Natsume Sōseki, asıl adı Natsume Kinnosuke olan Japon romancı, öykücü, edebiyat kuramcısı ve haiku şairidir. 9 Şubat 1867’de Edo’nun Ushigome bölgesindeki Babashita-Yokomachi’de, bugünkü Tokyo’nun Shinjuku semtinde bulunan Kikuichō çevresinde doğdu. Meiji döneminin hızlı toplumsal dönüşümünü bireyin iç dünyası üzerinden inceleyen eserleriyle modern Japon edebiyatının temel isimlerinden biri hâline geldi.
Kalabalık bir ailenin en küçük çocuklarından biriydi. Henüz bir yaşındayken Shiobara ailesine evlatlık verildi. Evlat edinen anne ve babasının ayrılmasının ardından dokuz yaşında biyolojik ailesine geri döndü.
Gençlik döneminde klasik Çin edebiyatına ve şiirine ilgi duydu. Daha sonra İngilizce eğitimi almaya yöneldi. Öğrencilik yıllarında şair Masaoka Shiki ile tanışması edebî gelişiminde önemli rol oynadı; Shiki aracılığıyla haiku ile daha yoğun biçimde ilgilendi.
1893’te İmparatorluk Üniversitesinin İngiliz Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Üniversitedeki eğitimi sırasında İngiliz dili ve edebiyatını incelerken Batı edebiyatını Japon düşünce ve edebiyat geleneğiyle nasıl ilişkilendireceği sorusu giderek temel ilgi alanlarından biri hâline geldi.
Mezuniyetinin ardından öğretmenlik yaptı. 1895’te Matsuyama’daki ortaokulda İngilizce öğretmeni olarak çalışmaya başladı. Bu dönemdeki okul ve öğretmenlik deneyimi daha sonra Botchanın kurmaca dünyasına kaynaklık etti.
1896’da Kumamoto’daki Beşinci Yüksekokula geçti. Aynı yıl Kyōko Nakane ile evlendi. Çiftin daha sonra beş kızı ve iki oğlu oldu.
Kumamoto yıllarında öğretmenliğin yanında dağcılıkla ve doğayla ilgilendi. Aso Dağı çevresindeki yolculukları ve kaplıca bölgelerinde geçirdiği zaman, daha sonra Nihyaku Tōka ve Kusamakura gibi eserlerde kurmaca malzemesine dönüştü.
1900’de Japon Eğitim Bakanlığı tarafından İngiliz edebiyatı üzerine çalışma yapmak üzere Büyük Britanya’ya gönderildi. Yaklaşık iki yıl Londra’da yaşadı.
Londra dönemi Sōseki için zihinsel ve duygusal açıdan zorlayıcı bir dönem oldu. Batı toplumuyla doğrudan karşılaşması, İngiliz edebiyatının nasıl incelenmesi gerektiğine ilişkin kendi düşünsel sorunları ve yalnızlık hissi üzerinde uzun süre etkili oldu.
Bu yıllarda geliştirdiği edebiyat kuramı düşünceleri daha sonra Bungakuron adlı kapsamlı çalışmasına dönüştü. Kitap 1907’de yayımlandı.
1903’te Japonya’ya döndükten sonra Birinci Yüksekokulda ve Tokyo İmparatorluk Üniversitesinde İngiliz edebiyatı dersleri verdi.
Şair Takahama Kyoshi’nin teşvikiyle yazdığı Wagahai wa Neko de Aru, Ocak 1905’te Hototogisu dergisinde yayımlanmaya başladı. Eser büyük ilgi görünce Ağustos 1906’ya kadar devam etti.
Romanın anlatıcısı adı olmayan bir kedidir. Kedi, ortaokul İngilizce öğretmeni Kushami’nin evinde yaşarken ev sahibini, ailesini, arkadaşlarını ve çevredeki insanları gözlemler.
Kedinin anlatıcı sesi, insan davranışlarının tuhaflığını dışarıdan göstermek için kullanılır. Öğretmenler, sanatçılar, bilim insanları, iş adamları ve entelektüeller üzerinden Meiji döneminde modernleşen Japon toplumuna yönelik geniş bir hiciv ortaya çıkar.
