Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
2 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 22-08-1920
Doğum yeri Illinois
Ölüm tarihi 06-05-2012

Ray Douglas Bradbury, 22 Ağustos 1920’de Illinois eyaletinin Waukegan kentinde doğdu. Babası Leonard Spaulding Bradbury elektrik ve telefon hatlarıyla bağlantılı işlerde çalışan bir teknisyendi; annesi Esther Marie Moberg ise İsveç kökenli bir aileden geliyordu. Bradbury’nin çocukluk dünyasında küçük Amerikan kasabası, aile hikâyeleri, sinema, karnavallar ve halk kültürü önemli yer tuttu.

Waukegan daha sonra onun edebiyatında farklı bir adla yeniden ortaya çıkacaktı. Bradbury çocukluğunun kasabasını özellikle Dandelion Wine ve başka öykülerinde Green Town, Illinois adıyla kurmaca bir mekâna dönüştürdü.

Çocukluğundan itibaren yoğun bir okurdu. Edgar Rice Burroughs, L. Frank Baum, Jules Verne, H. G. Wells ve dönemin fantastik ve bilimkurgu dergileri hayal dünyasının oluşmasında etkili oldu. Ailesi Büyük Buhran yıllarında birkaç kez yer değiştirdikten sonra 1934’te Los Angeles’a kesin olarak yerleşti.

Los Angeles’a geldikten sonra bilimkurgu okurları ve amatör yazarlarla bağlantı kurmaya başladı. 1936’da Los Angeles Science Fiction Society’nin toplantılarını keşfetmesi, kendisi gibi fantastik ve bilimkurgu edebiyatına tutkuyla bağlı başka insanların bulunduğunu görmesini sağladı.

1938’de Los Angeles High School’dan mezun oldu. Üniversiteye gitmedi. Ekonomik koşullar nedeniyle eğitimine resmî bir kurumda devam etmek yerine yaşamının ilerleyen yıllarında sık sık söylediği biçimiyle kütüphaneleri kendi üniversitesi hâline getirdi.

Lise sonrasında yaklaşık on yıl boyunca haftada birkaç gece kütüphaneye gittiğini ve kendi kendisini burada eğittiğini anlattı. Bu yoğun kütüphane deneyimi yalnızca kişisel eğitim yöntemi değildi; kitapların ve kütüphanelerin insanın düşünsel özgürlüğündeki yeri daha sonra Fahrenheit 451’in temel meselelerinden biri oldu.

Gençliğinde Los Angeles sokaklarında gazete satarak geçimini sağladı. Aynı zamanda sürekli yazıyor, bilimkurgu çevrelerine katılıyor ve amatör dergiler hazırlıyordu. 1943’ten itibaren yazarlığı temel mesleği hâline geldi.

1940’larda öyküleri fantastik, korku ve bilimkurgu dergilerinde daha düzenli biçimde yayımlanmaya başladı. Homecoming adlı öyküsünün Mademoiselle dergisinde yayımlanmasında o sırada genç bir editör yardımcısı olan Truman Capote’nin rolü oldu; öykü daha sonra 1947 O. Henry seçkisinde yer aldı.

1947’de ilk öykü kitabı Dark Carnival yayımlandı. Aynı yıl kitapçıda çalışırken tanıştığı Marguerite McClure ile evlendi. Evlilikleri Marguerite’in 2003’teki ölümüne kadar sürdü ve çiftin dört kızı oldu.

Bradbury’nin edebiyattaki büyük çıkışı 1950’de yayımlanan The Martian Chronicles / Mars Yıllıkları ile geldi. Eser geleneksel anlamda tek olay örgülü bir roman olmaktan çok, daha önce yazılmış ve yeni metinlerle birbirine bağlanmış öykülerden oluşan bir anlatı döngüsüdür. Mars’ın kolonileştirilmesi üzerinden savaş, sömürgecilik, yalnızlık, ırkçılık ve insanın eski hatalarını başka dünyalara taşıması gibi meseleleri işler.

1951’de The Illustrated Man / Resimli Adam yayımlandı. Bir adamın bedenindeki hareketli dövmelerin farklı gelecek öykülerine açılması, Bradbury’nin bağımsız kısa anlatıları ortak bir çerçeve içinde bir araya getirme yönteminin güçlü örneklerinden biri oldu.

Aynı dönemde kitap yakma ve düşünsel baskı üzerine geliştirdiği çeşitli öyküler giderek Fahrenheit 451’e dönüşüyordu. Nazi Almanyası’ndaki kitap yakmalar, Stalin dönemindeki baskılar, savaş sonrası Amerika’daki siyasal korku ortamı ve Bradbury’nin kitle iletişim araçlarının yükselişine yönelik kaygıları bu düşünsel zeminin parçalarıydı.

