Hamdi Koç, 20 Aralık 1963'te Ordu'nun Fatsa ilçesinde doğdu. Roman, deneme ve çeviri alanlarında çalıştı; editörlük, televizyonculuk ve reklamcılık da meslek yaşamının farklı dönemlerinde yer aldı.
Kabataş ve Şişli liselerinde öğrenim gördü. Bir süre Orta Doğu Teknik Üniversitesinde okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Filolojisi Bölümünden mezun oldu.
Edebiyatla ilişkisi romancılığından önce yazı ve çeviri çalışmalarıyla belirginleşti. “Robinson Crusoe Üzerine” başlıklı ilk yazısı 1985'te Günümüzde Kitaplar dergisinde yayımlandı; daha sonra Yeni Düşün ve Hokka gibi yayınlarda yazı ve çevirileri yer aldı.
1989-1990 yıllarında altı sayı yayımlanan Hokka dergisinin editörlüğünü yürüttü. Editörlük çalışmalarının yanı sıra çevirmenlik yaptı; İngiliz ve Amerikan edebiyatının çeşitli yazarlarını Türkçeye kazandırdı.
William Shakespeare, William Faulkner, Samuel Beckett ve James Joyce, Koç'un çeviri yaptığı yazarlar arasındadır. Jane Austen ve Kurt Vonnegut çevirileri de çevirmenlik bibliyografyasının başka örneklerini oluşturur.
İlk romanı Çocuk Ölümü Şarkıları 1992'de Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı. Roman, dünyayla ilişkisi zayıflamış, içe kapanmış genç bir erkeğin zihinsel ve duygusal dünyasını merkeze alarak Koç'un sonraki eserlerinde de görülecek yalnızlık, iç hesaplaşma ve bireyin kendi zihninde sıkışması gibi temaların erken örneklerini ortaya koydu.
Koç'un geniş okur kitlesiyle buluşmasında belirleyici eser Melekler Erkek Olur oldu. 2002'de yayımlanan roman, kırklı yaşlarına gelmiş, evli ve çocuklu bir erkeğin alışılmış hayat düzeniyle arzuları arasındaki çatışmayı anlatır.
Melekler Erkek Olur'un merkezinde yalnızca bir evlilik dışı ilişki veya aşk hikâyesi bulunmaz. Yaşlanma kaygısı, özgürlük isteği, korku, sorumluluk, sadakat, cinsellik, aile ve kişinin kendi hayatını gerçekten seçip seçmediği sorusu romanın düşünsel alanını genişletir.
Romanın erkek anlatıcısı, kendi davranışlarını açıklamaya ve haklı çıkarmaya çalışırken aynı zamanda korkularını ve çelişkilerini görünür kılar. Bu nedenle anlatıcının söyledikleri ile yaşananların anlamı arasında her zaman tam bir örtüşme bulunmaz; okur karakterin kendisi hakkındaki yorumlarını da değerlendirmek durumunda kalır.
2003'te yayımlanan Çiçeklerin Tanrısı, Koç'un aşk ve ölüm temalarını doğrudan karşı karşıya getirdiği romanlarından biridir. Bitkiler ve çiçeklerle ilgilenen bir erkek karakterin ölümcül hastalığı bulunan Aygen'le kurduğu ilişki, sevmenin bir insanı kurtarma veya iyileştirme isteğine dönüşüp dönüşemeyeceği sorusu etrafında gelişir.
Çiçeklerin Tanrısı ilerledikçe aşk anlatısı ölüm düşüncesine açılır. Ölüm tarihini bilen veya ölümle yüzleşen kişinin hayata nasıl baktığı, seven kişinin ölmekte olan bir başkasının hayatı üzerindeki sınırları ve insanın kaçınılmaz olan karşısındaki çaresizliği romanın temel meseleleri arasındadır.
Melekler Erkek Olur ile Çiçeklerin Tanrısı art arda yayımlanmalarına rağmen aynı aşk anlayışını tekrarlamaz. İlkinde evlilik, arzu ve özgürlük çatışması öne çıkarken ikincisinde sevgi, bakım, ölüm ve kaybetme ihtimali daha belirleyici hâle gelir.