Ben Bir Kediyim, Sōseki’nin profesyonel romancı olarak tanınmasını sağlayan eser oldu. İlk cildi 1905, ikinci cildi 1906, üçüncü cildi ise 1907’de kitap olarak yayımlandı.
1906’da Botchan yayımlandı. Roman, okulunu yeni bitiren genç bir matematik öğretmeninin Shikoku’daki bir ortaokula atanmasını ve burada öğrencilerle ve meslektaşlarıyla yaşadığı çatışmaları anlatır.
Botchan’ın doğrudan, öfkeli ve dürüst anlatıcısı; ikiyüzlülük, kurum içi çıkar ilişkileri ve ahlaki tutarsızlıklarla mücadele eder.
Aynı yıl Kusamakura yayımlandı. Eser daha sonra Türkçede Üç Köşeli Dünya adıyla tanındı. İsimsiz bir ressam şehir yaşamından uzaklaşarak dağlardaki bir kaplıca bölgesine gider ve burada Nami adlı gizemli kadınla karşılaşır.
Kusamakura klasik olay örgüsünden çok sanat, şiir, resim, güzellik ve insanın dünyaya estetik mesafeden bakabilmesi üzerine kurulur. Doğu Asya şiir geleneğiyle Batı resmi ve edebiyatına yapılan göndermeler aynı metinde buluşur.
Sōseki eseri “haiku tarzında bir roman” olarak düşünmüş; sahnelerin birbirini yoğun görüntüler ve düşünceler aracılığıyla izlemesine önem vermiştir.
1906 tarihli Nihyaku Tōka ise Aso Dağı çevresindeki kendi yürüyüş deneyimlerinden beslenir. İki genç adamın konuşmaları üzerinden modern toplum, para ve insan ilişkileri hicivli biçimde ele alınır.
Botchan, Kusamakura ve Nihyaku Tōka 1907’de Uzurakago adlı kitapta birlikte yayımlandı.
1907’de Nowaki yayımlandı. Roman, öğretmenler, genç entelektüeller, para, edebiyat ve modern toplumda ahlaki tutarlılığın korunması üzerine yoğunlaştı.
Aynı yıl Sōseki üniversitedeki görevlerinden ayrılarak Tokyo Asahi Shimbun gazetesine tam zamanlı yazar olarak katıldı.
Asahi için yazdığı ilk büyük roman Gubijinsō oldu. 1907’de tefrika edilen eser aşk, evlilik, maddi çıkarlar, gurur ve ahlaki sorumluluk çevresinde gelişen karmaşık bir ilişki ağı kurdu.
1908’de Kōfu yayımlandı. Varlıklı bir aileden gelen genç adam kişisel bir kriz sonrasında Tokyo’dan uzaklaşarak bir bakır madeninde çalışmaya gider.
Aynı yıl Yume Jūya yayımlandı. On kısa düş anlatısından oluşan eser farklı çağlara, ölüm imgelerine ve açıklanamayan olaylara uzanır.
1908 tarihli Sanshirō, Sōseki’nin modern Japon bireyi üzerine kurduğu önemli roman dizilerinden birinin başlangıcı kabul edilir. Kyūshū’dan Tokyo’ya üniversite eğitimi için gelen Sanshirō, büyük kentin kültürel ve entelektüel dünyasıyla karşılaşır.
1909’da yayımlanan Sorekara, Türkçede Ardından adıyla yayımlandı. Merkezindeki Daisuke, varlıklı ailesinin maddi desteğiyle çalışan hayatından uzak duran eğitimli bir kentlidir.
Daisuke’nin eski arkadaşı Hiraoka’nın eşi Michiyo’ya duyduğu aşk, bireysel arzu ile aile, arkadaşlık ve toplum tarafından belirlenen ahlaki sorumlulukları karşı karşıya getirir.
1910 tarihli Mon, Türkçede Kapı adıyla yayımlandı. Sōsuke ile Oyone geçmişte gerçekleştirdikleri ihanetin gölgesinde sessiz bir evlilik sürdürürler.
