Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
24 Gösterim

İnsan neden sevilmek ister?
Bir başkasına duyduğu ihtiyaç gerçekten aşktan mı doğar?
Yoksa insan, kendisinde eksik olduğunu düşündüğü parçayı başka birinde tamamlamaya mı çalışır?

Tuğba Sarıünal, Efsaneler Çağı serisinin ilk kitabı Eros’ta binlerce yıldır anlatılan mitlere bugünün insanından bakıyor.

Kaos’tan doğan evren…
Titanların yükselişi…
Olimpos’un tanrıları…
Afrodit’in güzelliği…
Eros’un arzusu…
Ve Psykhe’nin ruhu…

Antik dünyanın tanrıları ve efsaneleri bu kez yalnızca geçmişte yaşanmış hikâyelerin kahramanları değildir. Her biri insanın iç dünyasında hâlâ varlığını sürdüren arzuların, korkuların ve ihtiyaçların sembollerine dönüşür.

Çünkü binlerce yıl geçse de insanın temel soruları çok fazla değişmemiştir.

Sevilmek isteriz.
Terk edilmekten korkarız.
Arzularız.
Kıskanırız.
Bağlanırız.
Kaybettiğimizde acı çeker, sevildiğimizde kendimizi daha değerli hissederiz.

Ama aşkın içinde ne kadar sevgi, ne kadar ihtiyaç vardır?
Eros’un oku gerçekten başka birine mi yönelir, yoksa insanın kendi içindeki eksikliğe mi?

Sarıünal, mitolojinin sembolik diliyle modern psikolojiyi yan yana getirerek Olimpos’u yalnızca tanrıların yaşadığı uzak bir yer olmaktan çıkarıyor ve insanın iç dünyasının bir haritasına dönüştürüyor.

Eros ile Psykhe’nin hikâyesi de böylece yalnızca mitolojik bir aşk anlatısı olmaktan çıkıyor.

Arzu ile ruhun…
Beden ile bilincin…
Bağlanmak ile özgürleşmenin…

Sevilme ihtiyacı ile insanın kendisini tanıma çabasının karşılaşmasına dönüşüyor.

Eros: Geçmişten Günümüze Sevilme İhtiyacı, mitolojiyi yeniden anlatırken aslında bugünün insanını sorgulayan bir eser.

Tanrılar değişebilir.
İnançlar değişebilir.
Dünyalar yıkılıp yeniden kurulabilir.
Ama insanın içindeki o eski soru yaşamaya devam eder:

Beni gerçekten seviyor musun?

Belki daha önemli olan soru ise şudur:
Sevilmeden önce, kendini gerçekten tanıyor musun?