Koç'un sonraki romanı İyi Dilekler Ülkesi 2005'te yayımlandı. Can Fedai Gümüş çevresinde gelişen anlatıda ironi ve mizah önceki romanlara göre daha belirgin bir yer tuttu.
Kalpten Parçalar 2006'da yayımlandı. Meltem ile Talat'ın ilişkisini merkeze alan roman; aşk, evlilik, cinsellik, yalnızlık ve iki kişinin birbirinden ne beklediği üzerine kuruldu.
Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası 2009'da yayımlandı. Romanın anlatıcısı Murat, boşandığı eşini başka bir erkekle gördüğü anda kıskançlık, ölüm korkusu, kayıp ve geçmişe ilişkin hesaplaşmalarla karşı karşıya kalır.
Roman bir öğleden sonra başlayan olayları doğrusal biçimde ilerletirken anlatıcının hatırlamaları aracılığıyla geçmişe açılır. Böylece boşanmanın hukuken sona ermiş bir ilişkiyi duygusal olarak gerçekten sona erdirip erdiremeyeceği sorgulanır.
2010'da yayımlanan Rüyalarıma Giren Kadın, Koç'un romanlarından tür bakımından ayrılan deneme kitabıdır. Yazarlık, roman kurma, yazma süreci, edebiyat ve kendi üretimi üzerine düşüncelerini içeren eser, yazarın kurmacasını nasıl değerlendirdiğine ilişkin doğrudan bir alan açar.
2013'te yayımlanan Çıplak ve Yalnız, Koç'un romancılığında tematik ve yapısal açıdan genişleyen eserlerden biri oldu. Mesut Akarsu'nun yıllardır görüşmediği amcasının ölüm haberini alarak Ünye'ye gitmesiyle başlayan anlatı, aile geçmişi, taşra, siyasal tarih, ölüm, sırlar ve geçmişte yaşanan olaylar arasında ilerler.
Roman farklı zaman katmanlarını, bireysel hafızayı, tarihsel göndermeleri ve yer yer polisiye merakını bir araya getirir. Gerçekçi anlatının yanında mistik ve metafizik unsurların bulunması, Koç'un önceki ilişki merkezli romanlarından daha çok katmanlı bir kurguya yöneldiğini gösterir.
Çıplak ve Yalnız, 2013 Dünya Kitap Yılın Telif Kitabı Ödülü'ne değer görüldü. Roman daha sonra 2014 yılında 43. Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazandı.
Orhan Kemal Roman Armağanı seçici kurulu, romanın bireysel yaşamı tarihsel ve toplumsal arka planla ilişkilendiren yönünü ödül kararında özellikle vurguladı. Ödül 2 Haziran 2014'te düzenlenen törende Hamdi Koç'a verildi.
2017'de yayımlanan Yalnız Kaldınız, Peyami Bey!, Koç'un gerçekçilikten fantastik ve metafizik alana en açık biçimde geçtiği romanlarından biridir. Sokakta saldırıya uğrayarak ölümle yaşam arasında kalan bir yazarın Peyami Safa ile karşılaşması, anlatıyı gerçek dünya ile edebî ve fizikötesi bir alan arasında hareket ettirir.
Roman, Peyami Safa'nın Yalnızız romanındaki Simeranya'yla bağ kurarak edebiyat tarihini doğrudan kurmacanın parçası hâline getirir. Böylece Koç'un daha önce hafıza, iç hesaplaşma ve ölüm üzerinden sürdürdüğü arayış, başka bir yazarın kurmaca dünyasıyla metinler arası ilişkiye açılır.
Hamdi Koç'un romanlarında erkek anlatıcı ve erkek karakterler sıkça merkezde yer alır. Bu karakterler özgürlük arzusu, memnuniyetsizlik, evlilik, cinsellik, kıskançlık, suçluluk, korku ve geçmişle hesaplaşma gibi meselelerle uğraşırken kadınlarla kurdukları ilişkiler çoğu kez kendi kişiliklerini görmelerini sağlayan bir ayna işlevi görür.
