Jorge Luis Borges, tam adıyla Jorge Francisco Isidoro Luis Borges Acevedo, Arjantinli öykücü, şair, denemeci, çevirmen, edebiyat eleştirmeni ve antoloji hazırlayıcısıdır. 24 Ağustos 1899’da Buenos Aires’te doğdu. Labirent, sonsuzluk, zaman, bellek, aynalar, kütüphaneler, düşler ve değişken kimlikler çevresinde kurduğu kısa anlatılarıyla 20. yüzyıl dünya edebiyatının temel isimlerinden biri hâline geldi.
Babası Jorge Guillermo Borges hukukçu, öğretmen ve edebiyatla ilgilenen bir entelektüeldi. İngiliz kökenli babaannesi sayesinde Borges çocukluğundan itibaren hem İspanyolca hem İngilizceyle iç içe büyüdü. Aile evindeki geniş kütüphane, ileride eserlerinin merkezine yerleşecek kitap ve kütüphane imgesinin ilk kaynaklarından biri oldu.
Kız kardeşi Norah Borges daha sonra ressam ve illüstratör olarak tanındı. Borges’in çocukluk ve gençlik dönemindeki edebiyat eğitimi yalnızca İspanyolca edebiyatla sınırlı kalmadı; İngiliz edebiyatı, klasikler, felsefe ve farklı kültürlerin mitolojileri erken yaşlardan itibaren okuma dünyasının parçası oldu.
1914’te ailesi Avrupa’ya gitti ve Birinci Dünya Savaşı nedeniyle Cenevre’de kaldı. Borges burada Collège de Genève’de öğrenim gördü; Fransızca, Almanca ve Latince bilgisini geliştirdi. Alman dışavurumcu şiiriyle ilgilendi ve bazı Alman yazarları İspanyolcaya çevirmeye başladı.
Savaşın ardından ailesi İspanya’ya geçti. Borges Madrid ve Mallorca çevresindeki edebiyat topluluklarıyla ilişki kurdu ve İspanyol avangardının önemli hareketlerinden Ultraizm’e katıldı. Rafael Cansinos Assens bu dönemde üzerinde etkili olan edebiyatçılardan biri oldu.
1921’de Buenos Aires’e döndü. Avrupa’da tanıştığı avangard teknikleri Arjantin’in kenti, kenar mahalleleri, sokakları ve yerel edebiyatıyla birleştirmeye yöneldi. Prisma ve Proa gibi edebiyat dergilerinin kuruluş ve yayın çalışmalarına katıldı.
İlk kitabı Fervor de Buenos Aires 1923’te yayımlandı. Şiir kitabında Buenos Aires’in sokakları, mahalleleri, akşamları ve kentin hafızası şiirsel bir mitolojiye dönüştürüldü.
Şiir çalışmalarını Luna de enfrente ve Cuaderno San Martín izledi. Aynı dönemde Inquisiciones, El tamaño de mi esperanza ve El idioma de los argentinos gibi deneme kitaplarında Arjantin kültürü, dil, edebiyat ve estetik üzerine düşüncelerini geliştirdi.
1930 tarihli Evaristo Carriego, Buenos Aires’in kenar mahalle kültürüyle şair Evaristo Carriego’nun yaşamını birbirine bağladı. Borges’in compadrito, tango, düello, mahalle kabadayılığı ve Buenos Aires mitolojisine duyduğu ilgi daha sonraki öykülerinde de farklı biçimlerde sürdü.
1935’te Historia universal de la infamia yayımlandı. Eser, tarihsel kaynaklardan, suçlulardan, korsanlardan ve sahtekârlardan hareket eden kısa anlatılarıyla Borges’in kurmacaya geçişindeki önemli eşiklerden biri oldu.
1936 tarihli Historia de la eternidad, zaman, sonsuzluk, döngüsel zaman ve metafizik üzerine denemeleri bir araya getirdi.
1937’de Buenos Aires’teki Miguel Cané Belediye Kütüphanesinde çalışmaya başladı. Kütüphanedeki görevi sırasında geniş ölçüde okumaya ve yazmaya devam etti.
1938’de babasını kaybetti. Aynı yılın sonunda geçirdiği ciddi bir baş yaralanmasının enfeksiyon ve septisemiye dönüşmesi nedeniyle ölüm tehlikesi yaşadı.
Bu deneyimin ardından ortaya çıkan Pierre Menard, autor del Quijote, Borges’in olgun döneminin temel anlatı yöntemlerinden birini belirledi. Gerçek bir akademik incelemeye benzeyen öykü, hayalî Fransız yazar Pierre Menard’ın Cervantes’in Don Quijote’sini kopyalamadan yeniden yazmaya çalışması üzerine kuruludur.