Sōsuke suçluluğundan kurtulabilmek için bir Zen manastırına yönelir ancak kolay bir manevi çözüm bulamaz.
Sanshirō, Sorekara ve Mon, Sōseki araştırmalarında genellikle bir üçleme olarak değerlendirilir. Romanların başkişileri ve olay örgüleri doğrudan devam etmez; onları modern bireyin gelişimi ve toplumsal sorumluluk sorunu birbirine bağlar.
Mon’u yazdığı 1910’da Sōseki’nin mide rahatsızlığı ağırlaştı. Shuzenji’de tedavi gördüğü sırada büyük miktarda kan kaybetti ve ölüm tehlikesi geçirdi.
1911’de kendisine verilmek istenen doktora derecesini kabul etmedi.
1912’de Higan Sugi Made yayımlandı. Birbirine bağlanan farklı anlatıları ve anlatıcıları kullanan eser aile, evlilik, aşk, ölüm ve kuşaklar arasındaki ilişkileri ele aldı.
1912’de başlayıp 1913’te tamamlanan Kōjin, insanın başka bir insanın duygularından hiçbir zaman tamamen emin olamaması düşüncesine yoğunlaştı.
1914’te verdiği Watashi no Kojinshugi başlıklı konuşma, Sōseki’nin bireysel özgürlük ile başkalarına karşı sorumluluk arasındaki ilişkiyi doğrudan ele aldığı önemli düşünsel metinlerinden biri oldu.
Aynı yıl Kokoro yayımlandı. Roman genç bir anlatıcıyla yalnızca “Sensei” diye adlandırılan yaşlı adam arasındaki ilişkiyle başlar ve giderek Sensei’nin geçmişindeki arkadaşlık, aşk, ihanet ve suçluluk hikâyesine dönüşür.
Kokoro, Meiji döneminin sona ermesiyle kişisel bir dönemin sona erişini birbirine bağlar. Bireycilik, bencillik, güven, yalnızlık ve kuşak değişimi Sōseki’nin geç dönemindeki en yoğun biçimlerinden birine ulaşır.
1915’te Michikusa yayımlandı. Eser Sōseki’nin kurmacaları içinde en açık otobiyografik romanı kabul edilir.
Başkarakter Kenzō’nun çocukluğunda evlatlık verildiği aileyle yeniden karşılaşması, maddi sorumluluklar, evlilik ve geçmişten kopamama temaları doğrudan Sōseki’nin kendi aile geçmişiyle ilişki taşır.
Aynı yıl yayımlanan Garasu-do no Uchi, gündelik yaşam, ziyaretçiler, hastalık, aile ve geçmiş üzerine kısa kişisel yazılar içerir.
1916’da son romanı Meian üzerinde çalışmaya başladı. Tsuda ile O-Nobu’nun evliliği çevresinde gelişen roman modern evlilikte kıskançlık, maddi ilişkiler, gurur ve insanların birbirlerinin niyetlerini yorumlama çabası üzerine kuruludur.
Meian tamamlanamadı. Sōseki’nin ölümü nedeniyle gazetedeki 188. bölümde yarım kaldı.
Natsume Sōseki, uzun süredir devam eden mide ülserinin ağırlaşmasının ardından 9 Aralık 1916’da Tokyo’daki evinde öldü. Kırk dokuz yaşındaydı.
Sōseki yalnızca kitaplarıyla değil çevresinde oluşan edebiyat topluluğuyla da etkili oldu. Evinde perşembe günleri düzenlediği Mokuyōkai, genç yazarların ve öğrencilerin bir araya geldiği önemli bir edebiyat çevresine dönüştü.
Yaklaşık on bir yıllık yoğun kurmaca döneminde hicivden psikolojik romana, düş anlatısından sanat romanına, Bildungsroman'dan toplumsal ve aile romanına uzanan geniş bir külliyat bıraktı. Eserlerini birbirine bağlayan temel sorun modern insanın birey olma isteğiyle ailesine, arkadaşlarına, topluma ve kendi geçmişine karşı taşıdığı sorumluluklar arasındaki çatışmadır.
