Bir harf bazen yalnızca bir harf değildir.
Bir çizgide aşk, bir kelimede kader, bir hikâyede koskoca bir medeniyet saklanabilir.
Nun Masalları, geçmişin gölgeleri arasından bugüne seslenen insanların hikâyelerini anlatıyor. Hattatlar, nakkaşlar, mezarlık bekçileri, saraylar, eski İstanbul ve artık yalnızca hatıralarda yaşayan bir dünyanın insanları aynı masalın farklı kapılarından geçiyor.
Bu dünyada sanat ile aşk birbirinden kolayca ayrılmaz.
Bir hattat kalemi eline aldığında yalnızca harfleri yazmaz; kendi içindeki sessizliği de kâğıda döker. Bir nakkaş güzelliği resmetmeye çalışırken gördüğü şeyle hissettiği şey arasındaki sınırda kalır. İnsan sevdiğini anlatmak ister, fakat bazen kelimeler aşkı görünür kılmak yerine onu eksiltir.
Nazan Bekiroğlu, Nun Masalları’nda Osmanlı’nın kültür ve estetik dünyasını masalın imkânlarıyla yeniden kurarken geçmişi olduğu gibi anlatmakla yetinmez. Geleneksel hikâyeleri modern insanın yalnızlığı, aşkı, kaybı ve kendisini arama çabasıyla buluşturur.
Zaman ilerledikçe sarayların ışıkları söner, eski düzen dağılır, insanlar ve şehirler değişir.
Bir çağ sona erer.
Ama geride hikâyeler kalır.
Çünkü tarih yalnızca büyük olayların değil; unutulmuş insanların, yarım kalmış aşkların, söylenememiş sözlerin ve bir zamanlar güzel olduğuna inanılan şeylerin de hafızasıdır.
Nun Masalları, masalla gerçeğin, geçmişle bugünün, aşk ile sanatın birbirine karıştığı şiirsel bir öyküler toplamı. Nazan Bekiroğlu, kaybolmuş bir dünyanın ardından bakarken okuru yalnızca geçmişe değil, insanın değişmeyen iç dünyasına da çağırıyor.
Bazı medeniyetler çekilip gider.
Saraylar sessizleşir.
Gemiler kıyıdan uzaklaşır.
Fakat bir harf kalır geriye.
Ve bazen bütün bir hikâye, tek bir nun ile yeniden başlar.