Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
12 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 09-02-1940
Doğum yeri Cape Town

J. M. Coetzee, tam adıyla John Maxwell Coetzee, 9 Şubat 1940'ta Güney Afrika'nın Cape Town kentinde doğdu. İki çocuklu bir ailenin büyük oğluydu. Annesi ilkokul öğretmeni, hukuk eğitimi almış olan babası ise farklı dönemlerde avukatlık ve kamu görevleri yapan biriydi. Ailesinin kökenleri Afrikaner toplumuna uzanmasına rağmen evde ağırlıklı olarak İngilizce konuşuluyordu.

Çocukluğunu Cape Town ile Worcester arasında geçirdi. İlköğrenimini bu iki kentte aldı; ortaöğrenimini Cape Town'da Marist Brothers tarafından yönetilen Katolik okulunda tamamladı. Çocukluk yıllarında Güney Afrika'nın dilsel, kültürel ve ırksal ayrımlarıyla karşılaşması daha sonraki kurmacasında kimlik, aidiyet, egemenlik ve dışlanma sorunlarının sürekli olarak ele alınacağı bir toplumsal arka plan oluşturdu.

1957'de University of Cape Town'a girdi. Üniversitede hem İngilizce hem matematik okudu; 1960'ta İngilizce, 1961'de matematik alanlarında onur derecesiyle mezun oldu. Edebiyat ile biçimsel düşünceyi birlikte içeren bu eğitim, sonraki yıllarda dilbilim, bilgisayar programlama ve edebiyat araştırmalarına uzanan çok yönlü akademik çalışmalarının temelini oluşturdu.

1962'de İngiltere'ye gitti. 1962-1965 arasında bilgisayar programcısı olarak çalışırken İngiliz romancı Ford Madox Ford üzerine araştırmalar yürüttü. Bu yıllarda IBM için de programlama yaptı ve edebiyat çalışmalarını teknik bir meslekle birlikte sürdürdü.

1965'te University of Texas at Austin'de lisansüstü eğitime başladı. İngilizce, dilbilim ve Cermen dilleri alanlarında çalıştı; Samuel Beckett'ın erken dönem kurmacası üzerine hazırladığı doktora teziyle 1968'de doktorasını tamamladı. Beckett'ın ekonomik dil kullanımı, tekrar, sessizlik ve varoluşsal belirsizlik üzerine kurulu anlatısının Coetzee'nin sonraki edebî yaklaşımıyla güçlü biçimsel yakınlıkları bulunur.

1968-1971 arasında State University of New York at Buffalo'da İngilizce dersleri verdi. Amerika Birleşik Devletleri'nde kalıcı oturum başvurusu sonuçlanmayınca Güney Afrika'ya döndü. 1972'de University of Cape Town'da akademik göreve başladı ve 2000 yılına kadar burada farklı görevlerde çalıştı; kariyerinin son bölümünde Distinguished Professor of Literature unvanını taşıdı.

Coetzee kurmaca yazmaya 1969 dolaylarında başladı. İlk kitabı Dusklands 1974'te yayımlandı. Birbiriyle bağlantılı iki anlatıdan oluşan eser, Vietnam Savaşı bağlamındaki Amerikan emperyalizmi ile Güney Afrika'daki sömürge tarihini yan yana getirerek şiddet, tahakküm, propaganda ve anlatma yetkisi arasındaki ilişkileri sorguladı.

In the Heart of the Country 1977'de yayımlandı. Güney Afrika'daki ıssız bir çiftlikte yaşayan Magda adlı beyaz bir kadının parçalı anlatısı üzerinden yalnızlık, ataerkillik, sömürge ilişkileri, cinsellik ve efendi-hizmetkâr düzeni işlendi. Romanın kesintili ve güvenilmez anlatıcı yapısı, Coetzee'nin olaylardan çok anlatıcının onları nasıl kurduğuyla ilgilenen yaklaşımının erken örneklerinden biridir.

Waiting for the Barbarians 1980'de yayımlandı ve Coetzee'nin uluslararası ölçekte tanınmasını hızlandırdı. Belirsiz bir imparatorluğun sınır bölgesinde geçen roman, "barbar" olarak tanımlanan insanlara karşı yürütülen baskıyı bir sulh hâkiminin gözünden anlatır. İşkence, korku, emperyal yönetim ve düşman yaratma mekanizmaları belirli bir tarihsel rejime indirgenmeden alegorik bir yapıda incelenir.