1940’ta Adolfo Bioy Casares ve Silvina Ocampo ile birlikte Antología de la literatura fantásticayı hazırladı.
Bioy Casares ile ortaklığı uzun yıllar devam etti. İkili H. Bustos Domecq ve B. Suárez Lynch gibi ortak takma adlar altında polisiye, parodi ve hiciv metinleri yazdı. Seis problemas para don Isidro Parodi bu ortaklığın en tanınmış örneklerinden biridir.
1941’de El jardín de senderos que se bifurcan yayımlandı. Kitaptaki Tlön, Uqbar, Orbis Tertius, Pierre Menard, Las ruinas circulares, La lotería en Babil, La biblioteca de Babel ve başlığa adını veren anlatı Borges’in temel öyküleri arasında yer aldı.
Bu kitap, 1944’te Artificios bölümündeki yeni öykülerle birleştirilerek Ficciones adıyla yayımlandı.
Ficciones; gerçek ve hayalî kitaplar, sahte bibliyografyalar, sonsuz kütüphaneler, zaman çatallanmaları, bellek, kimlik ve polisiye mantığını birkaç sayfalık yoğun kurmacalarda bir araya getirdi.
Kitaptaki Funes el memorioso, hiçbir şeyi unutamayan bir insan üzerinden bellek ile düşünme arasındaki ilişkiyi; La muerte y la brújula, aşırı kusursuz mantığın dedektifi kendi ölümüne götürmesini; El Sur ise kimlik, kader, ölüm ve düş arasındaki sınırı sorguladı.
1949’da El Aleph yayımlandı. Kitabın aynı adlı öyküsündeki Aleph, evrendeki bütün yerlerin aynı anda ve birbirine karışmadan görülebildiği tek bir noktadır.
El Aleph’teki El inmortal, ölümsüzlüğün insan yaşamının değerini nasıl değiştirebileceğini; La casa de Asterión, Minotauros mitini beklenmedik bir bakış açısından; El Zahir ise zihni bütünüyle ele geçiren tek bir nesne düşüncesini araştırdı.
1952 tarihli Otras inquisiciones, Borges’in en önemli deneme kitaplarından biridir. Kafka, Coleridge, Pascal, Quevedo, zaman, edebî gelenek, klasikler ve yazar-okur ilişkisi üzerine yazılarında denemeyle kurmacanın sınırını sık sık belirsizleştirdi.
1950’lerin ortalarında görme sorunu ilerledi ve Borges neredeyse tamamen kör oldu. 1955’te Arjantin Ulusal Kütüphanesinin direktörlüğüne getirildi; aynı dönemde Buenos Aires Üniversitesinde İngiliz edebiyatı dersleri verdi.
Görme kaybından sonra eserlerini büyük ölçüde hafızasında oluşturup annesine, çalışma arkadaşlarına ve yakın çevresindeki kişilere dikte ederek yazmayı sürdürdü.
1960 tarihli El hacedor, şiir, kısa düzyazı, parabol ve düşsel anlatıları bir araya getirdi. Borges y yo gibi metinlerde kamusal yazar “Borges” ile özel benlik arasındaki ayrım doğrudan anlatının konusu oldu.
1961’de Samuel Beckett ile Uluslararası Formentor Edebiyat Ödülünü paylaştı.
1960’lardan itibaren konferanslar vermek üzere yoğun biçimde seyahat etti. Harvard Üniversitesinde 1967–1968 döneminde verdiği şiir konferansları yıllar sonra This Craft of Verse / Arte poética adıyla kitaplaştırıldı.
Margarita Guerrero ile hazırladığı Manual de zoología fantástica, daha sonra genişletilerek El libro de los seres imaginarios adını aldı.
1970’te El informe de Brodie yayımlandı. Borges bu kitaptaki bazı anlatılarda önceki metafizik öykülerine göre daha yalın ve doğrudan bir anlatıma yöneldi.
1975 tarihli El libro de arena, Türkçede Kum Kitabı adıyla bilinir. Kitapta sonsuz sayfalı bir kitap, Borges’in kendi genç benliğiyle karşılaşması, İskandinav mitleri, gizli topluluklar ve geleceğin ütopik toplumları gibi konular yeniden ele alındı.
Aynı kitaptaki El otro, yaşlı Borges ile genç Borges’i karşı karşıya getirirken; El Congreso, bütün insanlığı temsil etmeye çalışan imkânsız bir kurumun hikâyesini; Utopía de un hombre que está cansado ise uzak bir geleceği konu edinir.
