Bir insanı ne kadar iyi tanıyabilirsiniz?
Aynı evde yaşadığınız, hayatınızı paylaştığınız, geleceğinizi birlikte planladığınız birini…
Peki bir sabah uyandığınızda, onun hakkında bildiğiniz her şeyin yanlış olabileceğini fark ederseniz?
Fulya ile Kerem’in önlerinde yeni bir hayat vardır.
Kerem başarılı bir doktordur. Geleceğe dair planları vardır; İngiltere’de yaşamak, hayatlarını başka bir yerde yeniden kurmak istemektedir. Fulya da bütün bunların gerçekleşeceğine inanır.
Sonra Kerem ölür.
Üstelik kendi hayatına son verdiği söylenmektedir.
Fulya için bunu kabul etmek mümkün değildir.
Çünkü insan ertesi gününü planlarken neden bugün ölmek istesin?
Kerem’in ölümü polis açısından cevaplanmış bir vakadır. Ancak Fulya’nın zihnindeki sorular giderek çoğalır. Onun ısrarı, dosyayla ilgilenen Komiser Atakan’ı da başlangıçta kesin görünen bazı ayrıntılara yeniden bakmaya zorlar.
Bir süre sonra ikisinin önünde tek bir ihtimal belirir:
Belki de Kerem intihar etmemiştir.
Ama bu ihtimal doğruysa başka bir soru ortaya çıkar.
Onu kim öldürdü?
Cevabı bulabilmek için Kerem’in geçmişine dönmeleri gerekir.
Tanıdığı insanlara…
Sakladığı ilişkilere…
Verdiği kararlara…
Ve Fulya’nın bile bilmediği hayatına…
Her yeni bilgi, gerçeğe yaklaştırmak yerine başka bir olasılığın kapısını açar. Şüphe büyüdükçe kimin doğru söylediğini, kimin bir şey sakladığını anlamak zorlaşır.
Çünkü gerçeği ararken insanın karşısına yalnızca yalanlar çıkmaz.
Bazen kendi inandıkları da çıkar.
Fulya, sevdiği adamı gerçekten ne kadar tanıdığını sorgulamaya başlarken Atakan için soruşturma giderek mesleki bir görev olmaktan çıkar. Resmî yollar kapandığında bile ikisi cevap aramaktan vazgeçmez. Artık ellerinde yalnızca akıl, sezgi ve birbirlerine duydukları güven vardır. Yayıncının özgün tanıtımı da romanı, “akıl ve sezginin birlikteliği” üzerinden ilerleyen iki farklı karakterin geçmişe doğru yaptığı tehlikeli bir araştırma olarak çerçeveler.
Paranoya, bir ölümün ardındaki gerçeği ararken güven, şüphe ve insan zihninin bilinmeyen karşısındaki tepkilerini de sorgulayan sürükleyici bir polisiye.
Bazen kuşkulanmak insanı gerçeğe götürür.
Bazen de gördüğü her şeyden şüphe etmesine neden olur.
Ve geçmişin kapıları bir kez açıldığında asıl mesele artık gerçeği bulmak değildir.
Bulduğunuz gerçekle yaşayabilmektir.