Bununla birlikte kadın karakterler yalnızca erkek kahramanın hikâyesini ilerleten kişiler olarak kalmaz. Özellikle Çiçeklerin Tanrısı, Kalpten Parçalar ve başka romanlarda kadınların aşk, ölüm, bağımsızlık ve ilişki karşısındaki tutumları erkek anlatıcıların beklentilerini bozabilen ayrı iradelere dönüşür.
Koç'un romancılığında zaman içinde belirgin bir biçimsel genişleme görülür. İlk dönem romanlarında bireyin iç dünyası ve ilişkileri daha merkezîyken Çıplak ve Yalnız ile Yalnız Kaldınız, Peyami Bey! gibi eserlerde tarih, metafizik, fantastik öğeler, farklı zaman katmanları ve metinler arası bağlantılar daha güçlü hâle gelir.
Çocuk Ölümü Şarkıları'ndan Yalnız Kaldınız, Peyami Bey!'e uzanan romancılığında değişmeyen temel mesele ise bireyin kendi hayatıyla tam bir uyum kuramamasıdır. Karakterleri çoğu zaman seçtikleri hayatla istedikleri hayat, geçmişleriyle bugünleri, bağlılıkla özgürlük ve yaşam arzısıyla ölüm bilgisi arasında kalırlar.
#HamdiKoç #MeleklerErkekOlur #ÇiçeklerinTanrısı #ÇocukÖlümüŞarkıları #ÇıplakVeYalnız #YalnızKaldınızPeyamiBey #Roman #PsikolojikRoman #Aşk #Yalnızlık #Hafıza #Ölüm
Hamdi Koç'un Bibliosfer profili psikolojik roman, edebî roman, aşk ve ilişki romanı, erkeklik, evlilik, yalnızlık, arzu, cinsellik, ölüm, hafıza, suçluluk, taşra, metafizik ve metinler arası kurgu eksenlerinde şekillenir. Romancılığının ayırt edici yönlerinden biri, karakterlerini çoğu zaman kendileri hakkında uzun uzun düşünen fakat kendi davranışlarını bütünüyle anlayamayan kişilerin iç dünyasından anlatmasıdır.
Koç'un ilk romanlarından itibaren bireyin iç sesi büyük önem taşır. Olay yalnızca dış dünyada yaşanmaz; karakterin yaşananları kendisine nasıl açıkladığı, neyi sakladığı, neyi abarttığı ve kendi davranışlarını hangi gerekçelerle savunduğu da anlatının parçasıdır.
Bu nedenle onun romanlarında anlatıcı her zaman mutlak bir hakikat kaynağı değildir. Özellikle birinci tekil kişinin kullanıldığı metinlerde okur, anlatıcının kendisi hakkındaki değerlendirmesi ile davranışları arasındaki mesafeyi fark etmek durumunda kalır.
Çocuk Ölümü Şarkıları, Koç'un sonraki romanlarının psikolojik zeminini hazırlayan bir başlangıçtır. Dünyaya katılmakta zorlanan, kendi zihninin ve hayallerinin içine çekilen birey, ilerleyen eserlerde farklı yaş ve toplumsal konumlarda yeniden karşımıza çıkacak içe kapanma ve memnuniyetsizlik duygusunun erken biçimidir.
Melekler Erkek Olur'da bu içe dönüklük orta yaş krizine, evlilik ve özgürlük sorununa bağlanır. Romanın erkek kahramanı toplumsal açıdan düzenli ve başarılı sayılabilecek bir hayat sürmesine rağmen sahip olduklarının kendi seçtiği hayat olup olmadığını sorgulamaya başlar.
Burada özgürlük düşüncesi basit biçimde “evlilikten kurtulmak” anlamına gelmez. Karakterin sorunu, özgürlük arzusuyla sorumluluklardan kaçma isteğinin birbirine karışmasıdır.
Bu nedenle Melekler Erkek Olur'un anlatıcısı hem anlaşılabilir hem de tartışmalı bir karakterdir. Korkuları, arzuları ve hoşnutsuzlukları okura açık biçimde aktarılır; fakat kendi davranışlarına ilişkin bütün açıklamalarının kabul edilmesi gerekmez.
