Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
1 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 16-10-1854
Doğum yeri Dublin
Ölüm tarihi 30-11-1900

#OscarWilde, tam adıyla Oscar Fingal O’Flahertie Wills Wilde, 16 Ekim 1854’te Dublin’deki Westland Row’da doğdu. Babası Sir William Wilde, göz ve kulak hastalıkları alanında tanınan bir cerrah, tıp yazarı, istatistikçi ve İrlanda tarihiyle ilgilenen bir araştırmacıydı. Annesi Jane Francesca Elgee ise “Speranza” mahlasıyla şiirler ve siyasal yazılar kaleme alan, İrlanda milliyetçiliğini destekleyen bir yazardı.

Wilde, çocukluk yıllarının önemli bir bölümünü Dublin’deki 1 Merrion Square’de geçirdi. Ağabeyi William ile küçük yaşta hayatını kaybeden kız kardeşi Isola’yla birlikte yetişti. Ailenin evinde yazarların, bilim insanlarının, sanatçıların ve siyasal kişilerin bir araya gelmesi, edebiyatla kamusal konuşmanın birbirinden ayrılmadığı canlı bir kültür ortamı oluşturdu.

1864’te Enniskillen’deki Portora Kraliyet Okuluna girdi. Klasik dillerde, özellikle Eski Yunanca ve Latincede başarılı oldu. Antik Yunan edebiyatı, mitolojisi ve sanat anlayışıyla burada kurduğu ilişki, daha sonra güzellik, biçim, haz, tragedya ve sanatçının toplumsal konumu üzerine geliştireceği düşüncelerin temel kaynaklarından biri hâline geldi.

1871’de Trinity College Dublin’de klasik filoloji öğrenimine başladı. Antik Yunan kültürü, estetik ve tarih alanlarında derinleşirken akademik başarılarıyla dikkat çekti. Trinity’de geçirdiği yıllar, #İrlandaEdebiyatı içindeki kültürel kökleriyle Avrupa’nın klasik mirasını birlikte değerlendirmesine imkân verdi.

1874’te burs kazanarak Oxford Üniversitesine bağlı Magdalen College’a geçti. Burada klasikler alanındaki eğitimini sürdürdü. Walter Pater’ın sanatın yoğun yaşanması gerektiğini savunan estetik düşüncesinden, John Ruskin’in sanatla toplum arasındaki sorumluluk ilişkisini vurgulayan yaklaşımından etkilendi.

Oxford yıllarında sanatın gündelik hayattan ayrı bir süs değil, yaşamın bütününü biçimlendiren bir değer olması gerektiğini düşünmeye başladı. Giyimi, oda düzeni, konuşma biçimi ve sanat hakkındaki görüşleriyle #estetikçilik düşüncesinin yalnızca teorik değil, yaşanan bir tavır olduğunu göstermeye çalıştı.

İtalya’ya yaptığı yolculuklardan edindiği izlenimlerle yazdığı Ravenna adlı uzun şiiri, 1878’de Oxford Üniversitesinin Newdigate Şiir Ödülü’nü kazandı. Öğrencilere verilen bu ödül, İngilizce şiir alanındaki başarısını tanıttı ve Wilde’ın edebiyat çevrelerinde görünürlük kazanmasına katkı sağladı.

Oxford’dan mezun olduktan sonra Londra’ya yerleşti. 1881’de Poems adlı ilk şiir kitabını yayımladı. Kitapta Antik Yunan kültürü, Hristiyanlık, aşk, güzellik, sanat ve duyusal deneyim gibi konular yer alıyor; İngiliz romantik şiiriyle Fransız şiirinden gelen etkiler görülüyordu.

Wilde, şiirlerinin yanında giyimi, uzun saçları, çiçeklerle ve dekoratif sanatlarla ilişkisi, sanat hakkındaki keskin sözleri ve kamuoyu önünde geliştirdiği #dandy kimliğiyle tanınmaya başladı. Kendisi hakkında üretilen karikatürleri ve alayları yalnızca reddetmek yerine görünürlüğünü artıran bir kamusal imgeye dönüştürdü.

