Çağan Irmak, 4 Nisan 1970'te İzmir'in Seferihisar ilçesinde doğdu. Çocukluğu ve gençliği Ege'nin kıyı kültürü, kasaba hayatı, aile ilişkileri, sinema ve müzikle iç içe geçti; bu çevre daha sonra hem görsel anlatılarında hem de edebî eserlerinde tekrar tekrar karşılık buldu.
Ege Üniversitesi İletişim Fakültesinin Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümünden mezun oldu. Üniversite yıllarında sinema alanında çalışmaya başladı ve kısa filmler çekti.
Profesyonel yaşamının ilk döneminde sinema ve televizyon yapımlarında yönetmen yardımcılığı yaptı. Kamera önü ve arkasındaki farklı görevlerle edindiği deneyimin ardından kendi senaryolarını yazmaya ve yönetmeye yöneldi.
1998 tarihli kısa filmi Bana Old and Wise'ı Çal, erken dönem çalışmalarının öne çıkan örneklerinden biri oldu. Film, Irmak'ın sonraki yapıtlarında da görülecek olan geçmişe özlem, müzik, kayıp ve insan ilişkileri temalarının erken izlerini taşır.
Televizyonda Günaydın İstanbul Kardeş, Şaşıfelek Çıkmazı ve Asmalı Konak gibi yapımlarda çalıştı. Asmalı Konak'ın geniş izleyici kitlesine ulaşması, Irmak'ın televizyon alanındaki görünürlüğünü artırdı.
2004-2005 döneminde yayımlanan Çemberimde Gül Oya, onun televizyon anlatıcılığında önemli bir aşama oluşturdu. Dizi, aile ve arkadaşlık ilişkilerini Türkiye'nin 1970'lerden 1980 askerî darbesine uzanan siyasal ve toplumsal dönüşümüyle bir araya getirdi.
Irmak sinemada Bana Şans Dile ve Mustafa Hakkında Her Şey gibi filmlerin ardından 2005'te Babam ve Oğlum'u yazıp yönetti. Film, 12 Eylül 1980 darbesinin izlerini taşıyan bir baba-oğul hikâyesini aile çatışmaları, kuşaklar arası kırgınlıklar, çocukluk ve memleket duygusuyla buluşturdu.
Babam ve Oğlum, Irmak'ın geniş izleyici kitleleriyle kurduğu ilişkinin belirleyici eserlerinden biri oldu. Film, İstanbul Film Festivali'nde Halk Ödülü'nü aldı; ayrıca Irmak'ın senaryo ve yönetmenlik çalışmalarının en çok bilinen örneklerinden biri hâline geldi.
2007 tarihli Ulak, Irmak'ın gerçekçi aile hikâyelerinden masal ve fantastik anlatıya yöneldiği yapıtlarından biridir. Köy köy dolaşarak hikâyeler anlatan bir ulak üzerinden iyilik, kötülük, söylence ve toplumsal hafıza arasında bağ kurdu.
2008'de yayımlanan Issız Adam, modern kent yaşamı, yakınlık korkusu, yalnızlık ve aşk üzerine kuruldu. Irmak'ın filmlerinde müziğin yalnızca arka plan değil, karakter hafızasının ve dönem duygusunun taşıyıcısı olarak kullanılması bu filmde belirginleşti.
Karanlıktakiler, Prensesin Uykusu ve Dedemin İnsanları ile üretimini sürdürdü. Bu filmlerde aile ilişkileri, geçmişle hesaplaşma, yalnızlık, hayal gücü, göç ve aidiyet gibi temalar farklı türlerde yeniden işlendi.
2011 tarihli Dedemin İnsanları, mübadeleyle Türkiye'ye gelen Giritli bir aile üzerinden göç, memleket, kimlik, çocukluk ve kuşaklar arası hafızayı ele aldı. Ege coğrafyası, Irmak'ın kişisel geçmişiyle de ilişki kuran güçlü bir anlatı mekânına dönüştü.
Tamam mıyız?, Unutursam Fısılda, Nadide Hayat, Benim Adım Feridun, Çocuklar Sana Emanet ve Bizi Hatırla gibi filmlerle sinema çalışmalarını sürdürdü. Bu yapıtların türleri değişse de aile, dostluk, kayıp, geçmişe dönüş, başka bir hayat ihtimali ve insanlar arasındaki bağlar tekrar eden eksenler olarak kaldı.
