Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
32 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 26-05-1904
Doğum yeri İstanbul
Ölüm tarihi 25-05-1983

Necip Fazıl Kısakürek, 26 Mayıs 1904’te İstanbul’da doğdu. Babası hukuk eğitimi alan ve çeşitli adli görevlerde bulunan Abdülbâki Fazıl Bey, annesi Mediha Hanım’dı. Çocukluğunun önemli bir bölümünü, büyükbabası Mehmet Hilmi Efendi’nin Çemberlitaş’taki konağında geçirdi. Geniş hayal gücü, yalnızlık duygusu, korkuları ve erken yaşta başlayan okuma merakı ileride kuracağı şiir dünyasının temel kaynakları arasında yer aldı.

İlk öğrenimi sırasında farklı okullara devam etti; Büyükdere Emin Efendi Mahalle Mektebi, Büyük Reşit Paşa Numune Mektebi, Vaniköy Rehber-i İttihat Mektebi ve Heybeliada Numune Mektebinde okudu. 1916’da Bahriye Mektebine girdi. Burada edebiyat, tarih ve din alanlarında etkili öğretmenlerle karşılaştı; şiir yazmaya, aruz ölçüsünü denemeye ve metafizik sorular üzerinde düşünmeye başladı.

Bahriye Mektebindeki öğreniminin ardından 1921’de İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne kaydoldu. İlk şiirleri Yeni Mecmua başta olmak üzere dönemin edebiyat dergilerinde yayımlandı. 1924’te devlet bursuyla Paris’e gönderildi ve Sorbonne Üniversitesinde felsefe derslerine devam etti. Paris yılları, Batı edebiyatı ve düşüncesiyle doğrudan ilişki kurmasını sağlarken bireyin varoluşu, yalnızlık, korku ve ruhsal arayış konularına ilgisini derinleştirdi.

Türkiye’ye döndükten sonra çeşitli bankalarda çalıştı; Ceyhan, Giresun, Ankara, Trabzon, Edirne ve İstanbul’da görev yaptı. Bankacılık yılları boyunca şiirden kopmadı. İlk şiir kitabı Örümcek Ağı 1925’te, Kaldırımlar 1928’de, Ben ve Ötesi ise 1932’de yayımlandı. “Kaldırımlar” şiirinin uyandırdığı geniş ilgi nedeniyle edebiyat çevrelerinde “Kaldırımlar Şairi” olarak tanındı.

İlk dönem şiirlerinde gece, şehir, sokak, yalnızlık, ölüm, korku, zaman ve insanın bilinmeyen karşısındaki ürpertisi öne çıktı. Hece şiirini kendine özgü bir ses düzeniyle kullandı; güçlü kafiyeler, tekrarlar, çarpıcı karşıtlıklar ve yoğun imgeler aracılığıyla kolayca tanınan kişisel bir şiir dili kurdu. Şiirini yalnızca dış dünyanın tasviri üzerine değil, insan ruhunun görünmeyen katmanlarını araştıran bir metafizik şiir anlayışı üzerine geliştirdi.

1934’te Abdülhakim Arvâsî ile tanışması, hayatında ve düşünce dünyasında belirleyici bir dönüm noktası oldu. Daha önce de şiirlerinde bulunan metafizik arayış, bu karşılaşmanın ardından İslam ve tasavvuf merkezli daha bütünlüklü bir düşünce yapısına dönüştü. İnsanın nefsiyle mücadelesi, iman, kader, ölüm, sonsuzluk, hakikat ve ruh terbiyesi sonraki eserlerinin temel meseleleri arasına girdi.

1935’te ilk tiyatro eseri Tohum’u yayımladı. Bunu Bir Adam Yaratmak, Künye, Sabır Taşı, Para, Siyah Pelerinli Adam, Nâm-ı Diğer Parmaksız Salih, Reis Bey, Ahşap Konak, Yunus Emre, Kanlı Sarık, Mukaddes Emanet ve İbrahim Edhem gibi oyunlar izledi. Tiyatroyu insanın düşünsel ve ruhsal çatışmalarını sahnede görünür hâle getiren etkili bir sanat biçimi olarak değerlendirdi.

Bir Adam Yaratmak’ta sanatçı, yaratma tutkusu, ölüm ve kader ilişkisini; Reis Bey’de adalet, vicdan, merhamet ve insanın iç dönüşümünü; Para’da maddi çıkarların aile ve insan ilişkileri üzerindeki etkisini ele aldı. Tarihî ve biyografik oyunlarında ise geçmişte yaşamış kişileri inanç, sorumluluk, mücadele ve insanlık değerleri çevresinde yorumladı.