1882’de estetikçilik ve dekoratif sanatlar üzerine konferanslar vermek amacıyla Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada’yı kapsayan uzun bir turneye çıktı. Sanatın gündelik eşyaları, evleri ve giyim biçimlerini de kapsaması gerektiğini anlattı. Turne ve Napoleon Sarony’nin çektiği fotoğraflar, Wilde’ın uluslararası düzeyde tanınan estetikçi kimliğini oluşturdu.

Amerika turnesinden sonra Paris’e giderek dönemin sanat ve edebiyat çevreleriyle ilişki kurdu. Fransız sembolistleri, dekadan edebiyat, tiyatro ve resim alanındaki yeni eğilimlerle yakından ilgilendi. İngiliz ve İrlanda edebiyatından beslenen yazarlığını Avrupa’nın farklı sanat gelenekleriyle genişletti.

Wilde, 1884’te Constance Lloyd ile evlendi. Çiftin Cyril ve Vyvyan adlı iki oğlu oldu. Wilde’ın çocukları için anlattığı hikâyeler, daha sonra yayımlayacağı masalların duygusal ve düşünsel kaynaklarından birini oluşturdu.

Geçimini sağlamak ve edebiyat dünyasındaki konumunu güçlendirmek için gazetecilik, kitap eleştirmenliği ve editörlük yaptı. 1887’de kadınlara yönelik The Lady’s World dergisinin editörlüğünü üstlendi ve derginin adını The Woman’s World olarak değiştirdi. Yayını edebiyat, eğitim, sanat, siyaset ve kadınların kamusal konumu üzerine yazılara açmaya çalıştı.

The Happy Prince and Other Tales 1888’de yayımlandı. “Mutlu Prens”, “Bülbül ve Gül”, “Bencil Dev”, “Vefalı Dost” ve “Olağanüstü Roket” gibi #masallarında sevgi, fedakârlık, sınıfsal eşitsizlik, bencillik, güzellik ve ölüm konularını işledi.

A House of Pomegranates 1891’de yayımlandı. Bu kitaptaki masallar daha süslü, simgesel ve karanlık bir anlatı kazandı. Wilde, masalı yalnızca çocuklara ders veren bir tür olarak değil; güzelliğin bedeli, iktidar, arzu, yoksulluk ve insanın başkasının acısı karşısındaki sorumluluğu üzerine düşünme alanı olarak kullandı.

Sanat ve eleştiri üzerine görüşlerini Intentions adlı kitabında bir araya getirdi. Metinlerinde sanatın gerçekliği doğrudan kopyalamadığı, tersine insanların dünyayı görme ve anlamlandırma biçimlerini değiştirdiği #sanatiçinsanat düşüncesini geliştirdi.

1891’de yayımlanan The Soul of Man under Socialism adlı denemesinde bireysel özgürlük, özel mülkiyet, yoksulluk, yardımseverlik ve sanatçı bağımsızlığı üzerine yazdı. Yoksulluğun yalnızca hayırseverlikle hafifletilmesini yeterli görmeyerek onu üreten toplumsal düzenin değiştirilmesi gerektiğini ileri sürdü.

Wilde’ın tek romanı #DorianGrayinPortresi, ilk kez 1890’da Lippincott’s Monthly Magazine’de yayımlandı. Eser, ressam Basil Hallward’ın yaptığı portre karşısında gençliğini sonsuza kadar korumayı dileyen Dorian Gray’in hikâyesini anlatır. Dorian’ın bedeni yaşlanmazken yaptığı seçimlerin ve yozlaşmanın izleri portreye geçer.

Romanın dergi baskısı ahlaka aykırı olduğu gerekçesiyle ağır eleştiriler aldı. Wilde, eseri genişleterek yeni bölümler ve karakter ayrıntıları ekledi; bazı ifadeleri değiştirdi. Romanın kitap hâlindeki daha uzun baskısı 1891’de yayımlandı ve eserin standart metni hâline geldi.

Dorian Gray’in Portresi’nde sanat eseri, yalnızca bir insanın dış görünüşünü kaydeden nesne değildir. Portre, Dorian’ın gizlediği vicdanını, yaşlanmasını, suçlarını ve ruhsal çürümesini görünür kılar. Toplumun gördüğü kusursuz yüzle saklanan hayat arasındaki ayrılık, #ViktoryaDöneminin saygınlık ve ahlak anlayışına yöneltilen bir eleştiriye dönüşür.

