Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
2 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 12-12-1821
Doğum yeri Rouen
Ölüm tarihi 08-05-1880

Gustave Flaubert, 12 Aralık 1821’de Fransa Krallığı’nın Rouen kentinde doğdu. Babası Achille-Cléophas Flaubert, Rouen’daki Hôtel-Dieu hastanesinin başcerrahıydı; annesi Anne Justine Caroline Fleuriot ise Normandiyalı bir hekim ailesinden geliyordu. Flaubert çocukluğunu hastane çevresindeki lojmanda geçirdi ve daha sonra insan bedenine, hastalığa ve ölümün fiziksel gerçekliğine yönelik ayrıntılı gözlemlerinin erken kaynaklarından biri olarak bu ortamı hatırladı.

1832’de Rouen Collège Royal’e başladı. Daha öğrencilik yıllarında tarih ve edebiyata yoğun ilgi gösteriyor, oyunlar, hikâyeler ve kısa metinler yazıyordu. Gençlik döneminde romantik edebiyattan güçlü biçimde etkilendi; ancak olgunluk yıllarında romantik coşkunun klişelerini aynı zamanda eleştireceği bir anlatı anlayışı geliştirdi.

1836 yazında Trouville’de Élisa Schlésinger ile tanışması genç Flaubert üzerinde uzun süreli bir etki bıraktı. Ulaşılması mümkün olmayan veya geçmişte kalan aşk fikri, daha sonra özellikle Duygusal Eğitim’in duygusal dünyasında farklı biçimlerde yeniden ortaya çıktı.

1840’ta bakaloryasını tamamladıktan sonra Paris’e gitti ve 1841’de hukuk öğrenimine başladı. Babasının beklentisi onun hukuk alanında bir meslek edinmesiydi; Flaubert ise giderek daha açık biçimde edebiyata yöneliyordu.

1844’te geçirdiği ağır sinir krizlerinin ardından hukuk öğrenimini bıraktı. Bu krizlerin kesin nörolojik tanısı günümüzde geriye dönük olarak belirlenememektedir; Flaubert’in yaşamı boyunca nöbet benzeri rahatsızlıklar yaşadığı bilinmektedir. Üniversiteyi bırakması, yaşamını bütünüyle yazıya adayabilmesinin önünü açtı.

Aynı yıl ailesi Rouen yakınlarındaki Croisset’ye yerleşti. Seine kıyısındaki bu ev, Flaubert’in yaşamının büyük bölümünde başlıca çalışma mekânı oldu. Paris’e ve başka ülkelere seyahat etmesine rağmen eserlerinin çoğunu Croisset’de, uzun ve disiplinli çalışma dönemlerinde yazdı.

1846 Flaubert ailesi için ağır kayıplarla geçti. Babası Ocak ayında öldü; çok sevdiği kız kardeşi Caroline ise doğum yaptıktan kısa süre sonra Mart ayında hayatını kaybetti. Flaubert annesi ve küçük yeğeni Caroline’ın bulunduğu Croisset evindeki yaşamına devam etti.

Aynı dönemde şair Louise Colet ile ilişki yaşamaya başladı. İlişkileri kesintili biçimde yıllarca sürdü. Colet’ye yazdığı uzun mektuplar, Flaubert’in edebiyat, üslup, sanatçının kişiliği ve roman tekniği üzerine düşüncelerinin en önemli kaynaklarından biri hâline geldi.

1849’da arkadaşı Maxime Du Camp ile uzun bir Doğu yolculuğuna çıktı. 1851’e kadar süren seyahat sırasında Akdeniz’in doğusu, Mısır ve çevre bölgelerde bulundu. Yolculuk onun egzotik coğrafyalara ve Antikçağ dünyasına ilgisini besledi; daha sonra Salammbô gibi eserlerin tarihsel ve görsel dünyasına dolaylı biçimde katkı sağladı.

