Defne Suman, 1974 yılında İstanbul'da doğdu ve Büyükada'da büyüdü. Çocukluğundan itibaren kitaplarla yakın ilişki kurdu; kendi anlatımına göre yazmaya annesinin kendisine ilk günlüğünü vermesiyle başladı.
Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde lisans eğitimini tamamladı. Aynı bölümde yüksek lisans yaparak sosyoloji çalışmalarını sürdürdü.
Üniversite yıllarında feminist teori, Oryantalizm, postkolonyalizm, postmodernizm ve toplumsal hareketler üzerine çalıştı. Yüksek lisans tezinden geliştirilen “Feminizm, İslam ve Kamusal Alan” başlıklı makalesi daha sonra Nilüfer Göle'nin hazırladığı İslam'ın Yeni Kamusal Yüzleri adlı çalışmada yayımlandı.
Suman'a UCLA'da sosyal antropoloji alanında doktora çalışması için tam burs teklif edildi. Ancak akademik kariyere devam etmek yerine yirmili yaşlarının sonlarında Türkiye'den ayrılarak seyahat etmeyi seçti.
Tayland ve Laos'ta gönüllü öğretmen olarak çalıştı. Bu dönemde Hatha Yoga ile ilgilenmeye, Uzakdoğu düşüncesi ve manevi geleneklerini incelemeye başladı.
Seyahat, yoga ve farklı kültürlerle karşılaşma sonraki yıllardaki yazılarını doğrudan etkiledi. Amerika Birleşik Devletleri'nin Oregon eyaletinde yaşadığı dönemde çalışmalarını sürdürdü ve kurmaca yazarlığına daha fazla yöneldi.
2007'de İnsanlık Hali adlı blogu açtı. Seyahat, kadınlık, sosyoloji, gündelik hayat ve yoga çevresinde gelişen yazıları, kitaplarının yayımlanmasından önce geniş bir okur kitlesiyle ilişki kurmasını sağladı.
Kitap biçimindeki ilk eseri Mavi Orman 2011'de yayımlandı. Seyahat günlükları ve denemelerden oluşan eser, yazarın farklı ülkelerdeki deneyimlerini yoga, ilişkiler, gündelik hayat, edebiyat ve kendini tanıma arayışıyla bir araya getirdi.
Mavi Orman klasik anlamda bir roman değildir. Otobiyografik deneyimler, yolculuk notları, deneme, kişisel gözlem ve yoga ile ilişkili düşünceler iç içe geçer; yazarın sonraki kurmaca eserlerinden tür bakımından ayrılır.
Mavi Orman'ı benzer deneme ve yaşam anlatısı çizgisindeki İnsanlık Hâli izledi. Bu ilk dönem eserlerinde bireyin değişme arzusu, yolculuk, bedensel farkındalık, kadınlık ve kişinin kendine ait bir hayat kurma çabası öne çıktı.
Suman'ın romancılığa geçişi Saklambaç ile gerçekleşti. İlk kez 2014'te yayımlanan roman; Eda ile Leyla adlı iki genç kadının hikâyesinden hareketle aile, inanç, aidiyet, kimlik arayışı ve farklı toplumsal çevreler arasındaki gerilimleri ele aldı.
2016'da yayımlanan Emanet Zaman, Suman'ın tarihsel kurmacaya yöneldiği ve uluslararası tanınırlığında belirleyici olan eserlerinden biri oldu. Roman, 20. yüzyılın başındaki İzmir'i Levanten, Rum, Ermeni ve Türk ailelerin iç içe geçen yaşamları üzerinden anlatırken 1922 İzmir Yangını'na uzanan tarihsel kırılmaları bireysel hikâyelerle birleştirdi.
Emanet Zaman, Betsy Göksel'in çevirisiyle The Silence of Scheherazade adı altında İngilizcede yayımlandı. 2021'de İngilizce okurla buluşan eser, Suman'ın İngilizcedeki ilk romanı oldu ve farklı ülkelerde yayımlanarak yazarın uluslararası okur çevresini genişletti.
