Bir devrin sonunu bazen ordular değil, sokaklardan yükselen bir öfke getirir.
İstanbul, Lale Devri’nin ihtişamını yaşamaktadır.
Saraylarda eğlenceler, bahçelerde geceler, yeni zevkler ve alışkanlıklar…
Fakat aynı şehrin başka sokaklarında bambaşka bir hayat vardır.
Yoksulluk vardır.
Öfke vardır.
Kendisine düşen payı alamadığını düşünen insanlar vardır.
Ve bütün bu dünyanın içinden bir gün Patrona Halil çıkacaktır.
Henüz on dokuz yaşında, Sultan Bayezid Hamamı’nda çalışan kimsesiz bir Arnavut gencidir.
Kimse onun adının bir gün koskoca bir devrin sonuyla birlikte anılacağını bilmez.
Hayatı onu İstanbul’un hamamlarından meyhanelerine, külhanbeylerinin dünyasından isyanın merkezine doğru sürüklerken, şehrin görünmeyen yüzleri de birer birer ortaya çıkar. Koçu’nun kitabı Patrona Halil’in “acı hayat hikâyesi ve kanlı büyük macerası”nın yanında dönemin külhanbeylerini, âdetlerini ve argosunu da anlatının içine alır.
Hikâyenin başka bir ucunda ise İbrahim vardır.
Ürgüp’ün Muşkara köyünden başlayan hayatı onu Osmanlı sarayının en güçlü isimlerinden biri olmaya götürür.
Artık o, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’dır.
Bir tarafta devletin zirvesine yükselen bir adam…
Diğer tarafta şehrin en alt tabakalarından gelen Patrona Halil…
Ve yollarının arasında giderek büyüyen bir toplumsal huzursuzluk.
Bu iki hayatın çevresinde Atlıases Fatma Hanım da dolaşır. Onun aşk ve maceralarla örülü hikâyesi, Lale Devri’nin ve isyanın pek çok önemli kişisini aynı anlatıda buluşturur.
Sonunda İstanbul ayağa kalkar.
Patrona Halil ve çevresindekilerin başlattığı hareket büyür; sarayın ihtişamıyla sokakların öfkesi karşı karşıya gelir.
Artık mesele birkaç kişinin başkaldırısı değildir.
Bir devrin kaderi değişmektedir.
Reşad Ekrem Koçu, Patrona Halil’de tarihî olayları kronolojik olarak sıralamakla yetinmez. İnsanların hırslarına, aşklarına, korkularına ve çelişkilerine girerek Lale Devri’nin son günlerini canlı bir İstanbul panoramasına dönüştürür. Kitabın yayıncı tanıtımı da özellikle Koçu’nun bireylerin dünyalarına ve çelişkilerine geniş yer veren bu yaklaşımını vurgular.
Patrona Halil, bir isyanın nasıl başladığından çok daha fazlasını anlatan; iktidar, yoksulluk, ihtiras ve toplumsal öfkenin aynı şehirde nasıl birbirine yaklaştığını gösteren hareketli bir tarihî anlatı.
Bir tarafta sarayın ışıkları yanarken,
öte tarafta öfke birikmektedir.
Ve bazen bir devrin sona ermesi için gereken şey,
o öfkeyi harekete geçirecek tek bir kıvılcımdır.