Sarayın kapısından içeri girdiğinde elinde hiçbir şey yoktur.
Ne bir unvanı vardır,
ne bir ordusu,
ne de gelecekte Osmanlı tahtının kaderini belirleyecek kadar güçlü olacağını bilmektedir.
Ama yıllar sonra adı, bir devrin en büyük iktidar mücadelelerinin merkezinde anılacaktır:
Kösem Sultan.
I. Ahmed’in hasekisi olarak saraya giren Kösem’in hayatı, kısa sürede yalnızca bir hükümdarın eşinin hikâyesi olmaktan çıkar.
Sarayda ayakta kalmak için insanları tanımak gerekir.
Kimin dost, kimin düşman olduğunu…
Kimin bugün yanında durup yarın karşısına geçebileceğini…
Ve bazen tek bir kararın yalnız bir insanın değil, bütün bir hanedanın geleceğini değiştirebileceğini…
Kösem bütün bunları öğrenir.
I. Ahmed’in ölümünün ardından Osmanlı tahtı peş peşe değişirken sarayın dengeleri de sürekli yeniden kurulur. Şehzadeler, valide sultanlar, vezirler, yeniçeriler ve devlet adamları arasında süren mücadelede Kösem artık yalnızca olayları izleyen biri değildir.
İktidarın doğrudan içindedir.
Oğulları IV. Murad ve Sultan İbrahim tahta çıkar.
Torunu IV. Mehmed padişah olur.
Kösem Sultan ise farklı hükümdarlıklar boyunca saraydaki etkisini korumaya çalışır. Böylece annelik ile devlet yönetimi, aile ile iktidar arasındaki sınırlar giderek ortadan kalkar.
Fakat sarayda güç sahibi olmak, yalnızca ayrıcalık anlamına gelmez.
Her taht değişikliği yeni bir tehlike getirir.
İsyanlar çıkar.
İttifaklar bozulur.
Eski dostlar düşmana dönüşür.
Hanedanın devamı uğruna verilen kararlarla kişisel bağlılıklar karşı karşıya gelir.
Ve iktidar büyüdükçe onu kaybetme korkusu da büyür.
Reşad Ekrem Koçu, Kösem Sultan’da tarihî olayları kuru bir kronoloji hâlinde sıralamak yerine sarayın odalarına, koridorlarına ve insanların arasındaki ilişkilere taşır. Kösem Sultan’ın yükselişini anlatırken aynı zamanda XVII. yüzyıl Osmanlı sarayındaki taht mücadelelerini, isyanları, entrikaları ve iktidarın sürekli değişen yüzünü canlı bir tarih anlatısına dönüştürür. Koçu’nun tarihî eserlerinde belge ve tarihsel bilgiyle hikâye anlatıcılığını birleştiren yaklaşımı, akademik çalışmalarda da onun belirgin özelliklerinden biri olarak değerlendirilir.
Kösem Sultan, yalnızca güçlü bir kadının biyografisi değildir.
Gücün insanı nasıl değiştirdiğinin,
iktidarın hangi bedeller karşılığında korunabildiğinin,
annelik ile hükümdarlık arasındaki çatışmanın
ve bir sarayda hiç kimsenin konumunun sonsuza kadar güvenli olmadığının hikâyesidir.
Bir zamanlar saraya getirilen genç kız,
yıllar sonra padişahların annesi ve babaannesi olarak devletin en etkili isimlerinden biri olacaktır.
Ama iktidarın değişmeyen bir kuralı vardır:
Zirveye çıkmak kadar orada kalmak da tehlikelidir.
Reşad Ekrem Koçu’nun kaleminde Kösem Sultan, bir kadının yükselişinden çok daha fazlasına; güç, aile, sadakat ve hayatta kalma üzerine kurulu büyük bir Osmanlı saray hikâyesine dönüşüyor.