Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
13 Gösterim

Bir manastırın sessiz duvarları arasında saklanan bir kitap, insanları ne kadar ileri götürebilir? Bilgiye ulaşma arzusu ile onu denetim altında tutma isteği karşı karşıya geldiğinde hakikatin peşinden gitmek ne anlama gelir?

Umberto Eco, Gülün Adı’nda okuru 1327 yılında Kuzey İtalya’daki görkemli ve gizemli bir Benedikten manastırına götürüyor. Fransisken rahip William ve genç yardımcısı Adso’nun manastıra gelişi, açıklanması güç olayların yaşandığı bir döneme rastlıyor. William’ın keskin gözlem gücü ve sorgulayıcı zihni, onları manastırın koridorlarından eşsiz kütüphanesine uzanan karmaşık bir araştırmanın içine çekiyor.

Ortaçağ dünyasının dinî ve siyasal tartışmalarını güçlü bir polisiye kurguyla buluşturan Eco; bilgi, inanç, iktidar, özgür düşünce ve hakikat gibi kavramları çok katmanlı bir anlatı içinde ele alıyor. Tarih, felsefe ve edebiyat, merak duygusunu sürekli canlı tutan bir hikâyenin parçalarına dönüşüyor.

Gülün Adı, bir gizemin peşinden sürüklerken bilginin gücü ve insanın hakikate ulaşma arzusu üzerine düşündüren; zengin atmosferi, unutulmaz karakterleri ve ustaca kurulmuş kurgusuyla modern edebiyatın klasikleşmiş romanlarından biri.