2021'de Yeşilçam dizisinin yönetmenliğini üstlendi. Dizi, 1960'ların Türk sinema sektörünü ve dönemin İstanbul'unu merkeze alarak Irmak'ın sinema tarihine ve eski dönemlerin kültürel atmosferine duyduğu ilgiyi başka bir anlatı içinde sürdürdü.
2023'te yayımlanan Yaratılan dizisinin yaratıcısı, senaristi ve yönetmeni oldu. Mary Shelley'nin Frankenstein romanından hareket eden yapım, 19. yüzyıl Osmanlı coğrafyasına taşınmış bir uyarlamayla bilim, ölüm, yaratma arzusu, ahlak ve insan olmanın sınırlarını sorguladı.
Aynı yıl Sevda Mecburi İstikamet sinemalarda gösterime girdi. Film, Yeşilçam dünyasıyla aile hikâyesini bir araya getirerek baba-kız ilişkisi, geçmişte yapılan seçimler, pişmanlık ve yarım kalan bağlar üzerinde durdu.
Çağan Irmak'ın kitap biçimindeki edebî üretimi 2023'te Gözümden Deliler Taştı ile başladı. Doğan Kitap tarafından yayımlanan eser, onun ilk öykü kitabıdır.
Gözümden Deliler Taştı, Ege'nin bir sahil kasabasındaki farklı insanların hikâyelerini bir araya getirir. Cıgaralı Naciye, Haktan, Hüsniye Hanım, Elektrikçi Kemal, Perizat ve çocuk karakterler aracılığıyla kasaba hayatının görünürde sıradan fakat kendi içinde sıra dışı insanları anlatının merkezine yerleşir.
Kitabın öyküleri 1970'lerin gündelik hayatı, sinema tutkusu, gazinolar, pazar plajları, aile sofraları, mahalle ilişkileri, aşklar, küskünlükler ve çocukluk hayalleriyle örülür. Mekân, eşya, yemek, müzik ve dönem dili anlatının hafıza duygusunu güçlendiren unsurlar hâline gelir.
Gözümden Deliler Taştı ile Irmak'ın sinema ve televizyon anlatıları arasında belirgin tematik yakınlıklar vardır. Ege kasabaları, eksantrik karakterler, geçmişe dönük bakış, trajedi ile mizahın yan yana bulunması ve müziğin çağrışım alanı yaratması farklı anlatı araçlarında tekrar eder.
Ancak kitap, filmlerin yazıya dönüştürülmüş biçimi değildir. Öykü türü, Irmak'a karakterlerin iç seslerine, anlatıcı tonuna ve kelimelerin ritmine sinemadan farklı biçimde yaklaşma imkânı sağlar.
Irmak, ilk öykü kitabının ardından 2024'te Ayrılış'ı yayımladı. Doğan Kitap tarafından yayımlanan eser onun ilk romanıdır.
Ayrılış, eski İstanbul'da mezarlığa bakan bir köşkte yaşayan Batuhan ile Baturgan adlı on yedi yaşındaki yapışık ikiz kardeşleri merkeze alır. Birbirlerine fiziksel olarak bağlı olmalarına rağmen kişilikleri ve dünyaya bakışları bakımından birbirlerinden uzaklaşan iki kardeşin hikâyesi romanın temel çatışmasını oluşturur.
Roman, ayrılmanın ve birlikte kalmanın ne anlama geldiğini fiziksel bir durumun ötesine taşır. Kardeşlik, sevgi, nefret, merhamet, kıskançlık, dostluk, düşmanlık, kader ve birey olma arzusu karşıtlıklar üzerinden kurulur.
Ayrılış'ın eski İstanbul atmosferi, köşk, mezarlık ve masalsı anlatım biçimi Irmak'ın gerçekçilikle olağan dışı olanı yan yana getiren sinema anlayışıyla bağlantı kurar. Roman tarihsel bir atmosferden yararlansa da akademik tarih çalışması değildir; geçmiş, anlatının masalsı ve simgesel dünyasını kuran edebî bir malzeme olarak kullanılır.
Irmak'ın sinemasıyla edebiyatı arasındaki önemli ortaklıklardan biri karakter yaklaşımıdır. Hikâyelerinin merkezinde çoğunlukla kusursuz kahramanlar değil; geçmişleri, hataları, korkuları, özlemleri ve tuhaflıklarıyla yaşayan insanlar bulunur.