#NatsumeSoseki #JaponEdebiyatı #ModernJaponEdebiyatı #BenBirKediyim #Kusamakura #Botchan #Sanshiro #Kokoro #Meian #Modernleşme #Bireycilik #Yalnızlık
Natsume Sōseki’nin Bibliosfer profili modern Japon edebiyatı, psikolojik roman, toplumsal hiciv, modernleşme, bireycilik, yalnızlık, aşk, aile, ahlaki sorumluluk, suçluluk, Doğu-Batı karşılaşması, sanat ve modern kent yaşamı eksenlerinde şekillenir.
Sōseki’nin edebiyatının tarihsel arka planında Meiji döneminin olağanüstü hızlı dönüşümü bulunur.
1867’de, Edo döneminin son yılında doğdu ve Japonya’nın feodal yapıdan modern ulus-devlete, geleneksel eğitimden Batı modelindeki üniversitelere ve yerel topluluklardan modern kent yaşamına geçişine doğrudan tanıklık etti.
Bu nedenle modernleşme romanlarında dışarıdan gelen soyut bir tema değildir.
Sōseki’nin kendi yaşamı da aynı dönüşümün içindedir: klasik Çin edebiyatıyla yetişmiş, İngiliz edebiyatı okumuş, Londra’da yaşamış ve Tokyo İmparatorluk Üniversitesinde Batı edebiyatı öğretmiştir.
Fakat Batılılaşmayı basit biçimde olumlu veya olumsuz değerlendirmez.
Asıl sorusu, başka bir medeniyetin kurumlarını büyük hızla benimseyen insanın kendi iç dünyasında ne yaşadığıdır.
Ben Bir Kediyim, bu soruyu hiciv aracılığıyla ele alır.
İsimsiz kedinin insan toplumunun dışında bulunması anlatı açısından son derece işlevseldir.
Kedi ne öğretmen, ne iş adamı, ne akademisyen ne de sanatçıdır.
Bu nedenle insanların büyük önem verdiği statü, para, eğitim ve toplumsal davranış biçimlerini dışarıdan gözlemleyebilir.
Kedinin kendisini aşırı ciddi ve bilgili gören anlatıcı sesi ise ayrı bir ironi yaratır.
İnsanların kibriyle dalga geçen anlatıcı da kendisi oldukça kibirlidir.
Bu çift katmanlı hiciv Sōseki’nin mizahının karakteristik yönlerinden biridir.
Roman Meiji entelektüel çevresini, akademik gösterişi, yeni zenginleri, Batı’dan alınan alışkanlıkları ve modern insanın kendisini önemseme biçimini geniş bir toplumsal panorama içinde gösterir.
Bu nedenle Ben Bir Kediyim yalnızca “bir kedinin anlattığı komik roman” olarak sınıflandırılmamalıdır.
Toplumsal hiciv, modernleşme romanı, entelektüel taşlama ve hayvan anlatıcı sınıflandırmaları birlikte kullanılabilir.
Botchan da mizah ve hiciv kullanır fakat anlatıcı artık insandır.
Botchan’ın temel özelliği düşünmeden hareket edecek ölçüde doğrudan olmasıdır.
Çevresindeki insanların sosyal oyunlarını anlamakta zorlanır fakat aynı zamanda onların ikiyüzlülüğünü çok hızlı fark eder.
Bu nedenle romanın çatışması kaba dürüstlük ile incelikli çıkarcılık arasında kurulur.
Okul burada küçük bir toplum modelidir.
Öğretmenler arasındaki hiyerarşi, öğrencilerin davranışı ve yönetim ilişkileri modern kurumların nasıl çalıştığını gösterir.
Sōseki’nin Matsuyama’daki öğretmenlik deneyimi romanın gerçekçilik zeminini sağlar; fakat karakterler ve çatışmalar güçlü biçimde kurmacalaştırılmıştır.
Kusamakura / Üç Köşeli Dünya, aynı dönemde yazılmasına rağmen Ben Bir Kediyim ve Botchan’dan çok farklıdır.