Borges şiire de yaşamının sonuna kadar devam etti. El otro, el mismo, Elogio de la sombra, El oro de los tigres, La rosa profunda, La moneda de hierro, Historia de la noche, La cifra ve Los conjurados geç dönem şiir kitapları arasındadır.
Bu şiirlerde Buenos Aires, zaman, atalar, aynalar, körlük, kaplanlar, Spinoza, İskandinav ve Anglo-Sakson edebiyatı, ölüm ve kişisel hafıza sürekli geri dönen motiflerdir.
1980’de Siete noches, Borges’in Dante, Binbir Gece Masalları, Budizm, şiir, Kabbala, körlük ve düşler üzerine verdiği konferansları kitaplaştırdı.
1982 tarihli Nueve ensayos dantescos ise Dante’nin İlahi Komedya’sını kısa ve yoğun edebî denemeler aracılığıyla ele aldı.
1983’te yayımlanan La memoria de Shakespeare geç dönemindeki son önemli öykülerini içerdi. Aynı adlı anlatıda bir insanın Shakespeare’in kişisel belleğine sahip olması, bellek ve kimlik sorununu yeniden gündeme getirdi.
María Kodama ile birlikte hazırladığı Atlas, yolculuk, fotoğraf, kısa deneme ve şiirleri bir araya getiren ortak bir çalışma oldu. Borges ve Kodama uzun yıllar birlikte seyahat etti ve 1986’da evlendi.
Borges yaşamının son döneminde La Biblioteca de Babel adlı uluslararası fantastik edebiyat dizisinin seçkilerini de hazırladı. Kafka, Poe, H. G. Wells, Jack London, Leopoldo Lugones, Lord Dunsany, Melville, Hawthorne ve başka yazarların metinlerini seçip önsözledi; bazı metinlerin çevirilerine de katkıda bulundu.
Bu nedenle Tuzdan Heykel, Borges’in kendi öykü kitabı değildir; Leopoldo Lugones’in öykülerinden Borges’in hazırladığı bir seçkidir. Benzer biçimde Yann'ın Ülkesi, Lord Dunsany’nin eseridir. Borges’in adı bu kitaplarda yazar olarak değil seçkici, önsöz yazarı, editör ve kimi durumlarda çevirmen olarak değerlendirilmelidir.
Borges 1979’da Miguel de Cervantes Ödülüne Gerardo Diego ile birlikte değer görüldü. Kariyeri boyunca Formentor, Jerusalem, Alfonso Reyes ve Balzan ödülleri dâhil çok sayıda uluslararası ödül ve fahri doktora aldı.
Son şiir kitabı Los conjurados 1985’te yayımlandı. Yaşamının son aylarını Cenevre’de geçiren Jorge Luis Borges, 14 Haziran 1986’da seksen altı yaşında öldü ve Cenevre’deki Plainpalais Mezarlığı’na defnedildi.
Borges hiçbir zaman geleneksel anlamda bir roman yazarı olmadı. Dünya edebiyatındaki büyük etkisini çoğu birkaç sayfa uzunluğundaki öyküler, denemeler, şiirler, konferanslar, çeviriler ve antolojiler aracılığıyla oluşturdu.
Kısa bir metnin içine sonsuz bir kütüphane, bütün olası zamanlar, kusursuz bir bellek veya evrenin tamamını sığdırabilmesi, Borges’in edebî yönteminin temel özelliğidir. Külliyatı modern fantastik edebiyatın, metafictionın ve felsefi kurmacanın sonraki gelişimi üzerinde kalıcı bir etki bıraktı.
#JorgeLuisBorges #Borges #ArjantinEdebiyatı #Ficciones #ElAleph #KumKitabı #FantastikEdebiyat #Metafiction #FelsefiKurgu #Labirent #Sonsuzluk #Bellek
Jorge Luis Borges’in edebî profili Arjantin edebiyatı, fantastik edebiyat, felsefi kurgu, metafiction, deneysel kısa öykü, deneme, şiir, polisiye, sonsuzluk, zaman, bellek, kimlik, labirent, ayna, kitap, kütüphane ve düş eksenlerinde şekillenir. Edebiyat tarihindeki etkisi büyük ölçüde kısa anlatının sınırlarını genişletmesinden ve birkaç sayfalık metinlerin içine son derece kapsamlı metafizik ve felsefi problemler yerleştirebilmesinden kaynaklanır.