Life & Times of Michael K 1983'te yayımlandı. İç savaş koşullarındaki Güney Afrika'da annesini doğduğu yere götürmeye çalışan Michael K'nin yolculuğu, giderek devlet kurumlarından, kamplardan ve başkalarının kendisine biçtiği kimliklerden uzaklaşma mücadelesine dönüşür. Roman aynı yıl Booker Prize'ı kazandı.

Michael K'nin özgürlük anlayışı siyasal bir programa dayanmaz. Karakter mümkün olduğunca az şeye ihtiyaç duyarak ve başkalarının denetiminden uzak kalarak yaşamak ister. Bu nedenle roman, baskıcı bir düzen karşısında görünür siyasal direniş kadar geri çekilme, sessizlik ve bağımsız yaşama arzusunu da sorgular.

Foe 1986'da yayımlandı. Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe anlatısını Susan Barton adlı kadın karakterin ve dili kesilmiş Friday'nin çevresinde yeniden kuran roman; kimin konuşabildiği, kimin hikâyesinin yazıldığı ve edebî otoritenin kime ait olduğu sorularını merkeze aldı. Coetzee burada klasik bir metni yeniden anlatmaktan çok onun susturduğu veya arka planda bıraktığı sesleri araştırdı.

White Writing: On the Culture of Letters in South Africa 1988'de yayımlandı. Coetzee bu denemelerde Güney Afrika'daki beyaz yazının toprak, çiftlik, doğa, sömürgecilik ve kültürel kimlikle ilişkisini inceledi. Kurmaca üretiminin yanı sıra edebiyat eleştirisi onun yazarlık yaşamının sürekli bir parçası oldu.

Age of Iron 1990'da yayımlandı ve Türkçeye Demir Çağı adıyla çevrildi. Roman, Cape Town'da yaşayan ve ölümcül kansere yakalandığını öğrenen emekli klasikler profesörü Mrs. Curren'ın Amerika'daki kızına yazdığı uzun bir mektup biçiminde kurulur. Kendi ölümüne yaklaşırken apartheid rejiminin şiddetiyle daha doğrudan karşılaşan Curren, hem kişisel yaşamını hem de içinde yaşadığı toplumsal düzen karşısındaki sorumluluğunu sorgular.

Demir Çağı'nın temel karşıtlıklarından biri, Curren'ın apartheid'a ahlaken karşı olmasına rağmen yaşamının büyük bölümünü sistemin gerçek şiddetinden görece yalıtılmış biçimde geçirmiş olmasıdır. Hizmetçisi Florence'ın oğlu Bheki ve diğer gençlerin karşılaştığı şiddet, Curren'ın kendi toplumsal konumunu yeniden değerlendirmesine neden olur. Hastalık, ölüm, utanç, suç ortaklığı ve siyasal şiddet roman boyunca birbirine bağlanır.

Curren'ın evinin yakınında beliren evsiz Vercueil, romanın en belirsiz karakterlerinden biridir. Curren onunla başlangıçta mesafeli bir ilişki kurar ancak giderek ölümüne yaklaşırken yanında kalan kişiye dönüşür. Bu ilişki yardım, bağımlılık, bakım, güven ve insanın başka bir insana ulaşabilmesinin sınırları üzerine kuruludur.

The Master of Petersburg 1994'te yayımlandı. Romanın merkezine tarihsel kişi Fyodor Dostoyevski'yi yerleştiren Coetzee, yazarın üvey oğlunun ölümünün ardından Petersburg'a dönüşünü kurmaca biçimde yeniden tasarladı. Yas, babalık, devrimci siyaset, ihanet ve yazarlık arasındaki ilişkiler tarihsel malzemeyle kurgunun bilinçli biçimde karıştırılması yoluyla ele alındı.

Giving Offense: Essays on Censorship 1996'da yayımlandı. Coetzee sansürün yalnızca yasaklama yoluyla değil yazar, devlet, toplum ve edebî temsil arasındaki karmaşık psikolojik ve siyasal ilişkiler içinde nasıl işlediğini tartıştı.

Boyhood: Scenes from Provincial Life 1997'de yayımlandı. Kendi çocukluk ve gençlik deneyimlerinden yararlanmasına rağmen Coetzee kendisini birinci tekil kişiyle anlatmak yerine üçüncü kişiyle "o" olarak ele aldı. Bu mesafe, otobiyografinin güvenilirliği ve kişinin geçmişteki kendisini ne ölçüde tanıyabileceği sorunlarını metnin yapısına taşıdı.