Bir başka ortaklık aile ve yakın ilişkilerdir. Babalar ve oğullar, anneler ve çocuklar, kardeşler, sevgililer, arkadaşlar ve mahalle insanları Irmak'ın anlatılarında bireyin kendi geçmişiyle ve toplumla ilişkisini görünür kılan temel bağlar olarak işlev görür.
Hafıza ve nostalji de üretiminde belirgin yer tutar. Ancak geçmiş yalnızca idealize edilmiş güzel günler olarak kurulmaz; özlenen zamanların içinde kayıp, toplumsal çatışma, göç, kırgınlık, ayrılık ve geri döndürülemeyen seçimler de bulunur.
Müzik, sinema çalışmalarında anlatı ritmini ve dönem duygusunu kuran temel araçlardan biridir. Edebî eserlerinde ise şarkılar, gazino kültürü, sinema tutkusu, gündelik sesler ve döneme özgü ayrıntılar benzer hafıza işlevini kelimeler aracılığıyla üstlenir.
Irmak'ın 2025 tarihli sinema çalışması Adile Naşit, Türk tiyatro ve sinemasının tanınmış oyuncusu Adile Naşit'in yaşamından hareket eden biyografik bir filmdir. Filmin senaryosunu Nermin Yıldırım yazmış, yönetmenliğini Çağan Irmak üstlenmiştir.
Böylece Çağan Irmak'ın üretimi kısa film, televizyon dizisi, sinema filmi, uyarlama, özgün senaryo, öykü ve roman gibi farklı anlatı biçimlerine yayılmıştır. Edebiyat alanına görece geç dönemde kitapla adım atmış olsa da hikâye anlatıcılığı, senaryo yazarlığı üzerinden kariyerinin başından beri üretiminin merkezindedir.
Gözümden Deliler Taştı ve Ayrılış, Irmak'ın edebiyat alanındaki iki temel kitabını oluşturur. Birincisi Ege kasabası, insan çeşitliliği ve hatırlama üzerinden öykü formuna; ikincisi ise eski İstanbul, kardeşlik, karşıtlıklar ve bireyleşme üzerinden roman formuna yönelir.
#ÇağanIrmak #GözümdenDelilerTaştı #Ayrılış #Öykü #Roman #TürkSineması #Senaryo #Ege #Hafıza #Aile #Yalnızlık #Nostalji
Çağan Irmak'ın Bibliosfer profili öykü, roman, senaryo, aile anlatısı, tarihsel atmosfer, masalsı ve fantastik öğeler, hafıza, nostalji, Ege kültürü, yalnızlık, kayıp, kardeşlik, aidiyet ve sinema-edebiyat ilişkisi eksenlerinde şekillenir. Kitapları henüz sayıca sınırlı olmakla birlikte edebî anlatıcılığı, uzun yıllara yayılan senaryo üretiminden bağımsız düşünülemez.
Irmak'ın yazarlığının temelinde hikâye anlatma arzusu bulunur. Sinema, televizyon ve kitap onun için birbirinden bütünüyle kopuk alanlar değil; benzer insanlık durumlarının farklı araçlarla anlatılabileceği ayrı biçimlerdir.
Gözümden Deliler Taştı, Irmak'ın kitap alanındaki başlangıcıdır. Öykü kitabı olmasına rağmen birbirinden tamamen kopuk dünyalar kurmak yerine aynı Ege kasabasının kültürel ve duygusal atmosferini paylaşan karakterlere yönelir.
Kitabın temel mekânı olan Ege kasabası pasif bir dekor değildir. Deniz, sahil, gazinolar, plajlar, evler, sokaklar, yemekler ve mahalle ilişkileri anlatılan insanların kimliklerini ve hatıralarını biçimlendirir.
Bu yönüyle Gözümden Deliler Taştı ile Dedemin İnsanları gibi sinema eserleri arasında mekânsal bir akrabalık vardır. Ege, Irmak'ın anlatılarında yalnızca güzel görüntüler üreten bir coğrafya değil; aile geçmişinin, çocukluğun, göçün, aidiyetin ve kaybedilmiş zamanın taşıyıcısıdır.
