Şehrin üzerinde yükselen Mutlu Prens’in heykeli herkesin hayranlığını kazanır.
Altın yapraklarla kaplıdır. Gözlerinde değerli taşlar, kılıcının kabzasında parlak bir yakut vardır. Yaşarken sarayın duvarları ardında yalnızca mutluluğu tanıyan Prens, şimdi yüksek kaidesinden şehrin tamamını görebilmektedir.
Ve ilk kez insanların acılarını fark eder.
Yoksul evleri, aç çocukları, soğukta çalışan insanları ve kimsenin görmediği yalnızlıkları…
Bir gece, sıcak ülkelere göç etmek üzere yola çıkan küçük bir Kırlangıç heykelin ayaklarının dibinde dinlenmek için durur. Mutlu Prens ondan yalnızca küçük bir iyilik ister: Kılıcındaki yakutu ihtiyacı olan birine götürmesini.
Kırlangıç kabul eder.
Sonra Prens bir istekte daha bulunur.
Ardından bir tane daha…
Her yardımda heykelin ihtişamından bir parça eksilirken şehrin karanlık bir köşesinde başka bir insanın hayatına küçücük bir umut ulaşır. Kırlangıç’ın gitmesi gereken uzak ve sıcak ülkeler vardır; kış ise her geçen gün yaklaşmaktadır. Yine de Prens’i yalnız bırakmak giderek zorlaşır.
Oscar Wilde, **Mutlu Prens**’te bir masalın yalınlığı içinde zenginlikle yoksulluğu, güzellikle merhameti ve sahip olmakla paylaşmak arasındaki farkı anlatıyor. Parlak görünen bir şehrin ardında saklanan acıları gösterirken gerçek değerin dışarıdan görünen ihtişamda değil, insanın başkası için nelerden vazgeçebildiğinde bulunduğunu hatırlatıyor.
Çocuklara anlatılan bir masal kadar sade, yetişkinlerin dünyasına yöneltilmiş bir eleştiri kadar keskin olan **Mutlu Prens**, sevginin ve fedakârlığın insanı nasıl değiştirebileceğine dair zamansız bir anlatı.
Çünkü bazen en değerli olan, üzerinde altın taşıyan değildir.
Elindeki son altını başkasına verebilendir.
- Çevirmen
- Selen Birce Yılmaz, Fatih Erol