Burada olay örgüsünden çok estetik düşünce önemlidir.
İsimsiz ressam şehirden uzaklaşarak dünyaya sıradan toplumsal ilişkilerin içinden değil sanatçının gözüyle bakmaya çalışır.
Bu yaklaşım Sōseki’nin “insani duygulardan belli bir mesafeye çekilme” düşüncesiyle bağlantılıdır.
Ressam dünyayı doğrudan yaşamaktan çok onu resim, şiir ve estetik biçim olarak görmeye çalışır.
Fakat Nami’nin yaşamındaki gerçek acılar bu estetik mesafeyi sürekli bozar.
İnsanı yalnızca güzel bir görüntü olarak görmek mümkün müdür?
Sanatçının nesnesi gerçek bir insan olduğunda estetik tarafsızlık nereye kadar sürdürülebilir?
Roman bu sorular nedeniyle yalnızca doğa veya sanat güzellemesi değildir.
Sōseki’nin Doğu ve Batı sanat geleneklerini aynı metinde tartıştırması özellikle önemlidir.
Çin şiiri, haiku, Japon estetiği, İngiliz şiiri ve Ön-Raffaellocu resim aynı zihinsel alanda buluşur.
John Everett Millais’nin Ophelia tablosunun Nami’yle ilişkilendirilmesi Batı resminin Japon anlatısındaki en belirgin işlevlerinden biridir.
Bu açıdan Kusamakura bir sanatçı romanı, estetik roman ve Doğu-Batı karşılaştırması olarak da sınıflandırılabilir.
Sōseki’nin “haiku tarzı roman” fikri anlatının biçiminde görülür.
Olayların hızlı ilerlemesinden çok görüntüler, kısa gözlemler, şiirsel parçalar ve düşünsel duraklar önem kazanır.
Nihyaku Tōka ise dağ yolculuğunu modern toplum eleştirisine dönüştürür.
İki karakterin konuşmaları aracılığıyla para, sınıf ve modernleşme tartışılır.
Sōseki böylece aynı yıl içinde kedi anlatıcılı geniş hiciv, öğretmenlik komedisi, estetik roman ve dağ yolculuğu anlatısı yazabilecek kadar farklı biçimler denemiştir.
Nowaki ve Gubijinsō ile eserlerin tonu giderek ciddileşir.
Para ile ahlak arasındaki ilişki, modern entelektüelin toplumsal konumu ve aşkın ekonomik-sosyal şartları daha fazla önem kazanır.
1907’de Asahi Shimbun’a geçmesi Sōseki’nin edebî üretiminin yapısını da değiştirmiştir.
Romanların gazetede günlük tefrika edilmesi hem geniş bir okur kitlesine ulaşmasını hem de uzun roman yapısını bölüm bölüm kurmasını sağlamıştır.
Kōfu / Madenci, Sōseki’nin anlatı tekniği bakımından en alışılmadık eserlerinden biridir.
Dışarıdan bakıldığında bir genç adamın madende çalışmaya gitme hikâyesidir.
Fakat asıl olay anlatıcının zihninde gerçekleşir.
Kendisi hakkında sürekli fikir değiştirir, çevresindeki insanları yorumlar ve kendi gözlemlerinin güvenilirliğini sorgular.
Bu özellik Sōseki’nin geç dönem psikolojik romanlarının habercisidir.
Yume Jūya / On Gece Düşleri, Sōseki’yi yalnızca gerçekçi romancı olarak görmenin yanlışlığını açıkça gösterir.
On düşte zaman, tarih, ölüm ve bilinç mantıksal gerçekçilikten bağımsız biçimde hareket eder.
Bazı anlatılar fantastik, bazıları grotesk, bazıları ise simgesel veya neredeyse sürrealisttir.
Bibliosfer’de eser düşsel kurgu, fantastik öykü ve deneysel kısa anlatı alanlarında tutulabilir.
Sanshirō, Sorekara ve Mon Sōseki’nin modern birey düşüncesini üç farklı aşamada ele alır.
