Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
14 Gösterim

Uzun bir yolculuğun ardından El Mustafa doğduğu adaya geri döner.

Onu bekleyen insanlar, yıllardır özledikleri sesini yeniden duymak ister. Fakat El Mustafa kalabalıkların arasından ayrılarak anne ve babasının bahçesine çekilir. Çünkü bazen insanın söyleyeceklerini bulabilmesi için önce sessizliğe dönmesi gerekir.

Bahçede dostları ve öğrencileri onun çevresinde yeniden toplanır.

Sorular bu kez yalnızca gündelik hayat üzerine değildir.

İnsan neden yalnızdır?

İnanç nerede başlar?

Özgürlük ne demektir?

İnsan doğadan gerçekten ayrı mıdır?

Ve ruh, kendisini çevreleyen dünyanın içinde nasıl bir yer bulur?

Halil Cibran, **Ermişin Bahçesi**’nde *Ermiş*’te başlayan düşünsel yolculuğu daha içe dönük ve mistik bir düzleme taşıyor. El Mustafa’nın sözleri insanın başkalarıyla ilişkilerinden doğaya, toplumdan bireyin kendi ruhuna, görünen dünyadan varoluşun daha derin katmanlarına doğru ilerliyor.

Bahçe bu anlatıda yalnızca ağaçların ve çiçeklerin bulunduğu bir yer değildir. İnsanın kendi içine döndüğü, sessizliği dinlediği ve hayatın büyük sorularıyla baş başa kaldığı bir düşünce alanına dönüşür. El Mustafa, insanın hakikati yalnızca dışarıdaki dünyada değil, kendi içinde ve doğayla kurduğu bağda da araması gerektiğini hatırlatır.

Cibran’ın şiirsel ve yalın diliyle ilerleyen **Ermişin Bahçesi**, kesin cevaplar vermekten çok okurun kendi sorularına yaklaşmasını sağlar. Yalnızlığın her zaman bir eksiklik olmadığını, sessizliğin kimi zaman sözcüklerden daha fazlasını anlattığını ve insanın kendisini anlayabilmesi için dünyayla kurduğu ilişkiye yeniden bakması gerektiğini düşündürür.

**Ermişin Bahçesi**, *Ermiş*’te başlayan yolculuğu tamamlayan; insanın ruhuna, doğaya ve varoluşa yönelen kısa ama yoğun bir düşünce eseri.

El Mustafa bu kez bir kentten ayrılmıyor.

Bir bahçeye dönüyor.

Ve belki de insanın en uzun yolculuğu, dünyayı dolaştıktan sonra yeniden kendi içine varmasıyla başlıyor.