“Bir aşk deneyinin denekleri idim. Onun bakışları altında yaşadım, onun yerine denemelerden geçtim. Ama kesinliklerimiz nasıl kazanılır, başkalarının ter ve gözyaşları olmadan? Ebeveynleriniz size yaşamayı öğretmezse; kitaplardan öğrenirsiniz; ve zeki insanlar sizi hatalarınızdan öğrenirken izler.”
“Yirmi yaşında otuz beş yaşında bildiklerinizi bilseydiniz, ne muhteşem bir hayat yaşayabilirdiniz; öte yandan, hiçbir hayat yaşamakla uğraşmaya değmez bulabilirdiniz.”
“Geçmişin izinde kendine doğru yürür; tüm benlikleriyle karşılaşır ve yolculuğunda çevresindeki kadınların, tarihin suskun kahramanlarının gerçek sesini duymayı öğrenir.”
““Hakkımda soracağın her sorunun cevabı üç aşağı beş yukarı sende saklı zaten. Beni keşfetmeye çalışmanı da keşfettiğini sanmanı da istemem. Tanımak zorunda değiliz birbirimizi, daha bir arpa boyu tanıyamamışken kendimizi.””
“Kokusuna alıştığınız bir insanı unutamazsınız. Aranıza mesafeler ya da ayrılıklar girebilir. Yüzünü unutmuş olabilirsiniz, sesini de... Ama kokusunu unutamazsınız.”
Bana İkimizi Anlat daha çok aşk, ayrılık ve insanın içinde kalan şeyler üzerine bir kitap. Çok ağır bir anlatımı yok, zaten rahat okunuyor.
Bazı cümleleri gerçekten hoşuma gitti. İnsan kendi yaşadıklarından da bir şeyler buluyor kitapta. Özellikle sevdiğin birini unutmaya çalışmak ama bir türlü unutamamak kısmı tanıdık geliyor.
Yer yer fazla duygusal geldi açıkcası. Hatta bazı yerlerde aynı şeyler tekrar ediyormuş gibi hissettim. Ama kitabın tarzı zaten biraz böyle sanırım.
Olaydan çok duygular ön planda. Bu yüzden çok hareketli bir hikaye bekleyenler sıkılabilir. Ben daha çok bazı cümlelerin altını çizmek isteyerek okudum.
Çok büyük beklentiyle başlamadım ama akıcı olduğu için kısa sürede bitti. Aşk ve ayrılık üzerine sade şeyler okumayı sevenler sevebilir bence. Bana göre güzel ama biraz fazla hüzünlü bir kitap olmuş.
Herkes ikinci bir hayata sahip olmak ister, belki de bunu en çok ben hak ettim.
Yaşanan acıyı ve o evin içindeki havayı hissettirmek istiyor.
Hamnet biraz yavaş başlayan ama sonradan insanın içine oturan kitaplardan oldu benim için.
Başta ne anlatmak istediğini tam çözemedim açıkcası. Karakterler, geçmiş, aile derken biraz karışık geldi. Ama okumaya devam ettikçe hikayenin içine daha fazla girdim. Özellikle aile içindeki ilişkiler ve yaşanan kayıp kitabın en güçlü tarafı bence.
Bu kitapta çok büyük olaylar olmuyor aslında. Daha çok insanların ne hissettiğini okuyorsunuz. Acılarını, birbirlerine karşı davranışlarını, bazen söyleyemediklerini. O yüzden hızlı bir kitap değil. Hatta bazı yerlerde biraz sıkıldım.
Ama sonradan şunu farkettim, kitap zaten hızlı ilerlemek istemiyor. Yaşanan acıyı ve o evin içindeki havayı hissettirmek istiyor daha çok. Bazı bölümlerde bunu gerçekten çok iyi yapıyor.
Agnes karakterini ilginç buldum. Bazen anlamakta zorlandım ama farklı bir tarafı var. Güçlü biri gibi ama bir yandan da çok kırılgan. Diğer karakterlere göre daha çok aklımda kaldı.
Hamnet'in hikayesi ise zaten kitabın en üzücü tarafı. Çok fazla ayrıntıya girmek istemiyorum ama bazı bölümleri okurken insan ister istemez duruyor. Özellikle çocuklarla ilgili olduğu için daha ağır geldi bana.
Yazarın dili güzel ama yer yer fazla betimleme var gibi geldi. Orman, ev, doğa, kokular falan uzun uzun anlatılıyor bazen. Seven çok sever ama ben bazı yerlerde biraz hızlı okudum.
Kitap bittikten sonra hemen “çok sevdim” diyemedim. Biraz zaman geçti sonra bazı sahneler aklıma geldi. Sanırım böyle kitaplardan. Okurken değilde bittikten sonra etkisi daha fazla kalıyor.
Benim için Hamnet hüzünlü, sakin ve biraz ağır bir kitaptı. Herkese göre olmayabilir. Özellikle hızlı olay isteyen biri sıkılabilir.
Ama aile, kayıp ve yas üzerine kitapları seviyorsanız güzel gelebilir. Ben bazı yerlerinde zorlandım ama sonuna kadar okuduğuma da memnun oldum.
Bazı kitaplar daha ilk sayfalarında okuru içine çeker. Kocamın Karısı da benim için öyle başladı. Eden Fox koşudan dönüyor, evinin kapısını açmaya çalışıyor ama anahtarı çalışmıyor. Ardından kapıyı kendisine benzeyen başka bir kadın açıyor. Üstelik kocası da Eden’ı tanımadığını söylüyor.
