Anadolu’nun uzak köylerinde hayat, çoğu zaman göründüğünden daha ağırdır. Yazın toza, kışın çamura dönüşen yollar; akan okul damları, yoksullukla çevrili evler ve geleceği daha başlamadan elinden alınan çocuklar… Bütün bu gerçeklerin ortasında insanlar, yaşamlarını değiştirecek bir sesin kendilerine ulaşmasını bekler.
Fakir Baykurt, Efkâr Tepesi’nde köy yaşamına uzaktan bakmaz; gördüklerini, duyduklarını ve bizzat tanıklık ettiklerini halkın içinden bir dille anlatır. Eğitimsizliğin nasıl sürdürüldüğünü, kız çocuklarının neden okuldan uzak tutulduğunu, inançların nasıl çıkar aracına dönüştürüldüğünü ve siyasal hesapların sıradan insanların hayatına nasıl karıştığını çarpıcı gözlemlerle ortaya koyar.
Ancak bu sayfalarda yalnızca yoksulluk ve çaresizlik yoktur. Bürokrasiye, ilgisizliğe ve yerleşmiş düşüncelere rağmen değişime duyulan inanç da vardır. Baykurt’un zaman zaman mizahla sertleşen anlatımı, okuru hem gülümsetir hem de rahatsız edici sorularla baş başa bırakır.
Yazıldığı dönemin Türkiye’sini anlatan Efkâr Tepesi, aradan geçen yıllara rağmen güncelliğini koruyan meseleleriyle geçmişten bugüne uzanan güçlü bir toplumsal tanıklıktır. Çünkü bazı tepelerden bakıldığında yalnızca bir kasaba değil, bütün bir ülkenin gerçekleri görünür.