Yaz Sıcağı Mart 2017'de yayımlandı. İstanbul'da yaşayan sanat tarihçisi Melike ile Yunan yönetmen Petro'nun karşılaşmasından hareket eden roman, aile sırlarını ve kişisel kayıpları Türkiye ile Yunanistan arasındaki tarihsel ayrılıklar ve Kıbrıs bağlamıyla ilişkilendirdi.
2018'de yayımlanan Kahvaltı Sofrası'nın merkezinde Büyükada'da yaşayan köklü bir ailenin geçmişi bulunur. Ünlü ressam Şirin Saka'nın yüzüncü yaş günü nedeniyle bir araya gelen aile üyeleri, uzun yıllar saklanmış kimlikler ve aile sırlarıyla yüzleşmek zorunda kalır.
Kahvaltı Sofrası, At the Breakfast Table adıyla İngilizceye çevrildi. Romanın farklı kişilerin bakış açılarından ilerleyen yapısı, aile hafızasının tek bir anlatıcıya ait olmadığı düşüncesini güçlendirdi.
Kasım 2020'de yayımlanan Yağmur'dan Sonra, Suman'ın diğer romanlarından tür bakımından ayrılan distopik bir eserdir. Salgın, savaş, açlık ve toplumsal çözülmenin belirlediği bir dünyada yazı, aşk, hayatta kalma ve insanın kendisine yüklediği anlamlar üzerinde durur.
2021'de Evden Kaçmanın Yolları yayımlandı. Suman'ın derlediği kitapta farklı yazarların kaçmak, kalmak, ev, yer değiştirme ve aidiyet kavramları çevresindeki öykü, anı ve anlatıları bir araya getirildi.
Aynı yıl yayımlanan Yitik Ülke, Suman'ın öykülerini bir araya getirdi. Kitaptaki öyküler büyümek, kadın olmak, gitmek, kalmak, ilişkiler ve değişen şehir karşısında kaybolan aidiyet duygusu çevresinde gelişir.
Yitik Ülke'deki iki öykünün İngilizce çevirileri 2022-2023 döneminde uluslararası kısa kurmaca yarışmalarında birincilikler elde etti. Bu öykülerden “Hitchhiker” daha sonra European Review of Books'ta yayımlandı.
Çember Apartmanı Eylül 2022'de yayımlandı. Roman, koronavirüs günlerinde Beyoğlu'ndaki eski apartmanında geçmişini yazmaya başlayan İstanbullu Rum Periklis Drakos üzerinden İstanbul'un yaklaşık yetmiş yıllık dönüşümünü, kayıplarını ve hafızasını izler.
Çember Apartmanı'nda bina yalnızca olayların geçtiği mekân değildir. Apartmanın mimarisi, odaları, eski eşyaları ve çevresindeki Beyoğlu, kişisel hafızayla şehir hafızasını birbirine bağlayan anlatı unsurlarına dönüşür.
Suman'ın eserlerinin İngilizce yayınları Emanet Zaman'ın ardından Kahvaltı Sofrası, Yaz Sıcağı ve Çember Apartmanı ile genişledi. Eserleri İngilizce, İspanyolca, Almanca, Yunanca, Norveççe, Arapça ve başka diller dâhil olmak üzere otuzdan fazla dile çevrildi.
Ekim 2025'te yayımlanan Rüyaya Benzer, yazarın hafıza ve toplumsal geçmiş konularına bu kez 1990'ların İstanbul'u üzerinden döndüğü romandır. Üniversite öğrencisi Azra Tekin'in ölümünün ardından kendi yaşamının parçalarını hatırlamaya çalışması, bireysel belleği dönemin siyasal ve toplumsal atmosferiyle buluşturur.
Rüyaya Benzer'de Azra'nın bedeninden ayrılmış anlatıcı konumu, romanın gerçeklik ile ölüm sonrası bakış arasındaki sınırını geçirgenleştirir. Azra İstanbul'da geçirdiği yedi yılın anılarını yeniden kurarken arkadaşlıklarını, aşklarını, politik uyanışını ve kayıplarını da yeniden anlamlandırır.