Lord Henry Wotton, Dorian’a gençliğin ve güzelliğin geçiciliğini sürekli hatırlatır; hayatın yeni hazlar ve yoğun duyusal deneyimler aracılığıyla yaşanması gerektiğini savunur. Dorian, Lord Henry’nin sözlerini kendi seçimlerinin sorumluluğundan ayırarak benimser ve insanları birer deneyim aracına dönüştürmeye başlar.

Ressam Basil Hallward ise sanat, sevgi ve vicdan arasındaki bağı temsil eder. Dorian’ın güzelliğini sanatının temel ilham kaynağına dönüştürür; ancak portreye kendi duygularından fazlasını kattığını düşünür. Basil, sanatçının eseriyle modeli arasındaki ilişkinin kişisel ve ahlaki sonuçlarıyla karşılaşır.

Roman, estetikçiliği basit biçimde yücelten bir eser değildir. Güzelliğin ahlaki sorumluluktan tamamen ayrılmasının insanı özgürleştirip özgürleştirmediğini sorgular. Dorian’ın görünüşünü koruyabilmesi, eylemlerinin sonuçlarından kurtulmasını sağlamaz ve eseri temel bir #GotikRomana dönüştürür.

Wilde’ın erken dönem oyunları Vera; or, The Nihilists ve The Duchess of Padua, siyasal idealizm, fedakârlık ve tragedya çevresinde gelişti. Bu eserler onun daha sonra büyük başarı kazanacağı toplum komedilerinden farklı olmakla birlikte tiyatro dili ve dramatik yapı alanındaki arayışlarını gösterdi.

Lady Windermere’s Fan, 1892’de sahnelendi ve Wilde’ın Londra tiyatrosundaki ilk büyük başarısı oldu. Oyun; evlilik, sadakat, toplumsal itibar, dedikodu ve kadınlara uygulanan çifte ahlak ölçüleri üzerine kuruldu.

A Woman of No Importance 1893’te sahnelendi. Oyun, toplumun evlilik dışı ilişkilere karışan erkeklerle kadınları farklı biçimlerde yargılamasını ele aldı. Toplumsal saygınlığın ahlaki doğrulukla aynı şey olmadığını gösterdi.

Wilde, Salomé’yi Fransızca kaleme aldı. İncil’deki Salome anlatısını arzu, beden, bakış, iktidar ve ölüm çevresinde yeniden kurdu. Oyunun İngiltere’de sahnelenmesi sansür uygulaması nedeniyle yasaklandı; eser ilk kez 1896’da Paris’te sahneye konuldu.

An Ideal Husband ile The Importance of Being Earnest, 1895’te Londra’da sahnelendi. An Ideal Husband, siyasal kariyerin gizlenmiş bir suç üzerine kurulmasını ve evlilikte kusursuzluk beklentisini ele aldı.

The Importance of Being Earnest, kimlik değiştirme, evlilik, sınıf, isimler, aile kökeni ve toplumsal görgü kuralları üzerine kurulmuş bir #törekomedisidir. Jack ile Algernon’ın farklı ortamlarda başka kimlikler kullanmaları, toplumsal saygınlığın ne ölçüde rollere ve dile bağlı olduğunu açığa çıkarır.

Wilde’ın tiyatrosunda epigramlar, konuşmayı süsleyen bağımsız sözler değildir. Toplumun doğal ve değişmez kabul ettiği evlilik, ahlak, eğitim, para ve sınıf değerlerini tersine çevirerek sorgular.

Wilde, 1890’ların başında Lord Alfred Douglas’la yoğun bir ilişki kurdu. Douglas’ın babası Queensberry Markisi, bu ilişkiye karşı çıkarak Wilde’ı kamuya açık biçimde suçladı. Wilde, Queensberry’ye karşı hakaret davası açtı.