Romanın güçlü yönlerinden biri de bu güvenilmezliğe yakın anlatıcı konumudur. Okur yalnızca adamın ne düşündüğünü değil, kendisini nasıl görmek istediğini de izler.
Erkeklik, Koç'un romanlarında sıkça sınanan bir kimliktir. Erkek karakterler güçlü, kararlı ve kendi hayatının denetimine sahip görünmeye çalışırken kıskançlık, korku, yaşlanma, cinsel arzu, başarısızlık ve yalnızlık karşısında bu görüntünün ne kadar kırılgan olduğu ortaya çıkar.
Kadın-erkek ilişkisi bu nedenle yalnızca romantik olay örgüsü değildir. Erkek kahramanın kendi özgürlük, güç ve benlik anlayışının sınandığı temel alanlardan biridir.
Çiçeklerin Tanrısı aynı ilişki meselesini ölüm karşısında yeniden kurar. Sevilen kişinin ölüm ihtimali, aşkın sahiplenme, kurtarma ve iyileştirme dürtülerini açığa çıkarır.
Romanın erkek karakterinin çiçeklerle ve iyileştirmeyle kurduğu ilişki, sevdiği kadını da kurtarabileceği düşüncesine doğru genişler. Ancak insanın başka bir kişinin ölümü üzerindeki denetiminin sınırlılığı, bu kurtarıcı arzusunu sürekli bozar.
Aygen'in ölüm karşısındaki tutumu, romanın erkek karakterinin beklentilerinden farklıdır. Böylece ölmek üzere olan kadın yalnızca “kurtarılması gereken kişi” konumunda kalmaz; kendi ölümüne ve hayatına ilişkin ayrı bir irade geliştirir.
Melekler Erkek Olur'da yaşamın ortasında duyulan özgürleşme arzusu varken Çiçeklerin Tanrısı'nda yaşamın sonluluğu öne çıkar. İki roman birlikte okunduğunda Koç'un aşkı farklı sınavlarla karşılaştırdığı görülür: Birinde bağlılık, diğerinde kayıp.
İyi Dilekler Ülkesi, Koç'un mizah ve ironi kapasitesini daha açık kullandığı eserlerindendir. Bireyin kendisi hakkındaki yüksek düşünceleriyle hayatın sıradanlığı arasındaki fark, ironinin temel kaynaklarından birine dönüşür.
Kalpten Parçalar'da ilişki çözümlemesi tekrar merkeze gelir. Meltem ile Talat arasındaki aşk üzerinden arzu ile evlilik, özgürlük ile bağlılık ve yalnızlıkla birlikte yaşama ihtiyacı karşı karşıya getirilir.
Koç'un aşk anlatılarında romantik ideal çoğu zaman uzun süre korunamaz. İlişki başladığında kişinin diğerinden beklediği şeylerle gerçek hayatın gündelik ihtiyaçları arasında mesafe oluşur.
Bu yüzden evlilik romanlarında yalnızca toplumsal kurum olarak değil, bireyin kendi arzularını başka bir kişinin arzularıyla sürekli uzlaştırmak zorunda kaldığı alan olarak görünür.
Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası bu tartışmayı ilişkinin sona ermesinden sonraya taşır. Boşanma gerçekleşmiş olsa bile Murat'ın eski eşini başka bir erkekle görmesi, hukuki ayrılık ile duygusal ayrılığın aynı anda gerçekleşmediğini gösterir.
Murat'ın kıskançlığı bir sahiplik meselesi olduğu kadar kendi geçmişini kaybetme korkusudur. Eski eşinin başka bir hayat kurduğunu görmek, onun artık kendisinin merkezde olmadığı bir hikâyenin varlığını kabul etmesini gerektirir.
Koç'un romanlarında ölüm ve aşkın birbirine sık sık yaklaşması da dikkat çekicidir. Çiçeklerin Tanrısı'nda ölüm doğrudan merkezdeyken Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası'nda kıskançlığın ilk duygusu ölüm korkusuyla ifade edilir; Çıplak ve Yalnız'da ise ölüm, aile geçmişine açılan kapı olur.
