İnsan bazen bir ışığın çevresinde döner durur.
Yaklaşırsa yanacağını bilir; uzaklaşırsa karanlıkta kalacağını düşünür.
Şükrü Erbaş, **Pervane**’de insanın aşka, acıya, hatırlamaya ve yaşama karşı duyduğu bu vazgeçilmez yakınlığın şiirini kuruyor. Kişisel yaralarla toplumsal acıların birbirine karıştığı dizelerde; yalnızlık, ölüm, yoksulluk, kadınlar, çocuklar ve insanın giderek eksilen dünyası aynı sesin içinde buluşuyor.
Bu şiirlerde hayat yalnızca bireyin kendi hikâyesinden ibaret değildir. Bir çocuğun korkusu, bir babanın yokluğu, bir kadının susturulmuş arzuları ya da yoksulluğun içinde görünmez hâle gelen insanlar, başkasının acısı olmaktan çıkar. Şairin sözü, insanın görüp de uzaklaştığı yaraları yeniden önüne getirir.
Erbaş, sevginin en kırılgan hâllerine yönelirken dünyanın sertliğini dışarıda bırakmaz. Aşkın yanında ölüm, özlemin yanında öfke, yalnızlığın yanında başkalarının yükünü taşımanın sorumluluğu vardır. İnsan hem kendi içindeki boşlukla hem de yaşadığı çağın vicdanıyla yüzleşir.
**Pervane**, bir yandan insanın sevdiğine doğru durmadan çekilişini, diğer yandan acının çevresinde dönüp duran bir dünyanın huzursuzluğunu taşıyan şiirlerden oluşuyor. Şükrü Erbaş, kişisel olanla toplumsal olan arasındaki sınırı kaldırırken şiiri insan haysiyetinin, belleğin ve itirazın alanına dönüştürüyor.
Çünkü bazı ışıklardan uzak durmak mümkün değildir.
İnsan yanacağını bilse de yaklaşır.
Sevgiye, hatıraya, başka insanların acısına…
Ve bazen şiir, karanlığın ortasında o ışığın çevresinde dönmekten başka bir şey değildir.