Sanshirō’da birey henüz dünyayı tanımaktadır.
Taşradan Tokyo’ya gelen genç karakter modern kent, üniversite, kadın-erkek ilişkileri ve yeni düşüncelerle karşılaşır.
Bu nedenle Sanshirō aynı zamanda bir Bildungsroman / gelişim romanıdır.
Ancak gelişim tamamlanmış değildir.
Sanshirō çevresindeki dünyayı görmeye başlar fakat nasıl davranması gerektiğini henüz bilmez.
Sorekara / Ardındanda sorun artık dünyayı tanımak değil seçim yapmaktır.
Daisuke eğitimli, entelektüel ve modern bir bireydir.
Bununla birlikte ekonomik olarak ailesine bağımlıdır.
Bireysel özgürlüğü savunurken özgür yaşamının maddi koşullarını ailesi sağlamaktadır.
Bu çelişki Sōseki’nin bireycilik eleştirisinin merkezindedir.
Bireysel özgürlük yalnızca “istediğimi yaparım” demek değildir.
Kişi seçiminin ekonomik ve ahlaki sonuçlarını da üstlenmek zorundadır.
Daisuke, Michiyo’yu seçtiğinde yalnızca romantik tercih yapmaz.
Aile desteğinden, toplumsal statüden ve arkadaşlık bağından vazgeçme ihtimalini de kabul eder.
Mon / Kapı bu seçimin sonrasındaki dünyaya benzer bir ruh hâli taşır.
Sōsuke ile Oyone bireysel arzularının sonucunda birlikte olmuşlardır fakat geçmişteki davranışlarının suçluluğu ortadan kalkmamıştır.
Romanın temposu önceki iki kitaba göre daha yavaştır.
Bu yavaşlık karakterlerin yaşamındaki sıkışmışlıkla uyumludur.
Zen manastırı önemli bir noktadır.
Sōsuke manevi bir çıkış arar fakat Sōseki ona kolay bir aydınlanma vermez.
Kapının önünde kalmak romanın temel varoluş imgesine dönüşür.
Bu nedenle üç romanı klasik karakter devamlılığına dayanan seri olarak değil tematik üçleme olarak değerlendirmek en doğru yaklaşımdır.
Higan Sugi Made ile Sōseki anlatı perspektifini parçalamaya başlar.
Aynı ilişkiler farklı insanların anlattıkları aracılığıyla ortaya çıkar.
Bu teknik, gerçeğin tek bir kişinin bakış açısıyla tam olarak bilinemeyeceği düşüncesini güçlendirir.
Kōjin bu problemi doğrudan evlilik içine taşır.
Ichirō karısının zihnini kesin biçimde bilmek ister.
Ancak başka insanın iç dünyasına tam erişim mümkün değildir.
Şüpheyi gidermek için yapılan her girişim yeni şüphe üretir.
Bu nedenle Sōseki’nin psikolojik romanlarında yalnızlığın temel nedeni yalnız başına yaşamak değildir.
İnsan başka biriyle aynı evde yaşarken de onun zihnine ulaşamayabilir.
Bu düşünce Kokoroda en güçlü biçimlerinden birini kazanır.
Sensei insanlarla arasına mesafe koymuştur çünkü hem başkalarına hem kendisine güvenini kaybetmiştir.
K ile yaşadığı geçmiş yalnızca kişisel suçluluk değildir.
Aşk, dostluk ve bireysel çıkarın aynı anda çatışabileceğini gösterir.
Sensei arkadaşından önce davranarak sevdiği kadını seçmiştir.
Bireycilik açısından kendi arzusunu gerçekleştirmiştir.
Ancak bu tercih başka bir insanın yıkımına katkıda bulunur.
Dolayısıyla bireysel özgürlük ahlaki sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Sōseki’nin “bireycilik” düşüncesinin temel gerilimi burada bulunur.
Kişi kendi hayatını yaşamalıdır fakat başkasının varlığını yok sayarak kurulan özgürlük bencilliğe dönüşebilir.