Suman'ın romanlarında İstanbul, Büyükada ve İzmir tekrarlanan başlıca mekânlardır. Bu şehirler ve mahalleler yalnızca anlatı fonu olarak kullanılmaz; değişen sokaklar, kaybolan yapılar, zorunlu göçler ve ailelerin bastırdığı geçmiş aracılığıyla kolektif belleğin taşıyıcıları hâline gelir.
Kadın karakterlerin yaşamları da Suman'ın kurmacasında belirgin bir yer tutar. Kadınların aile, aşk, beden, inanç, toplumsal beklenti ve geçmişle ilişkileri çoğu zaman daha geniş tarihsel değişimlerin kişisel düzeydeki karşılıklarını görünür kılar.
Eserlerinde tarihsel olaylar büyük siyasal aktörlerin yaşam öyküsünden çok sıradan insanların gündelik deneyimleri üzerinden anlatılır. Aile sırları, suskunluklar, kayıp kimlikler, unutulmuş topluluklar ve geçmişten kalan yaralar bireysel hayatlarla toplumsal tarihin kesişme noktalarını oluşturur.
Suman, roman, öykü ve denemenin yanında blog yazıları ve derleme çalışmaları da üretmiştir. Sosyoloji eğitimi, farklı ülkelerdeki yaşam deneyimi ve yoga pratiği özellikle ilk dönem denemelerinde açık biçimde görülürken, romancılığında hafıza, kimlik, yerinden edilme ve tarihsel suskunluk daha belirgin bir konuma gelmiştir.
Defne Suman yaşamını ve yazarlık çalışmalarını Atina ile İstanbul arasında sürdürmektedir. Kurmaca ve denemelerinde kişisel geçmiş ile toplumsal hafızanın birbirinden ayrılamayacağı düşüncesi, farklı türlerdeki üretimini birbirine bağlayan temel eksenlerden biri olmayı sürdürmektedir.
#DefneSuman #RüyayaBenzer #MaviOrman #EmanetZaman #KahvaltıSofrası #ÇemberApartmanı #YitikÜlke #TarihselRoman #Hafıza #Kimlik #Göç #İstanbul
Defne Suman'ın Bibliosfer profili tarihsel roman, edebî roman, aile romanı, toplumsal roman, öykü, deneme, distopya, hafıza, kimlik, göç, aidiyet, kadın deneyimi ve toplumsal travma eksenlerinde şekillenir. Yazarlığının temel özelliklerinden biri bireysel hayatları büyük tarihsel kırılmalarla ilişkilendirirken tarihi doğrudan siyasal aktörlerden değil, gündelik hayat içindeki insanların hafızalarından anlatmasıdır.
Suman'ın üretimi iki ana evrede değerlendirilebilir. Mavi Orman ve İnsanlık Hâli gibi ilk dönem kitaplarında seyahat, yoga, kişisel deneyim, beden, kadınlık ve kendini arama öne çıkarken, Saklambaç'la başlayan kurmaca döneminde aile hafızası ve toplumsal geçmiş giderek merkezi hâle gelir.
Mavi Orman bu nedenle Suman'ın sonraki romanlarıyla aynı türde değerlendirilmez. Seyahat günlükları, deneme, otobiyografik anlatı ve yoga deneyiminin iç içe geçtiği kitap, yazarın kendi yaşamından hareket eden daha doğrudan ve sohbet havasındaki anlatımının örneğidir.
Mavi Orman'daki yolculuk yalnızca coğrafi hareket anlamına gelmez. Türkiye'den uzaklaşmak, başka kültürlerle karşılaşmak, yoga yapmak, ilişkileri ve alışkanlıkları sorgulamak, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin değişmesine bağlanır.
Bu ilk dönem anlatılarında beden de düşünsel bir alan hâline gelir. Yoga yalnızca fiziksel egzersiz olarak değil, kişinin dünyayla, kendi bedeniyle ve gündelik yaşamıyla ilişkisinin farklı biçimde kurulabileceği bir deneyim şeklinde işlev görür.