Bu tekrar, ölümün yalnızca fiziksel son anlamına gelmediğini gösterir. Evliliğin bitmesi, gençliğin sona ermesi, bir ilişkinin kaybedilmesi veya kişinin eski benliğinin ortadan kalkması da karakterler tarafından küçük ölüm deneyimleri gibi yaşanabilir.
Hafıza bu nedenle Koç'un anlatılarında önemlidir. Karakterin bugünkü sıkıntısı çoğu kez geçmişte yapılmış bir seçim, yarım bırakılmış bir ilişki veya unutulduğu düşünülen bir olay tarafından beslenir.
Çıplak ve Yalnız, bu kişisel hafıza anlayışını aile ve toplumsal tarihe doğru genişletir. Mesut'un amcasının ölümüyle başlayan yolculuğu, kendi bilmediği aile geçmişini ve yaşadığı coğrafyanın tarihini araştırmaya dönüşür.
Romanın Ünye ve taşra atmosferi, Koç'un önceki kentli ilişki romanlarından farklı bir mekânsal yapı yaratır. Küçük yerleşim yerinin kapalı ilişkileri, dedikoduları, aile sırları ve geçmişten taşınan olayları anlatının merak unsurunu destekler.
Polisiye merakı romanın önemli bileşenlerinden biri olsa da Çıplak ve Yalnız tam anlamıyla geleneksel polisiye değildir. Gizemin çözülmesi, aile geçmişini ve tarihsel belleği ortaya çıkaran daha geniş bir anlatının aracıdır.
Romanın zaman sıçramaları da bu hafıza yapısıyla uyumludur. Geçmiş, anlatının geride bırakıp yoluna devam ettiği bir bölüm değil, bugünün anlamını sürekli değiştiren aktif bir katmandır.
Mistik ve metafizik öğelerin romana girmesi, Koç'un gerçekçiliğe bütünüyle bağlı kalmadığını gösterir. Bunun daha ileri bir örneği Yalnız Kaldınız, Peyami Bey!'de ortaya çıkar.
Yalnız Kaldınız, Peyami Bey!, ölümle yaşam arasındaki belirsizliği doğrudan anlatının mekânına dönüştürür. Ağır biçimde yaralanan anlatıcı, fiziksel gerçekliğin sınırlarının belirsizleştiği bir alanda Peyami Safa'yla karşılaşır.
Peyami Safa'nın bir roman karakteri gibi anlatıya girmesi, edebiyat tarihini kurmaca malzemesine dönüştürür. Böylece yaşayan yazar ile ölmüş yazar, gerçek hayat ile başka bir romanın dünyası aynı anlatı düzleminde buluşur.
Simeranya bağlantısı özellikle önemlidir. Koç burada yalnızca Peyami Safa'ya gönderme yapmakla kalmaz; başka bir yazarın kurduğu ütopyayı kendi romanının fizikötesi dünyasının parçasına dönüştürür.
Bu eser, Koç'un ilk dönemindeki psikolojik iç konuşmayı postmodern ve metinler arası bir yapıya genişlettiğini gösterir. Karakter hâlâ ölüm, korku ve kendi hayatıyla hesaplaşmaktadır; değişen şey bu hesaplaşmanın gerçekleştiği kurmaca düzlemdir.
Rüyalarıma Giren Kadın ise kurmacanın arkasındaki yazarı görünür kılan ayrı bir metindir. Roman yazma süreci, başarısız girişimler, silinen bölümler ve yazarlığın kendisi üzerine düşünmesi, Koç'un anlatı biçimine bilinçli biçimde yaklaşan bir romancı olduğunu gösterir.
Çevirmenlik faaliyeti de edebî profilinin önemli bir parçasıdır. Shakespeare, Faulkner, Beckett, Joyce, Austen ve Vonnegut gibi birbirinden farklı anlatı gelenekleriyle uzun süreli çalışma, Koç'un Türkçeyle kurduğu ilişkinin yalnızca özgün roman yazarlığına dayanmadığını gösterir.
