Yoksulluk yalnızca sofradaki ekmeği azaltmaz; insanın umutlarını, sevgisini ve geleceğe dair kurduğu düşleri de sınar. Yine de hayatın kıyısında yaşayan insanlar, gerçeklerin bütün ağırlığına rağmen başka bir dünyaya açılacak küçük bir kapı aramaktan vazgeçmezler.
Orhan Kemal, **Çamaşırcının Kızı – Küçücük**’te Çukurova’dan büyük şehrin arka sokaklarına uzanan hayatlara yönelir. Gündelik işlerle ailesini geçindirmeye çalışan kadınlar, işsizliğin ve yoksulluğun altında ezilen erkekler, daha çocuk yaşta hayatın sert yüzüyle karşılaşanlar ve gördükleri gösterişli yaşamlara uzaktan özenen gençler bu sayfalarda bütün canlılıklarıyla karşımıza çıkar.
Öykülerin kahramanları çoğu zaman içinde bulundukları hayatın dışına çıkmayı düşler. Kimi sinemanın büyülü dünyasına sığınır, kimi zenginliğin bütün sorunlarını çözeceğine inanır, kimi de sevgi sandığı bir yakınlığa tutunur. Ancak yoksulluk, bilgisizlik ve çaresizlik, onların en temiz hayallerini bile başkalarının kullanabileceği bir zayıflığa dönüştürebilir.
Orhan Kemal, insanlarını yargılamadan anlatır. Yanlış yapanların ardındaki çaresizliği, hayal kuranların içindeki yaşama sevincini ve en ağır koşullarda bile bütünüyle kaybolmayan umudu görünür kılar. Yalın dili ve canlı diyaloglarıyla, sıradan görülen hayatların içinde saklanan büyük kırılmaları sessiz fakat sarsıcı bir biçimde ortaya çıkarır.
**Çamaşırcının Kızı – Küçücük**, hayalleriyle gerçeğin acımasızlığı arasında sıkışan küçük insanların öykülerini bir araya getiren güçlü bir eserdir. Çünkü insan bazen yoksulluğa dayanabilir; asıl ağır olan, daha iyi bir hayata dair kurduğu düşün elinden alınmasıdır.