Gözümden Deliler Taştı'nın 1970'lere yönelmesi, Irmak'ın geçmişle kurduğu anlatı ilişkisinin devamıdır. Dönem ayrıntıları yalnızca nostaljik süsleme olarak kullanılmaz; o yılların gündelik hayat biçimini, toplumsal ilişkilerini ve insanların birbirleriyle temas etme yöntemlerini kurar.
Yemeklerin hazırlanışından sahil eğlencelerine, gazinolardan sinema kültürüne kadar küçük ayrıntılar, büyük tarihsel açıklamalardan daha fazla yer tutar. Irmak geçmişi çoğunlukla gündelik hayatın belleği üzerinden anlatır.
Bu yaklaşım sinemasında da görülür. Çemberimde Gül Oya veya Babam ve Oğlum gibi yapımlarda siyasal tarih doğrudan anlatının konusu olsa bile büyük olayların sonucu ailelerin, arkadaşların ve sıradan insanların yaşamlarında görünür hâle gelir.
Irmak'ın karakterleri çoğu zaman toplumun merkezindeki ideal tipler değildir. Kendine özgü alışkanlıkları, zaafları, takıntıları, yalnızlıkları veya sırları olan insanlar anlatının merkezine geçer.
Gözümden Deliler Taştı'da Cıgaralı Naciye'den Elektrikçi Kemal'e kadar karakterlerin adlandırılış biçimi dahi kasaba hikâyeciliğinin sözlü kültürünü hatırlatır. Kişiler yalnızca nüfus kayıtlarındaki adlarıyla değil, toplumun onları nasıl tanıdığıyla var olur.
Bu durum sözlü anlatı ile yazılı öykü arasında bir yakınlık yaratır. Anlatıcı zaman zaman bir kasaba insanını tanıyormuş ve onun hikâyesini başka birine aktarıyormuş hissi verir.
Irmak'ın senarist geçmişi diyalog kullanımında belirginleşir. Karakterin kişiliğini uzun açıklamalarla vermek yerine konuşma ritmi, kelime seçimi ve karşısındaki insanla kurduğu ilişki üzerinden görünür kılma eğilimi vardır.
Ancak edebî eserlerindeki anlatıcı yalnızca bir kameranın görebileceği şeylerle sınırlı değildir. İç ses, hatırlama, çağrışım ve anlatıcının yorumları sayesinde sinemada görüntüyle kurulacak bazı duygular kitapta kelimelerin ritmine aktarılır.
Müzik bu dönüşüm açısından özellikle önemlidir. Irmak'ın sinemasında eski plaklar, şarkılar ve dönem müzikleri karakterlerin geçmişini açan araçlar olarak kullanılırken, Gözümden Deliler Taştı'da sinema, gazino ve müzik kültürü yazılı hafızanın parçası hâline gelir.
Nostalji Irmak'ın anlatılarında güçlüdür; fakat bu nostalji bütünüyle huzurlu değildir. Eski zamanlara duyulan sevginin içinde ölüm, kayıp, kırılmış ilişkiler ve geri getirilemeyecek hayatlar bulunur.
Bu nedenle geçmişe dönüş çoğu zaman “eskiden her şey daha güzeldi” düşüncesinden daha karmaşık bir yapı taşır. Geçmiş hem sığınılacak bir alan hem de karakterlerin yaralarının kaynağı olabilir.
Gözümden Deliler Taştı'nın önemli özelliklerinden biri mizah ile hüznü ayırmamasıdır. Bir karakterin tuhaflığı okuru güldürebilirken aynı kişinin yalnızlığı veya kaybı hemen ardından anlatının duygusal yönünü değiştirebilir.
Bu ani ton değişiklikleri Irmak'ın sinema anlatısında da sık görülür. Aile sofrasındaki komik bir konuşma, birkaç sahne sonra kayıp veya ayrılık duygusuna bağlanabilir.
Ayrılış, Irmak'ın edebî üretiminde öyküden romana ve Ege'den eski İstanbul'a geçişi temsil eder. Bununla birlikte Gözümden Deliler Taştı'daki karşıt duygular ve sıra dışı karakterlere duyulan ilgi korunur.
Romanın merkezindeki Batuhan ile Baturgan, Irmak'ın karşıtlıklar kurma yönteminin açık örneğidir. Fiziksel olarak birbirlerinden ayrılamayan iki kardeş, zihinsel ve duygusal olarak birbirinden farklı yönlere ilerler.