Borges geleneksel anlamda roman yazarı değildir. Dünya edebiyatındaki büyük etkisini romanlardan çok öyküler, denemeler, şiirler, konferanslar, çeviriler ve antoloji çalışmaları aracılığıyla oluşturmuştur. Uzun bir romanda geliştirilebilecek zaman, kimlik, sonsuzluk veya gerçeklik problemlerini birkaç sahne, sahte kaynak, dipnot ya da hayalî kitap aracılığıyla yoğunlaştırması onun temel anlatı özelliklerinden biridir.
Borges’in kurmacasında düşünce ile olay örgüsü birbirinden ayrılmaz. Bir felsefi problem önce açıklanıp ardından hikâyeyle örneklenmez; problem bizzat hikâyenin yapısına dönüşür. Bu nedenle eserleri çoğu zaman birer düşünce deneyi gibi işlerken aynı anda fantastik, polisiye veya edebî oyun niteliğini korur.
Tlön, Uqbar, Orbis Tertius bu yöntemin en güçlü örneklerinden biridir. Öykü başlangıçta hayalî bir ülke hakkındaki ansiklopedi maddesinin araştırılmasıyla ilerlerken giderek bütün bir gezegenin dili, metafiziği, matematiği ve kültürünü tasarlayan gizli bir entelektüel projeye dönüşür. Son aşamada kurmaca dünya gerçekliğin içine sızmaya başlar ve böylece Borges yalnızca alternatif bir dünya yaratmakla kalmaz, insanların gerçekliği hangi kavramlar ve diller aracılığıyla kurduklarını da sorgular.
Tlön’de düşünsel sistem, fiziksel gerçeklik kadar güçlü hâle gelir. İnsanların dünyayı anlamlandırmak için kullandıkları fikirlerin zamanla dünyanın kendisinin yerine geçebilmesi, Borges’in gerçeklik ile temsil arasındaki sınırı nasıl belirsizleştirdiğini gösterir. Bu nedenle onun fantastik kurgusu çoğu zaman doğaüstü olaylardan çok bilgi, dil ve algının güvenilirliği üzerinden işler.
Pierre Menard, autor del Quijote edebî yazarlık ve yorum sorununu başka bir yönden açar. Menard, Cervantes’in Don Quijote’sini kopyalamaya çalışmaz; aynı cümlelere farklı bir çağın insanı olarak yeniden ulaşmayı amaçlar. Sözcükler aynı olsa bile tarihsel bağlam değiştiği için anlamın değişmesi, Borges’in yazar, metin, okur ve bağlam arasındaki ilişkiyi kurmacanın merkezine taşıdığını gösterir.
Bu öyküde edebî metnin anlamı yalnızca yazıldığı anda sabitlenmiş değildir. Aynı cümle farklı bir çağda, farklı bir kültürel ortamda ve başka bir yazar adı altında tamamen farklı biçimde okunabilir. Borges böylece edebiyatın yalnızca üretim değil yeniden okuma ve yeniden bağlamlandırma süreci olduğunu gösterir.
Kitap ve kütüphane Borges’in dünyasında yalnızca kültürel nesneler değildir; çoğu zaman evrenin veya insan bilgisinin modellerine dönüşür. La biblioteca de Babelde bütün evren altıgen odalardan oluşan sonsuz bir kütüphane biçiminde düşünülür. Belirli bir alfabenin bütün olası kombinasyonlarını içeren kitapların varlığı, teorik olarak geçmişin, geleceğin, doğru bilginin, yanlış bilginin ve bütün olası yorumların bir yerde bulunduğu anlamına gelir.
Ancak bütün bilginin mevcut olması insanı bilgeliğe ulaştırmaz. Tam tersine, sonsuz miktardaki metin arasında anlamlı olanı ayırt etmek neredeyse imkânsızlaşır. Borges burada bilgi bolluğu ile hakikate ulaşma arasındaki ilişkinin doğrudan olmadığını gösterir ve sonsuzluğu insan açısından çoğu zaman kavranamazlıkla ilişkilendirir.
El jardín de senderos que se bifurcanda sonsuzluk mekân yerine zamana taşınır. Tek bir olayın ardından yalnızca bir gelecek gerçekleşmez; bütün olası sonuçların farklı zaman çizgilerinde aynı anda var olabileceği düşüncesi ortaya çıkar. Bir dünyada dost olan iki insan başka bir dünyada düşman olabilir ve Borges’in zaman anlayışı doğrusal neden-sonuç yapısını parçalar.
