Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
20 Gösterim

İnsan, zaman geçtikçe yalnızca yaşlanmaz.

Hatırladıkları çoğalır, unuttukları derinleşir; çocukluğu, anne babası, sevdiği insanlar ve geride bıraktığı hayat başka anlamlarla yeniden karşısına çıkar.

Şükrü Erbaş, **Bütün Şiirleri - 3**’te insanın kendisine, geçmişine ve yaşadığı dünyaya dönüp baktığı güçlü bir şiir evreni kuruyor.

**Üç Nokta Beş Harf, Yalnızlık Heceleri, Gölge Masalı** ve **Unutma Defteri** kitaplarını bir araya getiren bu ciltte yalnızlık, aşk, çocukluk, aile, ölüm, doğa ve bellek birbirine açılan şiirsel yollar hâline geliyor. Şairin kişisel dünyasıyla toplumsal duyarlılığı iç içe geçerken insanın hem kendisine hem de başkalarına karşı taşıdığı sorumluluk yeniden sorgulanıyor.

Erbaş’ın şiirinde doğa yalnızca bir manzara değildir. Ağaçlar, rüzgâr, su, dağlar ve mevsimler insanın iç dünyasıyla konuşur. Çocukluğun uzak görüntüleri, anne ve baba figürleri, yaşanmış aşklar ve kaybedilmiş zaman bu doğanın içinde yeniden canlanır.

Ancak hatırlamak her zaman huzur vermez.

Bellek, insanın sevdiği şeyleri koruduğu kadar pişmanlıklarını ve kayıplarını da saklar. Geçmişte kalan bir ses, bir yüz ya da küçük bir an, yıllar sonra yeniden ortaya çıkarak bugünün sessizliğini bozabilir. Unutmak bazen mümkün değildir; insan yalnızca hatırladıklarıyla yaşamayı öğrenir.

Şükrü Erbaş, bireysel kırılmaları anlatırken yaşadığı toplumun acılarına da uzak durmaz. Yalnızlık kişisel bir duygu olmaktan çıkar; insanların birbirinden uzaklaştığı, yoksulluğun ve eşitsizliğin derinleştiği bir dünyanın ortak hâline dönüşür. Şiir ise bütün bu parçalanmanın ortasında insanın başka bir insana ulaşabileceği en sahici yerlerden biri olur.

**Bütün Şiirleri - 3**, Şükrü Erbaş’ın şiirinde belleğin, doğanın ve insanın kendi geçmişiyle yüzleşmesinin belirginleştiği bir dönemi bir araya getiriyor. Dört ayrı kitaptan geçen ortak ses, okuru yalnızca şiirlerin dünyasına değil, kendi hayatının geride bıraktığı izlere de bakmaya çağırıyor.

Çünkü insan bazı şeyleri unuttuğunu sanır.
Oysa geçmiş kaybolmaz.
Bir sözcükte, bir kokuda, bir ağaç gölgesinde yeniden ortaya çıkar.
Ve bazen şiir, insanın unutamadıklarıyla konuşmasının en sessiz yoludur.