Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
7 Kitap
4 Okunma
2 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 12-10-1934
Doğum yeri Kastamonu
Ölüm tarihi 13-12-1977

#OğuzAtay, 12 Ekim 1934’te Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde doğdu. Annesi öğretmen Muazzez Zeki Hanım, babası hukukçu ve milletvekili Cemil Atay’dı. Çocukluğunun ilk yıllarını Kastamonu ve İnebolu’da geçirdi. Babasının milletvekili seçilmesinin ardından ailesi 1939’da Ankara’ya taşındı.

İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. Çocukluğundan itibaren kitaplara, resme, tiyatroya ve radyoda dinlediği hikâyelere ilgi duydu. Başarılı bir öğrenci olmasına rağmen okulun kalıplaştırıcı yönleriyle arasında mesafe bulundu. Ankara Maarif Kolejini 1951’de birincilikle bitirdi.

Resim ve edebiyatla ilgilenmesine karşın ailesinin yönlendirmesiyle İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesine girdi. Üniversite eğitimi sırasında bilimsel düşünceyle, mühendislik disipliniyle ve dönemin aydın çevreleriyle tanıştı. 1957’de inşaat mühendisi olarak mezun oldu.

Üniversite yılları ve sonrasında çeşitli düşünce ve edebiyat çevreleriyle ilişki kurdu. Bir dönem toplumcu düşünceye yakınlık duydu; dergi çalışmalarına ve siyasal tartışmalara katıldı. Zamanla toplumsal sorunların bireyin iç dünyasından, ahlaki seçimlerinden ve kendisiyle hesaplaşmasından ayrı ele alınamayacağı düşüncesine yöneldi.

1960’ta İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisinin İnşaat Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Teknik dersler verdi, akademik çalışmalar yürüttü ve 1975’te doçent oldu. Öğrenciler için hazırladığı Topoğrafya adlı mesleki kitabı, mühendislik alanındaki bilgi ve öğretim deneyiminin ürünü olarak yayımlandı.

Akademik hayatıyla edebiyat çalışmalarını uzun süre birlikte sürdürdü. Mühendislik eğitiminin kazandırdığı çözümleme, düzen ve yapı kurma becerisini romanlarında alışılmış kalıpları parçalamak için kullandı. Matematiksel kesinlikle edebî belirsizlik, planlı kurgu ile bilinç akışı onun metinlerinde yan yana geldi.

İlk romanı #Tutunamayanlar, 1970’te TRT Roman Ödülü’nü kazandı. Ödül, henüz yayımlanmamış romanın dönemin alışılmış anlatı biçimlerinden ayrılan yapısının dikkate değer bulunduğunu gösteriyordu. Buna rağmen eser hemen yayımlanamadı; çeşitli yayınevleri tarafından geri çevrildikten sonra 1971 ve 1972 yıllarında iki cilt hâlinde okurla buluştu.

Tutunamayanlar, arkadaşı Selim Işık’ın ölümünün ardından onun geçmişini araştırmaya başlayan Turgut Özben’in yolculuğu çevresinde gelişir. Turgut, Selim’i tanıyan insanlarla görüştükçe yalnızca arkadaşının hayatını değil, kendi kimliğini ve toplum içindeki konumunu da sorgulamaya başlar. Roman; mektuplar, şiirler, günlükler, biyografiler, ansiklopedi maddeleri, şarkılar ve farklı anlatıcı seslerinden oluşan çok katmanlı bir #postmodernanlatı kurar.

Romanın merkezindeki “tutunamayan” kavramı, yalnızca toplumsal hayatta başarısız olmuş kişileri ifade etmez. Atay’ın tutunamayanları; çıkar ilişkilerine, hazır düşüncelere, gösterişe ve insanın kendisine yabancılaşmasına uyum sağlayamayan kişilerdir. Onların #yabancılaşması, aynı zamanda toplumun değerlerini sorgulamalarından doğan ahlaki ve düşünsel bir konumdur.

İkinci romanı #TehlikeliOyunlar 1973’te yayımlandı. Romanın başkişisi Hikmet Benol, başarısız evliliğinin ardından bir gecekonduya çekilerek hayatını oyunlar, hayaller, mektuplar ve iç konuşmalar aracılığıyla yeniden kurmaya çalışır. Gerçeklikle kurmaca, gündelik hayatla tiyatro ve kişinin kendisiyle oluşturduğu farklı kimlikler roman boyunca birbirine karışır.