Kitabın çıkış noktası o kadar rahatsız edici ki ister istemez kendimi Eden’ın yerine koydum. Yaşadığınız eve dönemediğinizi, eşinizin gözünüzün içine bakarak sizi tanımadığını söylediğini ve başka birinin sizin hayatınızı yaşadığını düşünün. Böyle bir durumda insan kendisini nasıl kanıtlar? Kimliğiniz yalnızca sizin kim olduğunuzu bilmenizle mi ilgilidir, yoksa başkalarının sizi tanıması da gerekir mi?
Roman boyunca beni en çok düşündüren soru buydu.
Başlangıçta Eden’a inanmak kolay görünüyor. Sonuçta kendi evine giremeyen, hayatının elinden alındığını söyleyen bir kadın var karşımızda. Fakat hikâye ilerledikçe kime güveneceğimi şaşırmaya başladım. Bir karakter hakkında fikrim oluştuğu anda yeni bir ayrıntı ortaya çıkıyor ve her şeyi yeniden değerlendirmek zorunda kalıyordum.
Alice Feeney’nin okuru sürekli şüphede bırakmayı sevdiği açık. Romandaki kişiler yalnızca birbirlerinden değil, okurdan da bir şeyler saklıyor. Söylenenlerin ne kadarı doğru, hatırlananların ne kadarı gerçek, bunu anlamak kolay değil. Bu nedenle kitap boyunca yalnızca olayların nasıl sonuçlanacağını değil, kimin anlattıklarına inanabileceğimi de merak ettim.
Kitabın bölümleri kısa ve olaylar hızlı ilerliyor. “Bir bölüm daha okuyayım” diyerek devam edilen türden bir roman. Özellikle ilk yarıda merak duygusu oldukça güçlü. Her bölümün sonunda yeni bir soru ortaya çıkıyor ve cevaplara yaklaştığınızı düşündüğünüz anda hikâye başka bir yöne dönüyor.
Romanın merkezinde yalnızca kimlik meselesi yok. Evlilik, güven, kıskançlık, takıntı ve aile içinde yıllarca saklanan sırlar da hikâyenin önemli bir parçası. Karakterlerin birbirlerini gerçekten sevip sevmediklerini, yoksa yalnızca sahip olmak mı istediklerini zaman zaman sorguladım. Sevgi ile kontrol etme isteği arasındaki sınırın ne kadar kolay kaybolabileceği romanda oldukça belirgin.
Hikâyenin geçtiği Spyglass adlı ev de bence romandaki karakterlerden biri gibi. Dışarıdan bakıldığında etkileyici ve özel bir yer olsa da içinde pek çok sır barındırıyor. Geçmişte yaşananların izleri evin her köşesinde hissediliyor. Roman ilerledikçe ev, güvenli bir yuva olmaktan çok insanların geçmişlerinden kaçamadıkları kapalı bir alana dönüşüyor.
Birdy’nin hikâyeye dâhil olmasıyla olayların yalnızca Eden ve kocası arasındaki bir mesele olmadığı anlaşılıyor. Geçmişte yaşananlar, alınan kararlar ve saklanan gerçekler bugünü doğrudan etkiliyor. İlk başta birbirinden bağımsız görünen ayrıntıların zamanla birleşmesini okumak keyifliydi.
Yine de kitapla ilgili beni biraz yoran bir taraf da oldu. Roman çok fazla sürpriz ve ters köşe üzerine kurulmuş. Bir noktadan sonra yeni bir bilgi geldiğinde gerçekten şaşırmak yerine “Şimdi hangi gerçek değişecek?” diye düşünmeye başladım. Bazı gelişmeler etkileyiciydi, bazılarıysa yalnızca okuru yanıltmak için eklenmiş hissi verdi.
Bu kadar çok sır ve yön değişikliği olunca karakterlerin duygularına yeterince yaklaşamadığımı da düşündüm. Eden’ın yaşadığı durum oldukça sarsıcı olmasına rağmen, zaman zaman onun korkusundan veya çaresizliğinden çok olayların nasıl çözüleceğine odaklandım. Kitap karakterlerden ziyade kurduğu bilmeceyle öne çıkıyor.
Buna rağmen roman merak duygusunu büyük ölçüde koruyor. Özellikle güvenilmez anlatıcıları, aile sırlarını ve sürekli değişen şüpheleri seviyorsanız kitap sizi kolaylıkla peşinden sürükleyebilir. Hikâyenin nereye varacağını tahmin etmek kolay değil ve yazar, okurun dikkatini sürekli canlı tutmayı başarıyor.
Kocamın Karısı bana en çok insanın kendi hayatı üzerindeki söz hakkını düşündürdü. Kendinizi tanıyor olmanız yeterli midir? Çevrenizdeki herkes başka bir gerçeğe inanıyorsa kendi gerçeğinizi savunabilir misiniz? Hatıralarımız bizi biz yapan şeylerse, o hatıralardan şüphe etmeye başladığımızda geriye ne kalır?
Kitap bittikten sonra olayların bazılarını mantık açısından yeniden düşündüm. Her ayrıntının tamamen kusursuz biçimde yerine oturduğunu söyleyemem. Fakat romanın temel fikri ve yarattığı huzursuzluk uzun süre aklımda kaldı.
Benim için Kocamın Karısı, karakterleriyle derin bir bağ kurduğum bir romandan çok, sürekli şüphe ederek ve bir sonraki sırrı merak ederek okuduğum bir psikolojik gerilim oldu. Daha sakin ve karakter odaklı romanları sevenlere biraz fazla hareketli gelebilir. Ancak bol ters köşeli, karanlık ve hızlı okunan hikâyelerden hoşlananlar için oldukça sürükleyici bir seçim.
Bibliosfer; oturum, güvenlik, öneriler ve kullanım kalitesini iyileştirmek için çerezler kullanır.
Ayrıntılar için
Çerez Bilgilendirme Metni’ni inceleyebilirsin.