Bradbury evindeki çalışma koşullarından kaçmak için UCLA’daki Powell Library’nin bodrumunda bulunan paralı daktiloları kullanmaya başladı. Daktilolar yarım saati on sente kiralanıyordu. Dokuz günlük yoğun çalışma sonunda The Fireman adlı kısa romanı tamamladı ve toplam 9,80 dolar harcadı.

Daha sonra yayıncısının metni genişletmesini istemesi üzerine yeniden Powell Library’ye döndü ve The Fireman’ı Fahrenheit 451 biçimine geliştirdi. Kitabın bir kütüphanede, kitap yakmayı anlatan bir roman olarak yazılması Bradbury’nin kendi gözünde de özel bir ironi taşıyordu.

Fahrenheit 451 1953’te yayımlandı. Guy Montag başlangıçta kitap yakmaktan zevk alan bir itfaiyecidir. Genç komşusu Clarisse ile karşılaşması, kitapları uğruna ölmeyi göze alan bir kadına tanık olması ve kendi yaşamının boşluğunu fark etmesi üzerine içinde yaşadığı toplumun değerlerini sorgulamaya başlar.

Romanın dünyasında baskı yalnızca devlet zoruyla kurulmaz. Dev ekranlara, sürekli eğlenceye ve hızla tüketilen bilgiye alışmış toplumun önemli bölümü uzun, karmaşık ve rahatsız edici düşünceden kendi isteğiyle uzaklaşmıştır. Bradbury’nin sonraki açıklamalarında özellikle vurguladığı noktalardan biri budur.

1950’lerin ortasından itibaren Bradbury edebiyatın yanında sinema ve televizyon için de çalıştı. John Huston’ın yönettiği Moby Dick filminin senaryosunu yazdı; film 1956’da gösterime girdi. Daha sonra sinema, televizyon, tiyatro ve radyo için çok sayıda uyarlama ve özgün metin hazırladı.

1957’de Dandelion Wine / Karahindiba Şarabı yayımlandı. Büyük ölçüde kendi Waukegan çocukluğundan beslenen eser, Douglas Spaulding adlı çocuğun bir yaz boyunca yaşamı, ölümü, korkuyu ve büyümeyi keşfetmesini anlatır.

1962 tarihli Something Wicked This Way Comes / Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana, Bradbury’nin çocukluk, karnaval ve ölüm korkusu motiflerini karanlık fantastik edebiyatla birleştirdiği başlıca eserlerinden biri oldu.

Bradbury bilimkurgu etiketiyle özdeşleşmesine rağmen üretimi bu türle sınırlı değildi. Fantastik, korku, gotik anlatı, polisiye, şiir, anı, deneme, tiyatro ve senaryo alanlarında çalıştı.

Teknoloji konusunda basit bir teknoloji düşmanı değildi. Uzay araştırmalarına büyük ilgi duyuyor, insanın Mars’a gitmesini savunuyor ve bilimsel keşiflerden heyecan duyuyordu. Eleştirisinin asıl hedefi teknolojinin insanın merakının, hafızasının, ilişkilerinin ve düşünme yeteneğinin yerini almasıydı.

1980’lerden itibaren kendi öykülerinin televizyon uyarlamalarının büyük bölümünü The Ray Bradbury Theater için hazırladı. Edebiyat ile görsel anlatı arasındaki ilişkisini yaşamının ileri dönemlerine kadar sürdürdü.

2000’de National Book Foundation tarafından Distinguished Contribution to American Letters madalyasına, 2004’te National Medal of Arts’a değer görüldü. 2007’de Pulitzer Kurulu bütün yazarlık yaşamı için özel bir atıf verdi.

Yaşlılığında da yazmayı ve konferanslara katılmayı sürdürdü. Kütüphanelerin, hayal gücünün ve genç insanların yaratıcı merakının savunuculuğunu yaptı. UCLA’ya kişisel arşivinin önemli parçalarını bağışladı; bugün Ray Bradbury Papers koleksiyonunda el yazmaları, yazışmalar ve senaryo malzemeleri bulunmaktadır.

Ray Bradbury 5 Haziran 2012’de Los Angeles’ta 91 yaşında öldü. Yetmiş yılı aşan yazarlık yaşamının sonunda yüzlerce öykü, roman ve öykü döngüsü, oyun, şiir, deneme, televizyon metni ve senaryo bıraktı.

Bradbury’nin kalıcı etkisi, geleceği teknik ayrıntılarla tahmin etmekten çok geleceği kullanarak bugünün insanını sorgulamasından kaynaklanır. Mars, duvar büyüklüğündeki ekranlar, robotlar veya mekanik köpekler onun eserlerinde çoğu zaman asıl konu değildir; asıl soru insanın merakını, empatisini, belleğini ve özgürlüğünü koruyup koruyamayacağıdır.

#RayBradbury #Fahrenheit451 #MarsYıllıkları #ResimliAdam #KarahindibaŞarabı #UğursuzBirŞeyGeliyorBuYana #Bilimkurgu #FantastikEdebiyat #Distopya #Sansür #KitleKültürü #AmerikanEdebiyatı