Savaş sona ermiş, Japonya’nın bildiği dünya yerle bir olmuştur.
Bir zamanlar soylu ve varlıklı bir aileye mensup olan Kazuko ile annesi, Tokyo’daki yaşamlarını geride bırakarak kırsaldaki küçük bir eve taşınmak zorunda kalır. Artık hizmetkârların, görkemli sofraların ve güvenli bir geleceğin yerini yoksulluk, hastalık ve giderek büyüyen bir belirsizlik almıştır.
Fakat annesi, çöken eski dünyanın zarafetini hâlâ üzerinde taşır.
Kazuko ise hayatta kalmak için değişmesi gerektiğini bilir.
Toprakta çalışmaya, ellerini kirletmeye ve kendisine öğretilen kuralların dışına çıkmaya başladıkça ait olduğu sınıfla arasındaki bağlar zayıflar. Geçmişin değerleri onu artık korumamakta, yeni dünyanın kurallarıysa henüz bir gelecek vaat etmemektedir.
Savaştan dönen kardeşi Naoji de bu iki dünya arasında sıkışmıştır. Ailesinin soylu geçmişinden utanırken sıradan insanların arasına karışamaz; bağımlılıkları, öfkesi ve yazma tutkusu içinde kendisine bir yer arar. Kazuko onun defterlerini okudukça, kardeşinin alaycı sözlerinin ardında saklanan yalnızlığı ve çaresizliği görmeye başlar.
Annesinin sağlığı kötüleşirken Kazuko, yıllar önce tanıdığı evli bir yazara duyduğu tutkuyu yeniden canlandırır. Toplumun doğru kabul ettiği hayatı sürdürmek yerine kendi ahlakını, aşkını ve geleceğini kurmaya karar verir. Ancak eski düzenin yıkıntılarından özgür bir hayat çıkarabilmek, yalnızca cesaret değil, ağır bedeller de gerektirecektir.
Osamu Dazai, **Batan Güneş**’te bir ailenin çöküşünü savaş sonrası Japonya’nın büyük dönüşümüyle iç içe anlatıyor. Sınıfsal çözülüşü, bağımlılığı, karşılıksız aşkı ve yaşama tutunma çabasını karanlık fakat zarif bir anlatımla bir araya getirirken, sona eren bir çağın insanlarda bıraktığı derin yaraları görünür kılıyor.
Güneş batarken eski dünya karanlığa gömülür.
Fakat Kazuko için asıl soru başkadır:
Batan güneşin ardından yeni bir hayat doğabilir mi?
- Çevirmen
- Hamiyet Özcan
- Editör
- Simge Delikanlı
- Çevirmen
- M. Sinan Dündar