Disgrace 1999'da yayımlandı. Cape Town'da üniversite öğretim üyesi olan David Lurie'nin öğrencisiyle yaşadığı ilişkinin ardından mesleğini kaybetmesi ve kızı Lucy'nin Doğu Cape'teki çiftliğine gitmesiyle başlayan roman, apartheid sonrası Güney Afrika'daki değişen güç ilişkilerini kişisel bir çöküş hikâyesiyle birleştirdi.

Disgrace 1999 Booker Prize'ı kazandı. Coetzee böylece Booker'ı ikinci kez kazanan ilk yazar oldu. Romanın ırk, cinsellik, şiddet, suçluluk, mülkiyet, hayvanlar ve tarihsel dönüşüm konularındaki kasıtlı ahlaki belirsizliği, eserin hem güçlü etkisinin hem de çevresinde oluşan tartışmaların temelini oluşturdu.

The Lives of Animals 1999'da yayımlandı. Elizabeth Costello adlı kurmaca bir yazarın hayvanların öldürülmesi ve insanın diğer türlere yönelik davranışı üzerine verdiği derslerden oluşan eser, felsefi tartışmayla kurmacayı bir araya getirdi. Hayvan etiği ve insan merkezcilik, Coetzee'nin sonraki çalışmalarında da yinelenen düşünsel alanlardan biri oldu.

Youth 2002'de yayımlandı. Boyhood'da başlayan otobiyografik kurmaca çizgisini sürdüren eser, genç Coetzee'nin Güney Afrika'dan Londra'ya gidişini, bilgisayar programcılığı yıllarını, yazarlık arzusunu ve duygusal yabancılaşmasını üçüncü kişi anlatımıyla ele aldı.

Coetzee 2002'de Güney Afrika'dan Avustralya'nın Adelaide kentine yerleşti. University of Adelaide ile akademik bağ kurdu ve burada onursal görevler üstlendi. 2006'da Avustralya vatandaşlığını aldı.

2003'te Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görüldü. İsveç Akademisi ödül gerekçesinde onun farklı kılıklara bürünen anlatılarında dışarıda bırakılmış kişinin şaşırtıcı biçimde olayların içine çekilmesini görünür kılan yazarlığına dikkat çekti. Nobel, Coetzee'nin Booker ödülleriyle daha önce kazandığı uluslararası konumu daha da belirginleştirdi.

Aynı yıl Elizabeth Costello yayımlandı. Roman geleneksel bir olay örgüsünden çok, yaşlanan romancı Elizabeth Costello'nun edebiyat, gerçekçilik, hayvanlar, kötülük, inanç ve insanın başka canlılarla ilişkisi üzerine yaptığı konuşmalar ve karşılaşmalardan oluşur. Kurmaca ile felsefi deneme arasındaki sınırların bulanıklaştırılması kitabın temel yapısal özelliğidir.

Slow Man 2005'te yayımlandı ve Türkçeye Yavaş Adam adıyla çevrildi. Adelaide'de yaşayan fotoğrafçı Paul Rayment bir bisiklet kazasında bacağını kaybeder. Kazanın ardından yaşlanma, bedensel bağımlılık ve yalnızlıkla karşı karşıya kalan Rayment, kendisine bakmak üzere gelen Hırvat göçmeni Marijana'ya âşık olur.

Yavaş Adam'ın başlangıcı bedensel kayıp ve bakım ilişkisi çevresinde gerçekçi bir roman izlenimi verir. Ancak Elizabeth Costello'nun beklenmedik biçimde Paul Rayment'ın evine gelmesiyle anlatı başka bir düzleme geçer. Costello, sanki Rayment'ın içinde bulunduğu romanın yazarıymış gibi onun hayatına müdahale eder ve karakterin kendi özgürlüğü ile yazarın onu yönlendirme gücü arasındaki sınır belirsizleşir.

Bu nedenle Yavaş Adam yalnızca yaşlılık veya engellilik üzerine bir roman değildir. Bedenin değişmesi, arzu, göçmenlik, aile kurma isteği ve bakım etiğiyle birlikte bir kurmaca karakterin kendi hikâyesi üzerindeki denetimi de sorgulanır. Roman 2005 Man Booker Prize uzun listesine girdi.