Bu anlatı aynı zamanda casusluk ve polisiye öğeleri taşır. Borges’in metafizik problemleri soyut bir felsefe tartışması olarak bırakmaması burada belirgindir; zamanın yapısı hakkındaki fikir gerilimli bir olay örgüsünün içinde çalışır. Böylece zihinsel bir spekülasyon aynı zamanda anlatısal bir mekanizmaya dönüşür.
Bellek konusu Borges’in eserlerinde kimlik meselesiyle sürekli iç içedir. Funes el memoriosoda hiçbir şeyi unutamayan Funes’in durumu ilk bakışta olağanüstü bir yetenek gibi görünür. Ancak ayrıntıların tamamını hatırlamak, genelleme ve soyutlama yapmayı zorlaştırdığı için düşünmenin kendisi problem hâline gelir.
Funes’in hikâyesi unutmanın da zihinsel yaşam için gerekli olduğunu düşündürür. İnsan zihni yalnızca toplamakla değil, ayıklamak ve bazı ayrıntıları silmekle de işler. Borges burada kusursuz hafızayı bir üstünlük olarak değil, düşünceyi sınırlandırabilecek bir yük olarak ele alır.
Bellek ile kimlik arasındaki ilişki geç dönem öyküsü La memoria de Shakespearede yeniden belirir. Başka bir insanın anılarına sahip olmak, kişinin kendi benliğini zenginleştirmek kadar onu tehdit de edebilir. Borges’in dünyasında kimlik çoğu zaman sabit ve değişmez bir öz değil, anılar, anlatılar ve başkalarının kişiyi nasıl gördüğü arasındaki kırılgan bir bileşimdir.
Borges y yo bu bölünmeyi doğrudan yazarın kendi kişiliğine uygular. Günlük hayatı yaşayan özel kişi ile kitapların, biyografilerin ve edebiyat tarihinin içinde var olan “Borges” birbirinden ayrılır. Metnin sonunda hangisinin diğerini yazdığı belirsizleşirken kişisel benliğin de bir anlatı tarafından kurulabileceği düşüncesi ortaya çıkar.
Ayna ve ikiz motifleri bu nedenle Borges’te yalnızca görsel fantastik unsurlar değildir. Aynanın karşısındaki görüntü, kişinin kendisine benzeyen ama kendisi olmayan başka bir varlık düşüncesini taşır. Çift karakterler, benliğin bölünebilirliğini ve kişinin kendisini bütünüyle tanımasının imkânsızlığını görünür kılar.
El Aleph Borges’in sonsuzluk temasını en yoğun biçimde kullandığı anlatılardan biridir. Aleph, evrendeki bütün noktaların aynı anda ve birbirine karışmadan görülebildiği tek bir noktadır. İnsan deneyimi ise doğası gereği sıralıdır; kişi bir şeyi gördükten sonra başka bir şeye geçer.
Anlatıcının temel problemi, eşzamanlı biçimde görülen sonsuzluğu doğrusal dil aracılığıyla anlatmak zorunda olmasıdır. Bu nedenle öykü yalnızca evrenin tamamını görmek hakkında değildir; insan dilinin bütünlüğü ve sonsuzluğu ifade etmedeki sınırlarını da gösterir. Borges’in birçok eserinde kütüphane, Aleph, sonsuz kitap ve çatallanan zaman aynı temel soruna farklı imgelerle yaklaşır.
El libro de arena / Kum Kitabı bu düşüncenin geç dönem biçimlerinden biridir. Kitabın ne ilk ne de son sayfası vardır ve okur kapattığı bir sayfayı yeniden bulamayabilir. Sonsuzluk burada estetik bir hayranlık nesnesi olmaktan çıkar ve giderek kitabın sahibinin hayatını ele geçiren bir takıntıya dönüşür.
Borges’in sonsuzluk anlayışında çoğu zaman paradoks bulunur. İnsan sonsuz bilgiye ulaşmayı arzulayabilir fakat bu bilginin tamamına sahip olmak anlamı ortadan kaldırabilir. Kum Kitabı’nın rahatsız edici gücü, sınırsız olanın insan zihni açısından her zaman özgürleştirici olmayabileceğini göstermesinden gelir.
El Zahirde benzer bir sorun sonsuzluk yerine tek bir nesne üzerinden kurulur. Zahir’i gören kişi artık başka hiçbir şeyi düşünemeyecek hâle gelir ve nesne bütün zihinsel alanı kaplar. Borges böylece unutamamanın da bilgi kadar tehlikeli olabileceğini gösterir.