Kokoro’nun Meiji döneminin sonuna yerleşmesi romanın kişisel hikâyesini tarihsel bir dönüşümle birleştirir.
Eski kuşak ölürken genç anlatıcı yeni döneme geçmektedir.
Sensei’nin geçmişiyle genç anlatıcının geleceği arasında kuşaklar arası bir kırılma oluşur.
Bu nedenle Kokoro yalnızca suçluluk romanı değil kuşak değişimi ve tarihsel modernlik romanıdır.
Michikusa, Sōseki’nin bu büyük düşünsel meselelerini en kişisel malzemeye yaklaştırır.
Evlatlık verilmiş çocukluk, eski ailesiyle yeniden karşılaşma, para ve evlilik sorunları yazarın kendi yaşamıyla açık bağlantılar taşır.
Ancak eser anı kitabı değildir.
Otobiyografik malzeme kurmaca bir psikolojik ve aile romanına dönüştürülmüştür.
Sōseki’nin aile ilişkilerine bakışı burada özellikle serttir.
Aile yalnızca sevgi ve aidiyet kaynağı değildir.
Borç, yükümlülük, para ve geçmişte verilmiş kararlar da aile bağının parçasıdır.
Meian, bu psikolojik yöntemi en ayrıntılı noktaya taşır.
Romanın merkezinde büyük savaşlar veya sıra dışı olaylar yoktur.
İnsanların birbirlerine söyledikleri, söylemedikleri ve söylediklerinin ardında hangi niyetin bulunduğu önem kazanır.
Tsuda ile O-Nobu’nun evliliğinde küçük davranışlar büyük psikolojik anlamlar taşır.
Bir bakış, para konuşması veya geçmiş bir ilişkinin hatırlanması karakterlerin birbirlerini algılama biçimini değiştirebilir.
Romanın tamamlanmamış olması edebî değerlendirmede önemlidir.
Sōseki öldüğü için anlatının planlanan nihai çözümünü bilmiyoruz.
Bu nedenle Meian’ın sonrasına ilişkin tamamlayıcı yorumları yazarın kesin niyeti gibi değerlendirmemek gerekir.
Sōseki’nin üslubu kariyeri boyunca belirgin biçimde değişir.
Erken dönemde keskin mizah ve dış gözlem daha güçlüdür.
Geç döneme doğru ironi korunurken anlatı karakterlerin zihinsel çatışmalarına daha fazla yaklaşır.
Ancak mizah hiçbir zaman bütünüyle kaybolmaz.
En karanlık romanlarda bile insanların kendilerini kandırma biçimlerine yönelik ince bir ironi bulunabilir.
Sōseki’nin natüralizmle ilişkisi de önemlidir.
Kendi döneminde Japon edebiyatında güçlü olan natüralist çizgiden farklı bir anlatı yolu geliştirdi ve çağdaşları onun çevresindeki yaklaşımı zaman zaman yoyū-ha adıyla tanımladı.
Bu ayrım, yaşamı olduğu gibi belgelemekten çok anlatıcının mesafesi, mizah, düşünce ve biçimsel düzenlemeye verdiği önemi açıklar.
Sōseki’nin İngiliz edebiyatı eğitimi onu Batılılaşmanın savunucusuna dönüştürmemiştir.
Aksine Londra deneyimi, Batı kültürünü dışarıdan taklit etmek ile kendi düşünsel ölçütlerini geliştirmek arasındaki fark konusunda onu daha duyarlı hâle getirmiştir.
Bungakuron bu arayışın kuramsal karşılığıdır.
Sōseki edebiyatı yalnızca İngiliz tarihine özgü kurallarla açıklamak yerine daha genel bir edebî deneyim teorisi kurmaya çalışmıştır.
Watashi no Kojinshugi ise aynı arayışı bireysel yaşam düzeyine taşır.
Bir insanın başkasının değerlerini taklit ederek değil kendi düşüncesini geliştirerek yaşaması gerektiğini savunurken özgürlüğün başkasının özgürlüğünü yok etmemesi gerektiğini de vurgular.
Bu düşünce romanlarıyla teorik yazıları arasında güçlü bir bağ oluşturur.