1851’de Croisset’ye döndükten kısa süre sonra Madame Bovary üzerinde çalışmaya başladı. Romanın yazımı yaklaşık dört buçuk yıl sürdü. Flaubert metnin yalnızca olay örgüsünü değil, her cümlenin ritmini, sözcüklerin sesini ve anlatıcının karakterlere olan mesafesini büyük bir titizlikle işledi.

Madame Bovary, 1 Ekim ile 15 Aralık 1856 arasında Revue de Paris’te altı bölüm hâlinde yayımlandı. Derginin yöneticileri bazı bölümlerde kesintiler yaptı. Romanın evlilik dışı ilişkileri, cinselliği, dinî imgeleri ve Emma Bovary’nin davranışlarını ahlaki bir hükümle doğrudan cezalandırmayan anlatım biçimi kısa süre içinde hukuki tartışmaya dönüştü.

Flaubert, derginin yöneticisi Léon Laurent-Pichat ve matbaacı Auguste-Alexis Pillet ile birlikte kamu ve din ahlakına ve genel ahlaka hakaret suçlamasıyla yargılandı. Savcılığı Ernest Pinard, Flaubert’in savunmasını ise Jules Sénard üstlendi.

Duruşma 29 Ocak 1857’de Paris’te yapıldı. Mahkeme 7 Şubat’ta suçun yeterince kanıtlanmadığına karar vererek Flaubert ile diğer sanıkları beraat ettirdi. Bununla birlikte karar metninde romanın kimi anlatım tercihlerine yönelik ahlaki eleştiriler de yer aldı.

Madame Bovary Nisan 1857’de Michel Lévy tarafından iki cilt hâlinde kitap olarak yayımlandı. Dava romanın görünürlüğünü artırdı ve eser kısa sürede geniş okur kitlesine ulaştı. Flaubert ise yaşamının geri kalanında yalnızca bu romanla özdeşleştirilmekten zaman zaman rahatsız oldu.

Romanın merkezindeki Emma Bovary, taşra doktoru Charles Bovary ile yaptığı evlilikte aradığı tutkuyu bulamaz. Okuduğu romantik kitaplardan, lüks yaşam düşlerinden ve aşk fikrinden beslenen beklentileriyle içinde yaşadığı gündelik gerçeklik arasındaki uçurum giderek büyür.

Flaubert Emma’yı basit biçimde ahlaki bir örnek veya ibret figürü olarak kurmaz. Karakterin arzularına yaklaşırken aynı zamanda onun kendisini kandırma biçimlerini, çevresindeki burjuva klişelerini ve tüketim arzusunu ironik bir mesafeyle gösterir.

Madame Bovary’den sonra bütünüyle farklı bir dünyaya yöneldi. 1857’de Salammbô üzerinde çalışmaya başladı; tarihsel ayrıntıları doğrulamak amacıyla 1858’de Kartaca’ya seyahat etti. Antik Kartaca’da geçen roman 1862’de yayımlandı.

Salammbô, Madame Bovary’nin sıradan taşra yaşamının tersine savaş, din, şiddet, egzotik ritüeller ve büyük tarihsel sahneler üzerine kuruluydu. Flaubert böylece tek bir gerçekçi biçime bağlı olmadığını ve her eser için ayrı bir üslup geliştirmeye çalıştığını gösterdi.

1864’te L’Éducation sentimentale, Türkçede Duygusal Eğitim olarak bilinen romanının olgun sürümünü yazmaya başladı. Eser 17 Kasım 1869’da yayımlandı. Frédéric Moreau’nun gençlik hayalleri, aşkları ve başarısızlıkları üzerinden 1848 Devrimi çevresindeki bir kuşağın siyasal ve duygusal çözülmesini anlattı.

1870–1871 Fransa-Prusya Savaşı sırasında Prusya askerleri Croisset’deki evi işgal etti. Savaş ve Paris Komünü yılları Flaubert’in siyasete yönelik kuşkusunu güçlendirdi; farklı ideolojik kampların klişe düşünce ve sloganlarına karşı mesafeli tavrı sonraki yazılarında da belirginleşti.

