Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
24 Gösterim

Güneşe uzun süre bakamayız.

Ölüme de.

Onun varlığını biliriz ama çoğu zaman düşünmemeyi tercih ederiz. Günlük hayatın telaşı, işler, ilişkiler ve alışkanlıklar arasında ölüm sanki hep başkalarının başına gelen, bize henüz çok uzak bir gerçekmiş gibi yaşarız.

Fakat bazen bir kayıp, hastalık, yaşlanma, ayrılık ya da beklenmedik bir olay bu güvenli mesafeyi ortadan kaldırır.

Ve insan kendi sonluluğuyla karşı karşıya kalır.

Irvin D. Yalom, **Güneşe Bakmak - Ölümle Yüzleşmek**’te insanın en eski ve en güçlü korkularından biri olan ölüm kaygısına yöneliyor. Yıllara yayılan psikoterapi deneyimlerinden, danışanlarının hikâyelerinden, felsefeden ve kendi yaşamından hareketle ölüm düşüncesinin gündelik hayatımızı fark ettiğimizden çok daha derinden etkilediğini gösteriyor.

Ölüm korkusu her zaman açıkça ortaya çıkmaz. Bazen açıklanamayan bir kaygının, yaşlanma korkusunun, kayıp karşısındaki çaresizliğin ya da hayatın boşa geçtiği duygusunun ardında sessizce varlığını sürdürür. Yalom için bu korkudan bütünüyle kaçmak mümkün değildir.

Ancak onunla başka türlü yaşamak mümkündür.

Ölümün kaçınılmazlığını kabul etmek, hayatın değerini azaltmak yerine onu daha görünür hâle getirebilir. İnsanı ertelediği kararları almaya, sevdiği insanlarla daha derin ilişkiler kurmaya ve kendisine gerçekten anlamlı gelen bir hayatın peşinden gitmeye yöneltebilir.

Yalom, Epikuros’tan Nietzsche’ye uzanan düşünürlerin fikirlerini gerçek insan hikâyeleriyle buluştururken ölüm üzerine konuşmayı karamsar bir uğraş olmaktan çıkarır. Asıl meselenin nasıl öleceğimizi değil, ölümün varlığını bilerek nasıl yaşayacağımızı anlamak olduğunu hatırlatır.

**Güneşe Bakmak - Ölümle Yüzleşmek**, ölüm korkusunu ortadan kaldırmayı vaat eden bir kitap değil; bu korkuyla yüzleşerek hayatla daha güçlü bir bağ kurmanın yollarını arayan insani ve düşünsel bir çalışma.

Çünkü ölümün varlığını unutmak bizi ölümsüz yapmaz.

Ama onu kabul etmek, yaşadığımız zamanı değiştirebilir.

Belki de güneşe bakmanın amacı ona uzun süre dayanabilmek değil, gözlerimizi yeniden hayata çevirdiğimizde ışığı daha iyi görebilmektir.