Atay, #oyunkavramını yalnızca eğlence veya kurmaca tekniği olarak kullanmadı. İnsanların toplum içinde üstlendikleri rollerin, birbirlerine karşı geliştirdikleri davranışların ve kendilerini korumak için oluşturdukları kimliklerin de birer oyun olduğunu gösterdi. Oyun, kahramanlarının gerçeklikle başa çıkma ve kendilerini ifade etme yöntemi hâline geldi.

Bir Bilim Adamının Romanı’nda İstanbul Teknik Üniversitesindeki hocası Mustafa İnan’ın hayatını anlattı. Bilim insanının çocukluğunu, öğrenim mücadelesini, akademik çalışmalarını ve insan ilişkilerini roman tekniğiyle bir araya getirdi. Eser, bilimsel başarıyı yalnızca sonuçlarla değil, emek, merak, eğitim ve insan yetiştirme sorumluluğuyla değerlendiren biyografik bir roman niteliği kazandı.

Korkuyu Beklerken adlı öykü kitabında yalnızlık, korku, iletişimsizlik, gündelik hayatın baskısı ve insanın kendisine yabancılaşması üzerinde durdu. “Beyaz Mantolu Adam”, “Unutulan”, “Korkuyu Beklerken”, “Bir Mektup”, “Ne Evet Ne Hayır”, “Tahta At”, “Babama Mektup” ve “Demiryolu Hikâyecileri-Bir Rüya” adlı öykülerinde #bireyvetoplum arasındaki uyumsuzluğu farklı karakterler üzerinden ele aldı.

Oyunlarla Yaşayanlar adlı tiyatro eserinde tarih öğretmeni Coşkun Ermiş’in gündelik hayatla sanat arasında kurmaya çalıştığı ilişkiyi sahneye taşıdı. Hayatı sürekli oyunlaştıran karakter aracılığıyla sanatçının toplumdaki konumunu, geçim sorunlarını, aile ilişkilerini ve insanların kendi gerçekliklerinden kaçmak için oluşturdukları rolleri ele aldı.

Atay, 1976’da üniversite ortamındaki siyasal ve düşünsel çatışmaları konu alan Eylembilim üzerinde çalışmaya başladı. Aynı dönemde Türkiye’nin tarihsel ve kültürel dönüşümünü geniş bir kurmaca içinde incelemeyi amaçladığı Türkiye’nin Ruhu adlı büyük bir roman tasarlıyordu. Hastalığı nedeniyle her iki çalışma da planladığı bütünlüğe ulaşamadı.

1976’nın sonlarında beyninde tümör bulunduğu anlaşıldı. Tedavi amacıyla İngiltere’ye gitti ve bir süre Londra ile İstanbul arasında yaşadı. Hastalığı ilerlerken yazmayı, okumayı ve üzerinde çalıştığı projelerle ilgili notlar almayı sürdürdü. 13 Aralık 1977’de İstanbul’da hayatını kaybetti.

Günlük ve tamamlanmamış Eylembilim ölümünden sonra yayımlandı. Günlük, Atay’ın eserlerini oluşturma sürecini, yazarlık hedeflerini, okurla kurmak istediği ilişkiyi ve Türkiye’nin kültürel yapısına dair düşüncelerini görünür kıldı. Yaşadığı dönemde sınırlı bir okur çevresine ulaşan eserleri, sonraki yıllarda yeni baskılar, incelemeler ve akademik çalışmalar aracılığıyla geniş bir okur kitlesi kazandı.

Oğuz Atay; roman, öykü, tiyatro, günlük ve biyografik roman alanlarında #ironiyi, parodiyi, #üstkurmacayı, bilinç akışını ve metinlerarasılığı özgün biçimde kullandı. #aydınsorununu, modernleşmenin yarattığı kültürel parçalanmayı ve insanlar arasındaki iletişimsizliği mizahla hüzün arasında kurduğu güçlü bir dille anlattı. #modernistroman anlayışıyla #Türkedebiyatının anlatım olanaklarını genişletti ve kendisinden sonraki çok sayıda yazarı etkiledi.