savaş sonrası Japonya’nın yeniden doğuşunu aynı anlatıda buluşturuyor. Mektuplar ilerledikçe hastane, yalnızca bedenlerin tedavi edildiği bir yer olmaktan çıkıyor; gençliğin, değişimin ve yeniden başlama ihtimalinin sınandığı küçük bir dünyaya dönüşüyor.

Dazai’nin karanlık insan gözlemlerini alışılmadık bir iyimserlikle bir araya getiren roman; ölümün gölgesinde yaşama tutunmayı, insanın kendisi hakkında kurduğu hikâyeleri ve umudun en beklenmedik yerde ortaya çıkışını anlatıyor.

Pandora’nın kutusu açıldığında dünyaya bütün kötülükler yayılmıştı.

Kutunun dibinde ise yalnızca bir şey kalmıştı:

**Umut.**

Peki her şeyini kaybettiğine inanan bir insan, o umudu yeniden bulabilir mi?