Diary of a Bad Year 2007'de yayımlandı. Coetzee sayfayı farklı metin şeritlerine bölerek üst bölümde siyaset, demokrasi, terörizm ve devlet üzerine düşünceler; alt bölümlerde ise yazar ile genç bir kadın arasındaki kişisel hikâyeyi eşzamanlı biçimde yürüttü. Okur aynı sayfadaki farklı anlatı düzlemleri arasında seçim yapmak zorunda bırakılır.

Summertime 2009'da yayımlandı. Boyhood ve Youth ile birlikte Coetzee'nin otobiyografik kurmaca dizisinin üçüncü parçasını oluşturdu. Coetzee metinde kendisini çoktan ölmüş bir yazar gibi kurguladı; hayalî biyografi yazarı onun geçmişte tanıdığı kişilerle görüşerek yaşamını yeniden oluşturmaya çalıştı. Böylece otobiyografi, biyografi ve kurmaca arasındaki sınırlar daha da belirsizleştirildi.

The Childhood of Jesus 2013'te yayımlandı. Geçmişlerini ve önceki adlarını hatırlamayan insanların geldiği belirsiz bir ülkede Simón ve David adlı iki karakterin yaşamını anlatan roman, göç, aile, eğitim, dil, aidiyet ve insanın geçmiş olmadan kimlik kurup kuramayacağı sorularını alegorik bir çerçevede ele aldı.

The Schooldays of Jesus 2016'da serinin ikinci kitabı olarak yayımlandı. David'in eğitim sistemiyle çatışması, sayıların ve müziğin anlamı, çocuğun yetişkin dünyasına uyum göstermeyi reddetmesi anlatının merkezine yerleşti. The Death of Jesus ile üçleme tamamlandı ve David'in hastalığı ile ölümü üzerinden yaşamın anlamı, eğitim, inanç ve bilginin sınırları tartışıldı.

Late Essays: 2006–2017, Coetzee'nin geç dönem edebiyat eleştirilerini bir araya getirdi. Tolstoy, Flaubert, Hawthorne, Philip Roth, Zbigniew Herbert ve başka yazarlar üzerine yazıları, onun kurmaca üretiminden bağımsız olmayan geniş edebiyat okumasını gösterdi.

The Pole adlı anlatı ilk olarak 2022'de Arjantin'de El Polaco adıyla İspanyolca yayımlandı. İngilizce sürümü 2023'te The Pole adıyla, bazı ülkelerde başka öykülerle birlikte The Pole and Other Stories başlığı altında yayımlandı. Eserde Barcelona'da konser veren yaşlı Polonyalı piyanist Witold ile Beatriz arasındaki asimetrik aşk ve iletişim ilişkisi anlatılır.

Coetzee'nin edebiyatı Güney Afrika apartheid rejimi ve onun sonrasıyla güçlü biçimde bağlantılı olmakla birlikte yalnızca belirli bir ülkenin siyasal tarihine indirgenmez. Sömürgecilik, otorite, dışlanma, utanç, beden, yaşlanma, hayvan etiği, dil, edebî temsil ve kişinin başka bir varlığın deneyimini gerçekten anlayıp anlayamayacağı eserleri boyunca farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkar.

Romanlarının önemli bir bölümü özellikle sade ve kontrollü bir dille kurulmuştur. Büyük siyasal veya ahlaki meseleler çoğu zaman açıklayıcı yazar yorumları yerine karakterlerin davranışları, sessizlikleri ve birbirlerini anlama konusundaki başarısızlıkları üzerinden görünür hâle gelir. Coetzee okura kesin ahlaki hükümler sunmak yerine sorunlu durumların içinde karar verme sorumluluğunu büyük ölçüde okura bırakır.

J. M. Coetzee roman, otobiyografik kurmaca, deneme, edebiyat eleştirisi ve çeviri alanlarında uzun bir üretim ortaya koydu. Life & Times of Michael K ile 1983 Booker Prize'ı, Disgrace ile 1999 Booker Prize'ı ve 2003 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması, edebî kariyerinin başlıca uluslararası ödüllerini oluşturur.

#JMCoetzee #DemirÇağı #AgeOfIron #YavaşAdam #SlowMan #Utanç #Disgrace #MichaelK #BarbarlarıBeklerken #GüneyAfrikaEdebiyatı #NobelEdebiyatÖdülü #BookerPrize