Suman'ın romancılığa geçmesiyle anlatının merkezi bireysel dönüşümden ailelerin ve toplumların bastırdığı geçmişe doğru genişler. Ancak ilk dönemden kalan kendini arama, yer değiştirme ve aidiyet sorunları kurmaca eserlerinde de varlığını sürdürür.
Saklambaç, bu geçişin belirgin örneğidir. Roman, iki genç kadının kimlik ve aidiyet arayışını Batıcı-seküler bir aile çevresiyle Müslüman-muhafazakâr çevrenin kesiştiği toplumsal alana yerleştirir.
Saklambaç'ta aile geçmişinin bugünkü genç insanların yaşamlarını etkilemesi, sonraki romanlarda daha geniş tarihsel ölçekte tekrar edecek bir yöntem hâline gelir. Suman'ın karakterleri çoğu zaman kendilerinden önce yaşanmış fakat açıkça anlatılmamış olayların sonuçlarıyla karşılaşırlar.
Emanet Zaman bu yöntemi Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemi ve 20. yüzyıl başındaki İzmir'e taşır. Levanten, Rum, Ermeni ve Türk ailelerin iç içe geçmiş yaşamları aracılığıyla kentin kozmopolit geçmişi, savaş, milliyetçilik, zorunlu yer değiştirme ve 1922 yangını gibi kırılmaların gündelik hayattaki karşılıkları anlatılır.
Romanın tarih anlayışında şehir önemli bir aktördür. İzmir yalnızca olayların gerçekleştiği yer değil, farklı dillerin, dinlerin ve toplulukların birlikte yaşadığı ve daha sonra bu çoğulluğun büyük bölümünü kaybettiği bir hafıza mekânıdır.
Suman'ın tarihsel kurmacasında merkezde çoğu zaman resmî tarihin büyük figürleri bulunmaz. Siyasal olaylar roman dünyasına girse de anlatı ağırlığını aileler, aşklar, çocukluklar, evler, mahalleler ve kayıplar taşır.
Bu yöntem tarihsel olayların insanların özel hayatlarını nasıl değiştirdiğini görünür kılar. Bir savaş veya toplumsal çatışma yalnızca devletlerin tarihi değildir; bir evin terk edilmesi, ailenin parçalanması, bir dilin kullanılmaz hâle gelmesi veya bir hatıranın suskunluğa dönüşmesi biçiminde kişisel yaşama yerleşir.
Yaz Sıcağı'nda benzer yaklaşım Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki tarihsel yarılmalar üzerinden sürdürülür. Melike ile Petro'nun karşılaşması kişisel bir ilişki olarak başlar; ancak aile geçmişleri açıldıkça aşk, kayıp, yerinden edilme ve bölünmüş coğrafya birbirine bağlanır.
Suman'ın romanlarında aşk bu nedenle yalnızca romantik olay örgüsü üretmez. Karakterlerin ailelerinden devraldığı kimlikler, tarihsel önyargılar ve bastırılmış geçmişlerle karşılaşmasını sağlayan anlatı araçlarından biri olur.
Kahvaltı Sofrası'nda merkez Büyükada'daki aile evidir. Şirin Saka'nın yüzüncü yaş günü için kurulan sofra, farklı kuşakların aynı mekânda buluşmasını sağlayarak aile hafızasını katmanlar hâlinde açar.
Romanın birden fazla bakış açısından ilerlemesi, geçmişin tek bir doğru anlatısının bulunmadığı düşüncesini destekler. Aynı ailede yaşayan veya aynı olayı hatırlayan kişiler, geçmişi farklı duygular ve çıkarlar içinden yeniden kurarlar.
Aile sırrı Suman'ın kurmacasında sık kullanılan bir anlatı mekanizmasıdır. Ancak sır yalnızca olay örgüsünde merak yaratmak için kullanılmaz; toplumun konuşmak istemediği tarihsel meselelerin aile içindeki küçük ölçekli karşılığına dönüşür.
