Bir zamanlar taştı.
Sessizdi.
Hareketsizdi.
Ve bir adamın kusursuz kadın hayalinden başka hiçbir şey değildi.
Sonra bir tanrıça ona hayat verdi.
Galateia artık nefes alıyor.
Düşünüyor.
Hissediyor.
İstiyor.
Ama onu yaratan Pygmalion için bütün bunların bir sınırı olmalıdır.
Çünkü Galateia’nın canlanmasını istemiştir ama özgürleşmesini değil.
Onun güzel, sessiz, itaatkâr ve kendisine ait olmasını bekler. Kendi elleriyle biçimlendirdiği kadının yalnızca bedeninin değil, hayatının da kendisine ait olduğuna inanır.
Galateia ise giderek başka bir şeyi keşfeder:
Kendi iradesini.
Güneşin altında yürümek ister.
Dışarı çıkmak ister.
Kendi kararlarını vermek ister.
Ve en önemlisi, kızını Pygmalion’un kurduğu dünyanın dışında bir geleceğe taşıyabilmek ister.
Fakat Pygmalion onun değiştiğini fark eder.
Galateia’yı kontrol altında tutabilmek için onu doktorların ve bakıcıların gözetiminde kapalı tutar. Galateia’nın düşünceleri, arzuları ve itirazları bir hastalıkmış gibi ele alınırken, özgürlük isteği de bastırılması gereken bir sorun hâline gelir.
Böylece eski bir aşk miti başka bir hikâyeye dönüşür.
Bir adamın ideal kadınını yaratmasının değil,
yaratılmış kadının kendi hayatını geri istemesinin hikâyesine.
Madeline Miller, Galateia’da mitolojinin tanıdık anlatısını tersine çevirirken sevgi ile sahip olma arasındaki sınırı sorguluyor.
Birini sevmek, onu istediğimiz biçime sokmak mıdır?
Bir insanın güzelliğine hayran olmak, onun üzerinde hak sahibi olmak anlamına gelir mi?
Ve bir kadın başkasının hayalinden doğmuş olsa bile, kendi hayatının sahibi olabilir mi?
Galateia’nın bedeni Pygmalion’un ellerinden çıkmıştır.
Ama zihni artık ona ait değildir.
İşte asıl çatışma da burada başlar.
Galateia: Bir Öykü, özgürlük, beden, annelik, iktidar ve sahip olma arzusu üzerine kurulmuş; kısa hacmine rağmen sert ve karanlık bir mitolojik yeniden anlatım.
Akhilleus'un Şarkısı’nda destanın ardındaki aşkı görünür kılan Madeline Miller, bu kez eski bir efsanenin uzun süre sesi duyulmayan tarafına söz veriyor.
Pygmalion kusursuz bir kadın yarattığını düşünüyordu.
Ama hesaba katmadığı bir şey vardı:
Kadın bir kez hayata kavuştuğunda, artık yalnızca onun eseri değildi.
- Çevirmen
- Elif Ersavcı