1895’te başlayan dava sırasında savunma tarafı Wilde’ın özel hayatı ve erkeklerle ilişkileri hakkında kanıtlar sundu. Wilde hakaret davasını geri çekmek zorunda kaldı; ardından dönemin erkekler arasındaki cinsel ilişkileri suç sayan yasaları uyarınca kendisi yargılandı.

İkinci yargılamada Wilde mahkûm edildi ve iki yıl ağır çalışma cezasına çarptırıldı. Pentonville, Wandsworth ve Reading cezaevlerinde tutuldu. Yargılanması ve hapsedilmesi daha sonra #LGBTİTarihi açısından devlet eliyle gerçekleştirilen önemli bir adaletsizlik örneği olarak değerlendirildi.

Cezaevi koşulları Wilde’ın fiziksel ve ruhsal sağlığını ağır biçimde etkiledi. Zorunlu çalışma, yetersiz beslenme, yalnızlık ve çocuklarından ayrılması, eserlerindeki sanat, haz ve özgürlük düşüncesini acı, sorumluluk ve insan onuru bağlamında yeniden değerlendirmesine yol açtı.

Reading Cezaevinde Lord Alfred Douglas’a hitaben uzun bir mektup yazdı. Daha sonra #DeProfundis adıyla yayımlanan metin; ilişkilerinin geçmişini, davaya giden süreci, acının insanın kendisini tanımasındaki yerini ve sanatçının yaşadıklarını dönüştürme sorumluluğunu ele aldı.

Wilde, Mayıs 1897’de serbest bırakıldı ve İngiltere’yi terk ederek Fransa’ya yerleşti. Sebastian Melmoth adını kullanarak Paris, Dieppe ve Napoli gibi yerlerde yaşadı. Ailesinden ve eski toplumsal çevresinden büyük ölçüde uzak kaldı.

Cezaevinden çıktıktan sonra The Ballad of Reading Gaol adlı uzun şiiri yazdı. Eser, idam edilen bir mahkûmun hikâyesinden hareketle hapishane düzenini, ölüm cezasını, suçluluk duygusunu ve mahkûmların ortak insanlığını anlattı.

Reading Zindanı Baladı’nda bireysel deneyimi daha geniş bir adalet eleştirisine dönüştürdü. Hapishaneyi yalnızca suçluların cezalandırıldığı yer olarak değil, insanın aşağılandığı ve acının mekanik kurallarla yönetildiği bir kurum olarak ele aldı.

Wilde’ın son yıllarında sağlığı giderek bozuldu. 30 Kasım 1900’de Paris’te, kırk altı yaşında hayatını kaybetti. Önce Bagneux Mezarlığı’na defnedildi; naaşı daha sonra Père-Lachaise Mezarlığı’na taşındı.

Yaşadığı dönemde Newdigate Şiir Ödülü dışında günümüzdeki anlamıyla büyük ve düzenli edebiyat ödüllerinin yaygın olduğu bir sistem içinde yer almadı. Edebî konumu; romanı, masalları, oyunları, eleştiri yazıları ve kamusal kişiliğinin sonraki kuşaklar üzerindeki etkisiyle oluştu.

Ölümünden sonra Dorian Gray’in Portresi dünya edebiyatının temel gotik romanlarından, The Importance of Being Earnest ise İngilizce tiyatronun en önemli töre komedilerinden biri olarak değerlendirildi. Eserleri sürekli yeniden basıldı, sahnelendi ve farklı sanat biçimlerine uyarlandı.

Oscar Wilde, güzelliği yalnızca biçimsel bir özellik olarak değil, bireyin kendisini kurma ve toplumun alışkanlıklarına karşı çıkma imkânı olarak değerlendirdi. Bununla birlikte eserlerinde güzelliğin güç, çıkar, sınıf ve ahlaki sorumlulukla ilişkisini sürekli sorguladı.

Dorian Gray’in Portresi’nde güzelliğin sakladığı çürümeyi; toplum komedilerinde saygınlığın arkasındaki ikiyüzlülüğü; masallarında yoksullukla fedakârlığı; De Profundis ile Reading Zindanı Baladı’nda acı, ceza ve insan onurunu ele aldı. Keskin zekâsı, özdeyişleri ve türler arasında değişen anlatımıyla dünya edebiyatının en etkili yazarlarından biri oldu.