İnsan bazen kendisini büyük acılarda değil, küçücük bir ayrıntının karşısında bulur.
Bir ağacın altında.
Eski bir defterin arasında.
Yıllar önce duyulmuş bir cümlede.
Ya da artık geri gelmeyecek bir zamanın ansızın hatırlanan görüntüsünde…
Nazan Bekiroğlu, Mimoza Sürgünü’nde insanın içine ve dışına doğru uzanan yolları denemenin özgür alanında buluşturuyor. Aşk, hatıralar, tabiat, yalnızlık, zaman ve varoluş; gündelik hayatın küçük ayrıntılarından hareketle daha derin sorulara açılıyor.
Bir mimoza ağacı yalnızca bir ağaç olmaktan çıkıyor.
Bir yolculuk geçmişe götürüyor.
Bir eşya, yıllar önce yaşamış bir insanı yeniden hatırlatıyor.
Çünkü insanın hayatında hiçbir şey yalnızca göründüğünden ibaret değildir. Bir koku, bir renk, bir kelime ya da küçücük bir karşılaşma; belleğin uzun zamandır kapalı duran kapılarından birini açabilir.
Bekiroğlu’nun denemelerinde insan hem güçlü hem kırılgandır. Büyük zorlukların içinden geçebilirken küçük bir ayrıntının karşısında savunmasız kalabilir. Aklıyla çözdüğü şeyleri kalbiyle çözemeyebilir. Bildikleri çoğaldıkça cevapları değil, soruları derinleşebilir.
Aşk ile metafizik, geçmiş ile bugün, görünen ile görünmeyen aynı metnin içinde birbirine yaklaşır. Yazar, yaşanmış olanı yalnızca hatırlamakla yetinmez; ona yeniden bakar, anlamını değiştirir ve kelimelerin içinde başka bir hayata dönüştürür.
Mimoza Sürgünü, insanın kendi hatıralarıyla, kırılganlığıyla ve dünyayla kurduğu ince bağlarla yüzleştiği şiirsel bir denemeler toplamı.
Çünkü bazı hatıralar geçmişte kalmaz.
Bazı duygular yıllar geçtikçe kaybolmaz.
Ve bazen insanın içinde küçücük bir sürgün verir hayat.
Narin görünür.
Ama kökü, sandığımızdan çok daha derindedir.