Bu temel durum romanın birey olma sorununu görünür kılar. Bir başkasına kaçınılmaz biçimde bağlıyken kişinin kendine ait bir kimlik kurup kuramayacağı sorusu, yapışık ikizlik üzerinden somutlaşır.
“Ayrılış” sözcüğü bu nedenle yalnızca fiziksel ayrılmayı anlatmaz. Çocukluktan yetişkinliğe, kardeşlikten bireyselliğe, sevgiden öfkeye, bağlılıktan özgürleşmeye uzanan birçok farklı kopuş biçimini kapsar.
Romanın yapısında karşıtlıklar önemlidir. Işık ile karanlık, sevgi ile nefret, barış ile savaş, merhamet ile acımasızlık, uğur ile lanet gibi çiftler hikâyenin masalsı dünyasını biçimlendirir.
Ay imgesi de ikilik fikriyle bağlantılıdır. Ayın bir tarafının ışıkta, diğer tarafının karanlıkta kalması, birbirine bağlı fakat farklı iki kardeşin simgesel karşılığına dönüşür.
Ayrılış'ın eski İstanbul'da geçmesi Irmak'ın mekân kullanımındaki başka bir yönü ortaya çıkarır. Gözümden Deliler Taştı'nın açık, denizli ve kasabalı dünyasının karşısında burada köşk, mezarlık ve geçmiş zaman İstanbul'u daha kapalı ve tekinsiz bir atmosfer yaratır.
Köşk, aile ve kardeşlik ilişkilerinin sahnesidir; mezarlık ise ölümün anlatının hemen yanında bulunduğunu hatırlatır. Böylece mekânlar karakterlerin ruh hâlinden bağımsız değildir.
Romanın “yaralı masal” niteliği, gerçekçilikle fantastik ve simgesel anlatı arasındaki geçişten doğar. Irmak'ın Ulak, Prensesin Uykusu veya Yaratılan gibi görsel işlerinde de gerçek dünyayla masal, söylence veya fantastik öğeler arasında benzer geçişler bulunur.
Bu nedenle Ayrılış'ı yalnızca tarihî roman olarak sınıflandırmak daraltıcı olur. Tarihsel İstanbul atmosferi bulunmasına rağmen romanın ana işlevi belirli tarihsel olayları belgesel doğrulukla yeniden kurmak değil, kardeşlik ve ayrılık hikâyesi için zamansal ve simgesel bir dünya yaratmaktır.
Irmak'ın edebiyatında aile, sinemasındaki kadar merkezi bir kavramdır. Ancak aile yalnızca güven ve dayanışma sağlayan sıcak bir yapı değildir; bireyin özgürlüğünü sınırlayabilen, sırları saklayan, kırgınlıkları kuşaktan kuşağa taşıyan bir yapı da olabilir.
Babam ve Oğlum'daki baba-oğul çatışması, Dedemin İnsanları'ndaki kuşaklar arası hafıza, Bizi Hatırla'daki baba-oğul ilişkisi ve Ayrılış'taki kardeşlik farklı biçimlerde aynı temel soruya yaklaşır: İnsan kendisine en yakın kişilerle kurduğu bağların içinde nasıl ayrı bir birey olabilir?
Yalnızlık da bu sorunun diğer yüzüdür. Issız Adam'daki kent yalnızlığı ile Ayrılış'taki ayrılma arzusu aynı olay örgüsünü taşımaz; fakat yakınlığın hem arzulanan hem de korkulan bir durum olması Irmak'ın anlatılarında tekrar eden bir gerilimdir.
Çocukluk ve çocuk bakışı da önemli bir anlatı aracıdır. Çocuk karakterler yetişkinlerin normal kabul ettiği dünyanın tuhaflıklarını farklı bir gözle görme imkânı sağlar.
Gözümden Deliler Taştı'daki çocukluk hayal gücü, Babam ve Oğlum'daki Deniz veya Dedemin İnsanları'ndaki çocuk bakışıyla birlikte değerlendirildiğinde, Irmak'ın yetişkin dünyasını çocukların algısıyla yeniden yorumlamaya duyduğu ilgi belirginleşir.
