On iki yıl boyunca Orphalese kentinde bekleyen El Mustafa’nın gemisi sonunda gelir.
Artık doğduğu adaya dönme zamanı gelmiştir.
Fakat kentten ayrılmadan önce insanlar çevresini sarar. Ona aşktan evliliğe, çocuklardan çalışmaya, özgürlükten acıya, dostluktan ölüme kadar hayatın en temel meselelerini sorarlar.
El Mustafa cevap verir.
Ama verdiği cevaplar kesin hükümler değildir. İnsanın kendisine dönmesini sağlayan, yaşamın alışılmış anlamlarını yeniden düşünmeye çağıran sözlerdir.
Halil Cibran, **Ermiş**’te insan hayatının en eski sorularını şiirle düşüncenin buluştuğu yalın ve güçlü bir dille ele alır. Sevginin sahip olmak olmadığını, çocukların anne babalarının mülkü sayılamayacağını, çalışmanın yalnızca geçim sağlamak değil hayata katılmak olduğunu; sevinç ile kederin, özgürlük ile sorumluluğun birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini anlatır.
El Mustafa’nın sözlerinde insanın hem başkalarıyla hem de kendi iç dünyasıyla kurduğu ilişkinin izleri vardır. Her bölüm, gündelik hayatın sıradan görünen bir yönünü alır ve onu daha derin bir soruya dönüştürür.
İnsan nasıl sevmeli?
Neye sahip olabilir?
Acıyla nasıl yaşamalı?
Özgürlük gerçekten nedir?
Ve ölüm, hayatın karşıtı mı, yoksa onun devamı mı?
İlk kez 1923’te yayımlanan **Ermiş**, aradan geçen yıllara rağmen dünyanın farklı dillerinde okunmayı sürdüren, kısa fakat etkisi uzun süren bir düşünce klasiğidir. Halil Cibran’ın şiirsel anlatımı, okura hazır cevaplar vermekten çok kendi hayatına başka bir gözle bakabileceği bir alan açar.
Çünkü bazen insanın aradığı bilgelik uzaklarda değildir.
Sevdiği insanlarda, çektiği acıda, yaptığı işte ve her gün yaşadığı hayatın içinde sessizce bekler.
Onu görebilmek için yalnızca doğru soruyu sormak gerekir.
- Çevirmen
- Cemre Naz Öztürk
- Çevirmen
- Ayşe Berktay