Yağmur'dan Sonra, yazarın gerçekçi ve tarihsel kurmaca ağırlıklı çizgisinden distopyaya yöneldiği eserdir. Salgın, savaş ve açlıkla bozulan bir dünyada insanın hayatta kalma isteği kadar yazıya ve başka insanlara bağlanma ihtiyacını da sorgular.
Bu roman Suman'ın tür bakımından esnekliğini gösterir. Tarihsel olayların geçmişten bugüne etkisini inceleyen romanların aksine geleceğe ya da alternatif bir toplumsal çöküşe yönelir; buna rağmen kayıp, sevgi, yazı ve insanın anlam arayışı gibi temel temalarını korur.
Yitik Ülke'deki öyküler, Suman'ın romanlarda geniş zaman ve aile yapılarıyla anlattığı bazı temaları daha dar anlatı alanlarında işler. Kadın olmak, büyümek, ayrılmak, gitmek ve kalmak gibi deneyimler öykülerin temel eksenlerini oluşturur.
“Yitik ülke” düşüncesi Suman'ın genel yazarlığını açıklamak için de işlevsel bir kavramdır. Kaybolan ülke yalnızca siyasal sınırları olan bir toprak değildir; çocukluğun mahallesi, artık var olmayan bir İstanbul, terk edilmiş bir ev, göç etmiş insanlar veya hatırlanan fakat geri dönülemeyen bir zaman olabilir.
Çember Apartmanı'nda bu düşünce Beyoğlu ve İstanbul üzerinden açık biçimde görünür hâle gelir. Periklis Drakos'un yaşamı, bir Rum İstanbullunun kişisel geçmişi ile kentin son yetmiş yıldaki sosyal ve kültürel dönüşümü arasında bağ kurar.
Apartman, romanda hafızanın fiziksel taşıyıcısıdır. Eski asansör, döşemeler, mobilyalar ve binanın mimari ayrıntıları geçmişin yalnızca zihinde değil nesneler ve mekânlarda da saklandığını düşündüren unsurlar olarak kullanılır.
Bu nedenle Suman'ın eserlerinde mekân pasif değildir. Büyükada, İzmir, Beyoğlu, İstanbul ve kimi romanlarda sınırın ötesindeki coğrafyalar karakterlerin kimliğini, aidiyetini ve hafızasını belirleyen unsurlara dönüşür.
Rüyaya Benzer, Suman'ın hafıza anlatısını 1990'ların Türkiye'sine taşıması bakımından önceki romanlarıyla bağlantılıdır. Daha önce 20. yüzyıl başı İzmir'i veya uzun bir döneme yayılan İstanbul belleğini ele alan yazar, bu kez kendi kuşağının gençlik yıllarına daha yakın bir tarihsel döneme yönelir.
Romanın merkezindeki Azra Tekin'in ölümünden sonra kendi anılarını toplamaya çalışması, hafıza temasını anlatım tekniğinin doğrudan parçası hâline getirir. Okur geçmişi dışarıdan bilen bir anlatıcının düzenlediği kronoloji olarak değil, parçalar hâlinde geri gelen bir belleğin içinden takip eder.
Azra'nın bedenden ayrılmış anlatıcı olması romanın gerçekçi zeminine doğaüstü bir katman ekler. Bu yöntem, ölüm ile yaşam arasındaki sınırı geçirgenleştirirken hatırlamayı da adeta ölümden sonra bile tamamlanması gereken bir görev hâline getirir.
Rüyaya Benzer'deki parçalı hatırlama biçimi Suman'ın genel yazarlığındaki temel soruyla örtüşür: Geçmiş gerçekten kaybolur mu, yoksa konuşulmasa bile insanların ve şehirlerin içinde yaşamaya devam mı eder?
1990'ların politik ve toplumsal atmosferi romanın yalnızca dekoru değildir. Üniversite yaşamı, arkadaşlıklar, politik uyanışlar ve kişisel ilişkiler dönemin şiddeti ve toplumsal gerilimleriyle yan yana ilerler; böylece özel hayat ile siyasal ortam arasındaki sınır bulanıklaşır.