Geçmişin nesneler ve kültürel ayrıntılar üzerinden kurulması da Irmak'ın ayırt edici yöntemlerindendir. Plak, şarkı, film, gazino, yemek, kıyafet, ev veya mahalle ayrıntısı yalnızca dönem dekoru değil, karakterin hafızasının parçasıdır.
Bu nedenle anlatılarındaki nostalji güçlü bir maddi kültür duygusu taşır. İnsanlar yalnızca olayları değil, o olayların geçtiği mekânların sesini, kokusunu, müziğini ve eşyalarını da hatırlar.
Irmak'ın edebî dilinin güçlü yönlerinden biri görsel çağrışım yaratabilmesidir. Uzun yıllar senaryo ve yönetmenlik yapmış olması, mekânların ve karakterlerin okurun zihninde kolayca canlanmasına katkı sağlar.
Bu özellik aynı zamanda eleştirel olarak dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Sinemasal düşünmenin baskın olduğu bazı bölümlerde okur sahne kurulumu, karakter girişi veya dramatik dönüm noktalarını bir film sekansı gibi algılayabilir; edebî anlatının özgünlüğü ise bu görüntü duygusunun iç ses ve dil aracılığıyla ne kadar dönüştürülebildiğine bağlıdır.
Gözümden Deliler Taştı ile Ayrılış arasında belirgin bir tür gelişimi vardır. İlk kitap kısa anlatılar aracılığıyla çeşitli insan portreleri oluştururken ikinci kitap tek bir merkezî hikâye etrafında daha uzun süreli karakter ve tema gelişimine yönelir.
İki kitap arasındaki ortaklık ise insanlara duyulan anlatısal ilgidir. Büyük fikirler çoğu zaman doğrudan tez olarak sunulmaz; eksantrik, kırılgan, sevilen, kızılan veya merak edilen karakterlerin hayatları üzerinden görünür hâle gelir.
Irmak'ın sinema ve televizyon geçmişi Bibliosfer sınıflandırmasında ayrı tutulmalı fakat edebî üretiminden koparılmamalıdır. Gözümden Deliler Taştı ve Ayrılış edebî eserlerdir; Çemberimde Gül Oya, Babam ve Oğlum, Issız Adam veya Yaratılan ise senaryo ve görsel anlatı alanına aittir. Buna rağmen yazarın tematik gelişimini anlamak için bu üretimler arasında karşılaştırmalı bağ kurulabilir.
Çağan Irmak'ın Bibliosfer'deki temel sınıflandırma alanları Türkçe öykü, edebî roman, aile anlatısı, masalsı ve fantastik kurgu, tarihsel atmosfer, Ege ve İstanbul anlatısı, hafıza, nostalji, yalnızlık, kardeşlik, aidiyet, kayıp, müzik ve sinema-edebiyat ilişkisidir. Eserlerini ayırt eden temel özellik, sıradan insanların gündelik hayatını geçmişin kültürel ayrıntıları, güçlü mekân duygusu, mizah ile hüznün yan yanalığı ve gerçeklikle masalsı olan arasında kurduğu geçirgen anlatı aracılığıyla hikâyeleştirmesidir.
Artuçkule'nin Tepegöz'ü
Gözümden Deliler Taştı
Ayrılış
Babam ve Oğlum
Çemberimde Gül Oya Diyalogları
“Susmak çözüm değil diyenler doğru demişlerdi de konuşmadan evvelki suskunluğun kıymetini unutmuşlardı.”
Gözümden Deliler Taştı kitap sayfasini ac
Gözümden Deliler Taştı
Çağan Irmak
Doğan Kitap - 2023 - 144 sayfa
Hande Ulu profilini ac
Hande Ulu
@bibliyofil
Takip et Hande Ulu
Aykut Arman profilini ac
Aykut Arman
@aykut
Takip et Aykut Arman
“Hakikati bilsem, dümdüz seni suçlayabilsem, belki yaşamak benim için daha kolay olacaktı. Ama işte bilmemek vardı. Öğrenememek. Mutsuz sonu anlatan bir cümleye, acıtsa da noktayı koymak ve yürüyüp gitmek daha kolaydı belki ama sen hep virgülleri verdin bana.”
Gözümden Deliler Taştı kitap sayfasini ac
Gözümden Deliler Taştı
Çağan Irmak
Doğan Kitap - 2023 - 144 sayfa