Mekân kullanımı da kariyer boyunca değişir.
Botchan’da taşra okulu, Kusamakura’da dağ ve kaplıca, Sanshirō’da modern Tokyo, Kōfu’da maden, Mon’da uçurum dibindeki küçük ev ve Kokoro’da Kamakura ile Tokyo karakterlerin psikolojisinden bağımsız değildir.
Özellikle Tokyo modernliğin laboratuvarı hâline gelir.
Üniversite, tramvay, gazeteler, iş dünyası ve yeni ilişkiler modern insanın hareket alanını genişletirken aynı zamanda yalnızlığını da artırır.
Kadın karakterlerin kullanımı da dönemsel Japon toplumunun dönüşümüyle ilişkilidir.
Mineko, Michiyo, Oyone, Nami ve O-Nobu birbirinin kopyası değildir.
Ancak Sōseki sıklıkla erkek karakterlerin kadınları gerçekten anlayıp anlayamadığı sorusunu öne çıkarır.
Bu yaklaşımın sınırı da burada bulunur: birçok romanda kadınların iç dünyası erkek anlatıcıların veya erkek merkez karakterlerin algısından süzülür.
Bununla birlikte özellikle geç dönem romanlarında kadın karakterlerin erkeklerin kendileri hakkında kurdukları rahat varsayımları bozduğu görülür.
Sōseki’nin eserlerinin günümüzde kalıcılığını sağlayan başlıca neden, modernleşme sorununu yalnızca kendi dönemine ait teknolojik ve siyasal değişimler olarak görmemesidir.
Statü kaygısı, çalışma hayatı, eğitim, aile baskısı, ekonomik bağımlılık, aşk ile toplumsal beklenti arasındaki çatışma ve başka insanların zihnini anlayamama sorunu daha sonraki modern toplumlarda da karşılık bulur.
Natsume Sōseki’nin Bibliosfer’deki temel sınıflandırma alanları modern Japon edebiyatı, psikolojik roman, toplumsal hiciv, gelişim romanı, sanatçı romanı, düşsel ve fantastik kısa anlatı, modernleşme, bireycilik, yalnızlık, aşk, aile, suçluluk, ahlaki sorumluluk, Doğu-Batı karşılaşması ve kent yaşamı şeklindedir. Eserlerini ayırt eden temel özellik, Japonya’nın hızla modernleştiği bir tarihsel dönemde bireyin özgürleşme arzusunu basit bir ilerleme hikâyesi olarak değil, yalnızlık, ekonomik bağımlılık, bencillik, suçluluk ve başkalarına karşı sorumluluk sorunlarıyla birlikte incelemesidir.
Üç Köşeli Dünya
Ben Bir Kediyim
On Gece Rüyası
Kapı
Bitmeyen Yol
Madenci
Pirinç Kuşu
Küçükbey
Londra Kulesi
Ardından
Gönül
Sanşiro
Süheyla Yaman profilini ac
“İnsanlar var ya, kendilerini sıkıntı çıkarmayacak ölçüde, başkalarına yardım etmek isterler.”
Sırça Sönmez profilini ac
Sırça Sönmez
@suskun
Takip et Sırça Sönmez
Haldun Kış profilini ac
Haldun Kış
@haldun
Takip et Haldun Kış
Ece Korkmaz profilini ac
Ece Korkmaz
@ecearasatirlar
Takip et Ece Korkmaz
Selin Aras profilini ac
Selin Aras
@Selin
Takip et Selin Aras
Saatli Marif Takvimi profilini ac
Saatli Marif Takvimi
@saatlimariftakvimi
Takip et Saatli Marif Takvimi
Süheyla Yaman profilini ac
“Öyle önemli kişilerin toplandığı yerde ne işim var? Ben gelmeyeyim.
Bak yine buram buram köy kokusu geldi. Önemli kişilerin önemsiz kişilerden tek farkı..”
Süheyla Yaman profilini ac
“Önemli kişilerin önemsiz kişilerden tek farkı, kendilerini topluma daha çabuk göstermiş olmaları.”