Polisiye edebiyat Borges’in kurmacasında önemli bir yapısal kaynak oluşturur. Edgar Allan Poe ve G. K. Chesterton gibi yazarlardan gelen mantıksal çözümleme geleneğini kullanır fakat çoğu zaman onu tersine çevirir. Dedektifin aklı gerçeği bulmak için kullanılan araç olduğu kadar onu yanlış yola götürebilecek bir saplantıya da dönüşebilir.
La muerte y la brújulada dedektif Lönnrot işaretleri son derece zekice yorumlar fakat tam da aşırı düzen arayışı nedeniyle tuzağa düşer. Katil onun kusursuz geometrik ve sembolik açıklama isteğini kullanır. Borges burada mantığın eksikliğini değil, dünyayı gereğinden fazla kusursuz bir sisteme dönüştürme arzusunu sorgular.
Bu özellik Borges’in genel edebî yaklaşımıyla uyumludur. Onun dünyasında tek bir açıklamanın bütün gerçekliği kapsaması çoğu zaman şüphelidir. Labirentin merkezine ulaşma arzusu kadar, merkezin gerçekten var olup olmadığı da sorunun parçasıdır.
Emma Zunzda olgusal gerçeklik ile duygusal gerçeklik arasındaki ayrım öne çıkar. Emma’nın anlattığı olayların bazı ayrıntıları doğru değildir fakat yaşadığı duygusal deneyim kendi açısından gerçektir. Borges böylece hakikatin yalnızca olayların doğruluğuyla sınırlı olmadığını, anlatının ve belleğin de hakikat duygusu üretebildiğini gösterir.
Mitolojik yeniden anlatım La casa de Asteriónda belirginleşir. Minotauros efsanesi canavarın kendi bakış açısından anlatılır ve okur başlangıçta konuşanın kim olduğunu bilmez. Son bölümde anlatıcının Asterion olduğu anlaşıldığında geleneksel kahraman-canavar ayrımı bir anda değişir.
Asterion artık yalnızca Theseus’un öldürmesi gereken yaratık değildir; yalnızlık yaşayan, kendi dünyasını anlamlandırmaya çalışan ve kurtuluş bekleyen bilinçli bir karakterdir. Borges birkaç sayfalık bakış açısı değişikliğiyle bütün bir mitolojik anlatının ahlaki dengesini dönüştürür.
El inmortal insanın ölümsüzlük arzusunu sorgular. Sonsuz zamanın varlığı ilk bakışta büyük bir güç gibi görünse de herhangi bir eylemin benzersizliğini ortadan kaldırabilir. Her şeyin sonsuz kez yaşanabileceği bir dünyada kişisel kimliğin ve seçimin değeri değişir.
Bu nedenle Borges için ölüm yalnızca hayatın sonu değildir. Aynı zamanda insan yaşamını sınırlayan ve bu sınırlılık sayesinde deneyimleri benzersiz hâle getiren yapıdır. Sonluluk, insanın seçimlerinin anlam kazanmasını sağlar.
El Sur Borges’in gerçeklik ile düş arasındaki belirsizliği en güçlü biçimde kullandığı anlatılardan biridir. Juan Dahlmann’ın ağır hastalık sonrasında Arjantin’in güneyine yaptığı yolculuk ve sonunda bir bıçak düellosuna yönelmesi gerçek bir olay olarak da hastanede ölmekte olan adamın düşü olarak da okunabilir. Borges iki açıklamadan birini kesinleştirmez.
Bu belirsizlik onun fantastik anlayışında önemlidir. Fantastik etki her zaman hayalet, büyü veya açık doğaüstü olayla ortaya çıkmaz; aynı olayın iki farklı gerçeklik modeli arasında kararsız bırakılması da aynı işlevi görebilir. Borges bu nedenle yalnızca doğaüstü fantastik değil, epistemolojik fantastik olarak da değerlendirilebilecek bir alan yaratır.
Borges’in Latin Amerika edebiyatıyla ilişkisi güçlü olmasına rağmen onu yalnızca büyülü gerçekçilik içinde değerlendirmek daraltıcı olur. Sonraki Latin Amerikalı yazarları ve Boom kuşağını önemli ölçüde etkilemiştir; fakat kurmacasının merkezinde daha çok felsefi fantastik, metafiction, mitolojik yeniden yazım ve deneysel kısa anlatı bulunur.
Arjantin kültürü Borges’in metafizik ilgilerinin karşıtı değildir. Buenos Aires’in sokakları, Palermo çevresi, tango, compadrito kültürü, bıçak düelloları ve gaucho geleneği eserlerinde Homeros, Dante, Shakespeare, Binbir Gece Masalları ve İskandinav sagalarıyla aynı düzlemde yer alabilir. Yerel ile evrensel arasında kesin bir sınır kurmaz.
