Gördüğümüz her şey gerçekten orada mıdır?
Bir insan, gözlerinin önünde beliren görüntünün gerçek olmadığını bildiği hâlde onu neden bütün canlılığıyla görmeye devam eder?
Ya da sessiz bir odada kimsenin söylemediği sözleri, çalmayan bir müziği nasıl duyabilir?
Oliver Sacks, Halüsinasyonlar’da insan zihninin en eski, en gizemli ve çoğu zaman en yanlış anlaşılan deneyimlerinden birinin peşine düşüyor.
Halüsinasyon sözcüğü çoğu insanın zihninde hemen akıl hastalığını çağrıştırır.
Sacks ise daha baştan bu sınırı genişletir.
Çünkü olmayan şeyleri görmek veya duymak yalnızca psikoz yaşayan insanlara özgü değildir. Görme yetisini kaybeden biri hiç var olmayan yüzler ve manzaralar görebilir. Migren sırasında gözlerin önünde ışıklar ve geometrik şekiller belirebilir. Yoğun yorgunluk, ateş, uykusuzluk veya yas bile zihnin algıladığı dünyayı değiştirebilir.
Kitabın önemli duraklarından biri Charles Bonnet sendromudur.
Görme yetisi ciddi biçimde azalan bazı insanlar, son derece ayrıntılı ve canlı görüntüler görürler. İnsan yüzleri, desenler, binalar ya da bütünüyle hayal ürünü sahneler…
Üstelik çoğu, gördüklerinin gerçek olmadığının farkındadır.
Sacks için bu durum yalnızca tıbbi bir merak değildir. Beynin dışarıdan yeterli bilgi alamadığında kendi görüntülerini nasıl oluşturabildiğine açılan dikkat çekici bir penceredir.
Fakat kitap yalnızca hastalarının hikâyelerinden oluşmaz.
Sacks kendi deneyimlerini de anlatır.
Gençlik yıllarında kullandığı halüsinojen maddelerin yol açtığı sıra dışı algılar da dâhil olmak üzere, kendi zihninin gerçeklikle oynadığı anları saklamadan inceler. Bu kişisel deneyimlerle hastalarının anlatılarını yan yana getirerek halüsinasyonun insan zihninin bütünüyle yabancı bir kusuru değil, beynin sahip olduğu olanaklardan biri olduğunu göstermeye çalışır.
Görüntüler…
Sesler…
Müzikler…
Kokular…
Bedensel duyumlar…
Ve bazen insanın yanı başında başka birinin bulunduğuna dair son derece güçlü bir his…
Sacks bütün bunları yalnızca “belirti” olarak incelemez.
Onların insanlar tarafından nasıl deneyimlendiğini, nasıl yorumlandığını ve tarih boyunca din, mitoloji, sanat ve folklorla nasıl iç içe geçtiğini de araştırır. Halüsinasyonların farklı kültürlerde doğaüstü deneyimler, vahiyler ya da yaratıcı esinler olarak yorumlanmış olabileceğini tartışır.
Halüsinasyonlar, beynin gerçekliği yalnızca dışarıdan almadığını; onu sürekli olarak kurduğunu gösteren etkileyici bir zihin yolculuğu.
Oliver Sacks yine hastalıkların isimlerinden çok insanların yaşadıklarına bakıyor.
Çünkü bazen beynin nasıl çalıştığını en iyi, alışıldık biçimde çalışmadığı anlarda görebiliriz.
Ve kitap okurun karşısına rahatsız edici ama büyüleyici bir soru bırakıyor:
Eğer beynimiz olmayan bir şeyi bütün gerçekliğiyle görmemizi sağlayabiliyorsa,
gördüğümüz dünyanın ne kadarını gözlerimiz, ne kadarını zihnimiz yaratıyor?
- Çevirmen
- Deniz Koç