Suman'ın sosyoloji eğitiminin edebî çalışmalarına doğrudan akademik teori biçiminde aktarılmasından çok, toplum ile birey arasındaki ilişkiye duyduğu ilgide izlenmesi daha uygundur. Romanları akademik sosyoloji çalışmaları değildir; ancak sınıf, kimlik, din, milliyet, göç ve toplumsal hafıza gibi sosyolojik meseleleri karakterlerin gündelik yaşamları üzerinden görünür kılar.
Kadın karakterler Suman'ın anlatı dünyasında özel bir ağırlığa sahiptir. Kadınların aile içinde kendilerine biçilen roller, kendi arzuları, annelik, aşk, beden ve özgürlük arayışları tarihsel ve toplumsal değişimlerle birlikte ele alınır.
Kuşaklar arası aktarım da tekrar eden yapılardan biridir. Önceki kuşağın sakladığı olaylar, sonraki kuşağın anlamlandıramadığı korkulara, çatışmalara veya kimlik sorunlarına dönüşebilir; karakterler geçmişi öğrenirken kendi yaşamlarını da yeniden yorumlarlar.
Suman'ın anlatıcı tercihleri eserden esere değişir. Çoklu bakış açısı, geçmiş ile bugün arasında hareket eden yapı, hatırlama, mektup veya anı niteliğindeki parçalar ve Rüyaya Benzer'deki ölüm sonrası anlatıcı gibi yöntemler, hafızanın doğrusal olmayan niteliğini biçimsel olarak destekler.
Dil ve üslupta genel olarak erişilebilir anlatımla tarihsel ve duygusal yoğunluk birlikte kullanılır. Romanlar geniş tarihsel arka planlara sahip olsa bile merkezde çoğunlukla karakterlerin ilişkileri bulunduğundan tarih bilgisi anlatının önüne bütünüyle geçmez.
Eserlerinin güçlü yönlerinden biri kişisel hikâyelerle toplumsal tarihi birbirine bağlayabilmesidir. Okur büyük tarihsel değişimleri soyut kavramlar yerine evler, aşklar, ayrılıklar, kaybolan mahalleler ve aile içi suskunluklar üzerinden izler.
Bu yöntemin sınırlarından biri, çok geniş tarihsel dönemlerin aile sırları ve romantik ilişkiler çevresinde yoğunlaştırılması nedeniyle tarihsel karmaşıklığın kurmacanın ihtiyaçlarına göre sadeleşebilmesidir. Suman'ın tarihsel romanları akademik tarih çalışmaları değil, tarihsel malzemeyi karakter ve anlatı kurmak amacıyla kullanan edebî eserlerdir.
Aynı ayrım Mavi Orman için de geçerlidir. Eserde yoga, kişisel dönüşüm ve Uzakdoğu düşüncesinden söz edilmesi onu akademik din araştırması, felsefe incelemesi veya bilimsel psikoloji kitabı hâline getirmez; kitap kişisel deneyim, seyahat ve denemenin birleştiği popüler bir anlatıdır.
Defne Suman'ın Bibliosfer'deki temel sınıflandırma alanları tarihsel roman, edebî roman, toplumsal roman, aile romanı, distopya, öykü, deneme, seyahat anlatısı, hafıza, kimlik, göç, aidiyet, toplumsal travma, kadın deneyimi ve şehir belleğidir. Eserlerini ayırt eden temel özellik, bireylerin ve ailelerin saklı geçmişlerini İstanbul, Büyükada ve İzmir gibi güçlü mekânlarla ilişkilendirerek kişisel hafıza ile toplumsal tarihin birbirini nasıl biçimlendirdiğini çok kuşaklı ve çoğu zaman kadın merkezli anlatılarla görünür kılmasıdır.
Rüyaya Benzer
Emanet Zaman
Yağmur'dan Sonra
Mavi Orman
Çember Apartmanı
Yaz Sıcağı
Yitik Ülke
Saklambaç