İlk dönem şiirlerinde Buenos Aires neredeyse kişisel bir mitolojiye dönüşür. Sokaklar, mahalleler ve akşam ışığı yalnızca kent betimlemesi değildir; bellek ve aidiyet duygusunun mekânsal karşılığıdır. Geç dönem şiirlerinde ise bu yerel dünya zaman, ölüm, körlük ve atalar temalarıyla birleşir.
El informe de Brodie Borges’in geç döneminde daha sade ve doğrudan anlatıya yöneldiği eserlerden biridir. Metafizik oyunların yoğunluğu azalırken düello, cesaret, şiddet, kader ve Arjantin’in kenar mahalle kültürü daha belirgin hâle gelir. Bu değişim, Borges’in bütün kariyerini yalnızca Ficciones ve El Aleph’in biçimsel özellikleri üzerinden tanımlamanın eksik kalacağını gösterir.
Borges’in şiiri de kurmacasından ayrı bir alan oluşturmaz. Zaman, aynalar, kaplanlar, körlük, kitaplar, atalar ve ölüm şiirlerinde de sürekli geri döner. Ancak şiirde daha kişisel ve doğrudan bir ses hissedilirken, öykülerde çoğu zaman sahte belgeler, anlatıcı oyunları ve düşünsel yapılar öne çıkar.
Görme kaybı geç dönem üretiminin hem biyografik hem estetik unsurlarından biri hâline gelmiştir. Okuyamaz hâle geldikten sonra eserlerini ezberleyip dikte etmesi, sözlü ritim ve belleğin önemini artırmış; şiire yeniden yoğunlaşmasını da desteklemiştir. Körlük, şiirlerinde yalnızca fiziksel kayıp değil, kader, bilgi ve dünyanın görünmezliği üzerine düşünmenin aracına dönüşür.
Borges önemli bir denemeci olarak da aynı düşünsel alanları farklı biçimde ele alır. Historia de la eternidad, Otras inquisiciones ve daha sonraki konferans kitaplarında zaman, sonsuzluk, Kafka, Dante, Coleridge, Pascal, Quevedo, Budizm, Kabbala ve edebî gelenek üzerine yoğunlaşır. Denemelerinde kesin akademik sistem kurmaktan çok güçlü fikirlerin edebî olanaklarını araştırır.
Bu nedenle kurmaca ile deneme arasında keskin bir sınır bulunmaz. Bir denemede tarihsel veya felsefi bilgi fantastik bir varsayıma dönüşebilirken, bir öykü gerçek akademik makale biçimini taklit edebilir. Borges’in sahte bibliyografya, hayalî yazar ve gerçek kaynakları aynı düzlemde kullanması bu geçişkenliğin temel araçlarından biridir.
Gerçek ve hayalî kaynakların yan yana kullanılması okurun metne duyduğu güveni bilinçli biçimde sarsar. Bir ansiklopedi maddesi, dipnot veya bibliyografik kayıt başlangıçta doğruluk işareti gibi görünürken Borges bunları kurmacanın parçasına dönüştürür. Böylece bilgi veren metin biçiminin kendisi fantastik aracına dönüşür.
Adolfo Bioy Casares ile ortak yazdığı Bustos Domecq metinleri Borges’in mizahi ve parodik yönünü daha belirgin biçimde ortaya çıkarır. Polisiye klişeleri, bürokrasi, entelektüel gösteriş ve kültürel modalar hicvedilir. Bu çalışmalar Borges’in yalnızca ağır metafizik problemler yazan ciddi bir düşünür olarak görülmesinin eksik olduğunu gösterir.
Çevirmenlik ve antoloji hazırlama da Borges’in edebî kimliğinin temel parçalarıdır. Poe, Kafka, Chesterton, Stevenson, H. G. Wells, Lord Dunsany, Melville ve Hawthorne gibi isimlerle kurduğu okuma ilişkisi kendi yazarlığını da şekillendirmiştir. Onun için yazmak çoğu zaman geçmişteki metinleri yeniden okumak, seçmek, çevirmek ve başka bir bağlama taşımakla birlikte ilerler.
La Biblioteca de Babel projesi bu okur ve seçkici kimliğinin en görünür örneklerinden biridir. Borges burada başka yazarların metinlerini seçmiş, önsözlemiş, kimi zaman çevirilerine katkıda bulunmuş ve fantastik edebiyat için kişisel bir dünya kanonu oluşturmuştur. Tuzdan Heykel ve Yann'ın Ülkesi bu bağlamda Borges’in kendi kurmacaları değil, onun seçki ve editörlük çalışmalarıyla bağlantılı metinlerdir.
