Guy Montag bir itfaiyecidir.
Ama onun dünyasında itfaiyeciler yangın söndürmez.
Yangın çıkarırlar.
Kitap bulunduran evler tespit edilir, kitaplar bir araya getirilir ve ateşe verilir.
Çünkü bu toplumda kitaplar tehlikelidir.
İnsanları düşündürür.
Sorular sordurur.
Farklı hayatları, farklı düşünceleri ve dünyanın başka türlü de olabileceği ihtimalini gösterir.
Oysa herkesin mutlu olması beklenmektedir.
Duvarları kaplayan ekranlar hiç susmaz. Eğlence sürekli devam eder. İnsanların düşünmek için yalnız kalmasına neredeyse fırsat verilmez.
Montag da uzun zamandır bu düzenin bir parçasıdır.
Üniformasını giyer.
Kitapları yakar.
Alevleri seyreder.
Ve doğru olanı yaptığına inanır.
Ta ki bir gece Clarisse ile karşılaşana kadar.
Clarisse diğer insanlara benzemez.
Yavaş yürür.
Çevresine bakar.
Yağmurun kokusunu fark eder.
İnsanlarla gerçekten konuşur.
Ve Montag’a son derece basit bir soru sorar:
“Mutlu musun?”
Montag cevap vermekte zorlanır.
Çünkü belki de hayatında ilk kez gerçekten düşünmektedir.
Eve döndüğünde karısı Mildred ekranların karşısındadır. Günler birbirini tekrar eder. İnsanlar konuşur ama birbirlerini dinlemez. Herkes eğlenmektedir ama kimsenin gerçekten iyi olup olmadığı belli değildir.
Sonra Montag’ın katıldığı bir baskında yaşlı bir kadın, kitaplarını bırakıp kurtulmak yerine onlarla birlikte yanmayı seçer.
Bir insan birkaç kitap uğruna neden ölmeyi göze alır?
O kitapların içinde ne vardır?
Montag’ın yıllardır bastırdığı merak artık susturulamaz.
Yaktığı kitaplardan bazılarını saklamaya başlar.
Okur.
Anlamaya çalışır.
Ve kelimeler çoğaldıkça yaşadığı dünyanın sessizce üzerine kurulduğu boşluğu görmeye başlar.
Fakat kitaplardan korkan bir toplumda düşünmeye başlamak da suçtur.
Montag’ın karşısında yalnızca yasalar değil, kitapların neden yakılması gerektiğini çok iyi bilen amiri Yüzbaşı Beatty de vardır.
Ray Bradbury, Fahrenheit 451’de kitapların yasaklandığı bir gelecek anlatırken yalnızca sansürü sorgulamaz.
İnsanların düşünmekten kendi istekleriyle vazgeçebileceği bir dünyaya da bakar.
Sürekli eğlence…
Hız…
Yüzeysel ilişkiler…
Rahatsız edici düşüncelerden kaçma isteği…
Ve insanın kendisini huzursuz edecek her şeyi hayatından çıkararak mutluluğa ulaşabileceği inancı…
Bradbury’nin dünyasında kitapları tehlikeli yapan şey kâğıt ya da mürekkep değildir.
İçlerinde başka hayatların ve başka düşüncelerin bulunmasıdır.
Çünkü bir insan okumaya başladığında karşılaştırmaya da başlar.
Karşılaştırdığında sorgular.
Sorguladığında ise kendisine anlatılan her şeyi olduğu gibi kabul etmesi zorlaşır.
Fahrenheit 451, sansür, düşünce özgürlüğü, yalnızlık, teknoloji ve toplumun giderek yüzeyselleşmesi üzerine yazılmış güçlü bir distopya.
Ateş kitapları yakabilir.
Sayfaları küle çevirebilir.
Ama bir düşünce bir kez insanın zihnine girdiyse onu yok etmek o kadar kolay değildir.
Ve bazen bir düzen için en tehlikeli şey,
yalnızca bir insanın “Neden?” diye sormaya başlamasıdır.
- Çevirmen
- Dost Körpe
- Çevirmen
- Dost Körpe