Büyü Dükkânı’nın kapısı yeniden açılıyor.
Bu sıra dışı dükkânda insanların hayatta en çok istediği şeyler satılır: Cesaret, sevgi, başarı, unutmak, bağışlanmak ya da kaybedilen bir şeyi geri kazanmak… Fakat burada para geçmez. Her isteğin karşılığında müşterinin hayatından başka bir şey vermesi gerekir.
Dükkâna gelenler ne istediklerini bildiklerini düşünürler. Yaşlı satıcıysa onların söylediklerinden çok, söylemekten kaçındıklarını dinler. Çünkü büyük arzuların ardında çoğu zaman gizlenmiş bir korku, tamamlanmamış bir hikâye ya da insanın kendisine bile itiraf edemediği bir ihtiyaç vardır.
Ancak bu kez pazarlık masasının yalnızca bir tarafı değişmeyecektir.
Yıllardır insanların isteklerini sorgulayan, onlara vazgeçmeleri gerekenleri gösteren yaşlı adamın kendi hayatındaki kapalı kapılar da aralanmaya başlar. Geçmişi, seçimleri ve suskunlukları gün ışığına çıkarken başkalarının iç dünyasını kolaylıkla görebilen birinin, kendisini ne kadar tanıdığı sorgulanır.
Biri yaşamın sonbaharında, diğeri henüz yolun başındaki iki çınar… Zamanın iki ayrı ucunda duran bu karşılaşma; büyümek, yaşlanmak, kaybetmek ve insanın geçmişiyle kurduğu bağ üzerine yeni sorular doğurur. Çünkü çocukluk geride bırakılan bir dönem değil, insanın içinde yaşamayı sürdüren en eski hikâyedir.
Yeşim Türköz, **Büyü Dükkânı’nda İki Çınar**’da yeni müşterilerin şaşırtıcı pazarlıklarını, yaşlı satıcının içsel yolculuğuyla buluşturuyor. Arzuların ardındaki gerçek ihtiyaçlara yönelen anlatı, okuru yalnızca dükkândaki alışverişlere değil, kendi hayatında taşıdığı bedellere de bakmaya çağırıyor.
Her şeyi satın alabileceğiniz bir yerde, en zor alışveriş yine kendinizle yaptığınızdır.
Peki insan, geçmişinden vazgeçmeden geleceğine yer açabilir mi?
Yoksa yeni bir hayata başlayabilmek için önce içinde yıllardır büyüttüğü eski çınarla mı yüzleşmelidir?