Ancak bu çevirilerden hareketle romanlarındaki belirli bir anlatı tekniğini doğrudan herhangi bir yabancı yazara bağlamak için ek kanıt gerekir. Daha güvenli sınıflandırma, Koç'un İngiliz ve Amerikan edebiyatıyla hem eğitim hem de çeviri düzeyinde uzun süreli ilişki kurduğunu belirtmektir.
Koç'un anlatımının güçlü yönlerinden biri karakterin kendi içindeki çelişkiyi saklamamasıdır. Kahramanlarının pek çoğu sevimli, ahlaklı veya örnek kişiler olmak zorunda değildir; bencil, korkak, kıskanç veya kendi kendisini kandıran yanlarıyla anlatılabilirler.
Bu durum özellikle erkek karakter çözümlemelerine eleştirel bir alan açar. Romanlar erkek bakışını sıkça merkez alsa da bu bakışın her zaman haklı veya güvenilir olduğu varsayılmaz.
Yazarın yönteminin sınırlılıklarından biri de burada ortaya çıkar. Erkek anlatıcıların güçlü biçimde merkezde bulunduğu romanlarda kadınların iç dünyasına erişim kimi zaman erkek karakterin bakışıyla sınırlanabilir. Buna karşılık Çiçeklerin Tanrısı ve başka eserlerde kadın karakterlerin erkeğin kurduğu anlam çerçevesine direnmesi bu tek taraflılığı kısmen kırar.
Koç'un dönemsel gelişiminde ilişki romanından daha geniş tarihsel ve metafizik kurguya doğru belirgin bir açılma vardır. Melekler Erkek Olur ve Çiçeklerin Tanrısı bireysel ilişkiler ve psikolojiye yoğunlaşırken Çıplak ve Yalnız aile geçmişini tarihsel katmanlarla, Yalnız Kaldınız, Peyami Bey! ise edebiyat tarihi ve metafizikle birleştirir.
Bununla birlikte erken ve geç dönemleri birbirine bağlayan temel soru değişmez: İnsan kendi hayatından ne kadar sorumludur ve yaşadığı hayat gerçekten kendi seçimi midir?
Koç'un karakterleri çoğu zaman hayatlarını değiştirmek isterken değişimin sonuçlarından korkarlar. Özgürlük arzusu ile güvenlik, aşk ile yalnızlık, bağlılık ile kaçış, yaşam isteği ile ölüm bilgisi arasındaki gerilim bu nedenle eserlerinin temel psikolojik motorlarından biridir.
Hamdi Koç'un Bibliosfer'deki temel sınıflandırma alanları psikolojik roman, edebî roman, aşk ve ilişki romanı, erkeklik, evlilik, arzu, cinsellik, yalnızlık, ölüm, hafıza, suçluluk, taşra, fantastik ve metafizik kurgu ile metinler arasılıktır. Eserlerini ayırt eden temel özellik, kendi davranışlarını açıklamaya çalışan fakat çoğu zaman kendileriyle çelişen karakterleri yoğun iç anlatımla izleyerek bireyin özgürlük isteğiyle bağlılıkları, arzularıyla vicdanı ve yaşama isteğiyle ölüm bilgisi arasındaki çatışmayı farklı roman biçimleri içinde sürekli yeniden kurmasıdır.
Melekler Erkek Olur
İyi Dilekler Ülkesi
Çiçeklerin Tanrısı
Zarar Vereceksin
Yalnız Kaldınız, Peyami Bey!
Kalpten Parçalar
Çocuk Ölümü Şarkıları
Çıplak ve Yalnız
Haldun Kış profilini ac
“Ben de insandım. Para henüz havadaydı, evet, ama Allah'ın parası değil, benim paramdı. Ben de paramı seviyordum Allah için. Çok hem de. Havadayken bile.”
Sırça Sönmez profilini ac
Sırça Sönmez
@suskun
Takip et Sırça Sönmez
Saatli Marif Takvimi profilini ac
Saatli Marif Takvimi
@saatlimariftakvimi
Takip et Saatli Marif Takvimi