1936’da Ankara’da Ağaç dergisini çıkardı. Dergi, dönemin şair, yazar ve düşünürlerini sanat, estetik ve ruhçu düşünce çevresinde bir araya getirmeyi amaçladı. Bankacılıktan ayrıldıktan sonra Ankara Devlet Konservatuvarı, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi ve Robert Kolej gibi kurumlarda dersler verdi; daha sonra yazarlık ve yayıncılık temel çalışma alanı hâline geldi.

1943’te Büyük Doğu dergisini kurdu. Farklı dönemlerde haftalık, aylık ve günlük olarak yayımlanan dergi; şiir, hikâye, sanat, felsefe, tarih, din, tasavvuf ve güncel meseleleri bir araya getirdi. Necip Fazıl, Büyük Doğu çevresinde geliştirdiği yayın faaliyetiyle edebiyatın yanında düşünce ve kültür hayatında da geniş bir okur topluluğuna ulaştı.

Şiirlerini farklı tarihlerde Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi, Sonsuzluk Kervanı ve Şiirlerim gibi kitaplarda yayımladı. Daha sonra seçtiği ve yeniden düzenlediği şiirlerini Çile adı altında topladı. Kitabın özellikle 1974’ten sonraki biçimini kendi şairliğinin temel ve eksiksiz kadrosu olarak değerlendirdi.

Çile’de insanın kendisiyle, dünyayla ve mutlak hakikatle ilişkisini geniş bir şiir bütünlüğü içinde ele aldı. “Çile”, “Kaldırımlar”, “Sakarya Türküsü”, “Zindandan Mehmed’e Mektup”, “Canım İstanbul”, “Beklenen”, “Otel Odaları”, “Karacaahmet” ve “Muhasebe” gibi şiirlerinde bireysel arayışla toplumsal sorumluluğu, şehir hayatıyla metafizik düşünceyi ve güçlü hitabetle lirizmi birleştirdi.

Hikâyelerini Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil ve daha sonraki toplu baskılarda bir araya getirdi. Hikâyelerinde korku, vicdan, suç, yalnızlık, olağanüstü karşılaşmalar ve insanın kendi iç dünyasıyla yüzleşmesi gibi konulara yöneldi. Senaryo-roman olarak adlandırdığı eserlerinde ise sinema diliyle roman anlatımını birleştiren metinler kaleme aldı.

O ve Ben, Bâbıâli, Yılanlı Kuyudan ve Hac’dan Çizgiler, Renkler ve Sesler gibi hatıra eserlerinde çocukluğunu, sanat hayatını, basın çevresini, fikrî dönüşümünü ve yaşadığı dönemin kültür insanlarını anlattı. Çöle İnen Nur, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, İman ve İslâm Atlası, İdeolocya Örgüsü, At’a Senfoni ve Çerçeve gibi eserlerinde din, tasavvuf, düşünce, tarih, sanat ve toplum meselelerini deneme ve inceleme türleri içinde işledi.

Necip Fazıl, kitaplarının yanı sıra gazetelerde fıkra, makale ve düşünce yazıları yayımladı; Türkiye’nin birçok şehrinde konferanslar verdi. Şiiri sahnede okuma biçimi, hitabet gücü ve düşüncelerini doğrudan dinleyiciye ulaştıran konuşmaları, yazılı eserlerinin yanında sözlü kültür alanında da etkili olmasını sağladı.

Sabır Taşı ile 1940’taki piyes yarışmasında birinciliğe değer görüldü. Sanat hayatının ellinci yılı dolayısıyla 1975’te adına bir jübile düzenlendi. Kültür Bakanlığı 1980’de kendisine Büyük Kültür Armağanı verdi; aynı yıl Türk Edebiyatı Vakfı tarafından “Sultanü’ş-şuarâ” unvanıyla onurlandırıldı.

Necip Fazıl Kısakürek, 25 Mayıs 1983’te İstanbul’daki evinde hayatını kaybetti ve Eyüp Mezarlığı’na defnedildi. Şiir, tiyatro, hikâye, hatıra, deneme, gazetecilik ve düşünce yazılarına yayılan geniş külliyatıyla Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en etkili isimlerinden biri oldu. Türk şiirine kazandırdığı özgün ses, metafizik arayışı şiirin merkezine taşıması ve edebiyatla düşünce hayatı arasında kurduğu bağ, eserlerinin sonraki kuşaklara ulaşmasını sağladı.