1874’te uzun yıllardır farklı sürümleri üzerinde çalıştığı La Tentation de saint Antoine yayımlandı. Eserde Aziz Antonius’un çölde karşılaştığı dinî, mitolojik ve felsefi görüntüler aracılığıyla inanç, bilgi, arzu ve insan düşüncesinin sınırlarını araştırdı.

1877’de Trois Contes, Türkçede Üç Öykü, yayımlandı. Saf Bir Yürek, Konuksever Aziz Julien Söylencesi ve Herodias’tan oluşan kitap; gündelik Normandiya yaşamından Ortaçağ efsanesine ve İncil dünyasına uzanan üç farklı anlatı biçimini bir araya getirdi.

Flaubert’in son büyük projesi Bouvard et Pécuchet oldu. Birbirine benzeyen iki kâtibin tesadüfen karşılaşarak bilim, tarım, tarih, eğitim, felsefe ve din gibi hemen her bilgi alanını denemelerini konu alan eser, insan bilgisinin klişelerini ve hazır düşünceleri büyük bir hiciv yapısı içinde ele aldı.

Bu romanla bağlantılı olarak klişeleri ve otomatik düşünce biçimlerini topladığı Dictionnaire des idées reçues, yani Yerleşik Düşünceler Sözlüğü üzerinde de yıllarca çalıştı. Flaubert açısından asıl düşmanlardan biri yalnız bilgisizlik değil, insanın sorgulamadan tekrarladığı hazır düşüncelerdi.

Yaşamının son döneminde George Sand, İvan Turgenyev, Émile Zola, Alphonse Daudet ve özellikle Guy de Maupassant gibi yazarlarla yakın ilişkiler kurdu. Maupassant’ın yazarlık gelişiminde önemli bir öğretmen ve eleştirmen rolü üstlendi.

Flaubert yazarken cümlelerin yalnız anlamına değil sesine de önem verirdi. Metinlerini yüksek sesle okuyarak ritimlerini denetlediği çalışma biçimi daha sonra “gueuloir” olarak anıldı. Amacı güzel sözcükleri çoğaltmak değil, düşünce ve sahne için en doğru ritmi ve ifadeyi bulmaktı.

Anlatıcıyı doğrudan ahlaki hüküm veren bir ses olmaktan uzaklaştırması ve karakterin düşüncesiyle anlatıcı sesini birbirine yaklaştıran serbest dolaylı anlatımı olağanüstü ölçüde geliştirmesi, modern roman üzerindeki en kalıcı etkilerinden biri oldu.

Gustave Flaubert 8 Mayıs 1880’de Croisset’de ani bir beyin damar olayı sonucu öldü. Bouvard et Pécuchet tamamlanmamıştı ve çalışma masasındaki son büyük projesi olarak kaldı.

Bouvard et Pécuchet Mart 1881’de ölümünden sonra yayımlandı. Flaubert’in mektupları, taslakları ve el yazmaları da zaman içinde yayımlanarak onun olağanüstü yoğun çalışma yönteminin ve her eser için yaptığı araştırmaların izlenebilmesini sağladı.

Flaubert bugün yalnız Fransız gerçekçiliğinin başlıca isimlerinden biri değil, romanın biçimi üzerine çalışan modern yazarların öncülerinden biri olarak değerlendirilir. Onun için edebî gerçeklik yalnızca “olanı olduğu gibi anlatmak” değil, dilin mümkün olduğunca kesin, ritmik ve kişisel yargılardan arındırılmış bir yapı içinde kurulmasıydı.

#GustaveFlaubert #MadamBovary #MadameBovary #Salammbô #DuygusalEğitim #ÜçÖykü #BouvardEtPécuchet #FransızEdebiyatı #Gerçekçilik #ModernRoman #SerbestDolaylıAnlatım #EmmaBovary