Lord Arthur Savile’in hayatı kusursuz görünmektedir.
Soylu bir aileye mensuptur, geleceği parlaktır ve sevdiği kadın Sybil Merton’la evlenmek üzeredir. Önünde mutlu ve düzenli bir hayat vardır.
Ta ki bir davette avuç içi okunana kadar.
Ünlü bir el falcısı, Lord Arthur’un geleceğinde korkunç bir şey görür:
**Bir cinayet.**
Başlangıçta bu kehanete inanmak istemeyen Arthur, kısa süre içinde bütün hayatını bu düşüncenin belirlediğini fark eder. Eğer kaderinde birini öldürmek varsa, bunu evlendikten sonra gerçekleştirmek Sybil’e karşı büyük bir haksızlık olacaktır.
O hâlde yapılacak en doğru şey bellidir.
Cinayeti düğünden önce işlemek.
Lord Arthur böylece kendisine uygun bir kurban bulmaya koyulur. Fakat cinayet işlemek, düşündüğünden çok daha zahmetli bir iştir. Zehirler, patlayıcılar ve kusursuz görünen planlar devreye girdikçe Arthur’un son derece ciddi biçimde yürüttüğü suç hazırlıkları giderek absürt bir komediye dönüşür.
Oscar Wilde, **Lord Arthur Savile’in Suçu**’nda kader düşüncesini, aristokrat ahlakını ve Viktorya toplumunun görgü kurallarını keskin bir ironiyle tersyüz ediyor. Cinayet gibi karanlık bir konuyu, görev duygusuyla hareket eden son derece nazik bir beyefendinin gözünden anlatarak iyilik, sorumluluk ve ahlak kavramlarının ne kadar kolay saçmalığa dönüşebileceğini gösteriyor.
Lord Arthur kötü bir insan değildir.
Tam tersine, yapacağı her şeyi doğru zamanda ve usulüne uygun biçimde yapmak isteyen örnek bir beyefendidir.
Sorun yalnızca kaderinin ona biçtiği görevin cinayet olmasıdır.
**Lord Arthur Savile’in Suçu**, polisiye gerilimi kara mizahla buluşturan; kader, batıl inanç ve insanın kendi geleceğine duyduğu korkuyu zekice hicveden kısa ama unutulmaz bir Oscar Wilde klasiği.
Çünkü insan geleceğini öğrendiğinde onu değiştirmeye çalışabilir.
Ya da Lord Arthur gibi, gerçekleşmesi için elinden geleni yapabilir.
- Çevirmen
- Selen Birce Yılmaz