Borges’in metinlerinin büyük bölümünde tekrar eden temel mekanizma, soyut bir felsefi soruyu somut ve unutulmaz bir imgeye dönüştürmektir. Sonsuzluk kütüphane, Aleph veya sonsuz kitap olabilir; kimlik ayna ya da çift karakter üzerinden görünür hâle gelir; zaman çatallanan bahçeye dönüşür; bellek ise Funes veya Shakespeare’in belleği gibi kişileştirilmiş bir sorun biçimini alır.
Labirent bu imgelerin en kapsayıcı olanlarından biridir. Fiziksel bir yapı, şehir planı, polisiye soruşturma, kitap, zaman veya insan zihni aynı anda labirent olarak düşünülebilir. Labirent Borges’te yalnızca kaybolma değil, bütün yolların bir anlam taşıdığına inanma arzusunun da sembolüdür.
Kütüphane de benzer biçimde çok katmanlıdır. Gerçek bir kurum, evren modeli, bilginin sınırı ve insanın anlam arayışının sembolü olabilir. Borges’in hem belediye kütüphanesinde çalışmış olması hem de görme yetisini büyük ölçüde kaybettiği dönemde Arjantin Ulusal Kütüphanesinin başına geçmesi bu imgeye güçlü bir biyografik katman ekler.
Borges’in edebî etkisinin büyüklüğü, ortaya attığı fikirlerin daha sonraki bilimkurgu, fantastik edebiyat, postmodern kurgu ve metafiction içinde sürekli yeniden kullanılmasında görülür. Çoklu evrenler, sonsuz kütüphaneler, sahte belgeler, güvenilmez kaynaklar, kendisini yazan metinler ve gerçeklikle kurmacanın birbirine karışması sonraki kuşaklarda son derece yaygınlaşmıştır.
Buna rağmen Borges’in eserleri yalnızca kavramsal oyunlardan oluşmaz. Yalnızlık, ölüm, aşk, gurur, kıskançlık, kayıp, kader ve geçmişe özlem gibi son derece insani duygular metafizik yapıların altında sürekli varlığını korur. El Aleph’te sonsuzluk deneyimi aynı zamanda kaybedilmiş bir kadının anısıyla, Kokoro benzeri yoğun suçluluk değilse de kişisel kıskançlık ve edebî rekabetle birlikte ilerler.
Borges’in düşünce ile duygu arasındaki mesafesi özellikle geç dönem eserlerinde azalır. Gençlik dönemindeki avangard arayış ve orta dönem metafizik oyunlar, ilerleyen yıllarda yaşlanma, körlük, kişisel bellek ve ölüm duygusuyla daha doğrudan birleşir. Bu nedenle külliyatı yalnızca biçimsel zekâ üzerinden değil, yaşamının farklı dönemlerinde değişen duygusal yoğunluk üzerinden de okunabilir.
Jorge Luis Borges’in edebî dünyasının temel alanları Arjantin edebiyatı, fantastik edebiyat, felsefi kurgu, metafiction, deneysel kısa öykü, polisiye, şiir, deneme, mitoloji, zaman, sonsuzluk, bellek, kimlik, labirent, ayna, kitap, kütüphane ve düş şeklinde belirginleşir. Eserlerini ayırt eden temel özellik, birkaç sayfalık yoğun anlatılar içinde edebiyatı bir düşünce deneyine dönüştürerek sonsuzluk, zaman, gerçeklik ve kimlik gibi soyut problemleri labirent, kitap, ayna, kütüphane ve çift karakter gibi somut imgeler aracılığıyla kurmacalaştırmasıdır.
Alef
Ficciones
Kum Kitabı - Shakespeare'in Belleği
Alçaklığın Evrensel Tarihi
Sonsuzluğun Tarihi
Atlas
Yedi Gece
Sırça Sönmez profilini ac
“Yaşamak zaman kaybıdır, sonsuzluk biçimi altında olmadığı sürece hiçbir şeyi saklayıp geri getiremeyiz.”
Sonsuzluğun Tarihi kitap sayfasini ac
Sonsuzluğun Tarihi
Jorge Luis Borges
Can Yayınları - 2021 - 136 sayfa
Saatli Marif Takvimi profilini ac
Saatli Marif Takvimi
@saatlimariftakvimi
Takip et Saatli Marif Takvimi
Süheyla Yaman profilini ac
Süheyla Yaman
@suheyla
Takip et Süheyla Yaman