İstanbul, Lale Devri’nin en parlak günlerini yaşamaktadır.
Boğaziçi’nde sandal sefaları yapılır.
Kâğıthane mesireleri kalabalıktır.
Kış gecelerinde helva sohbetleri düzenlenir; konaklarda müzik, eğlence ve gösteriş birbirine karışır.
Şehrin varlıklı ve tanınmış isimlerinden biri de Esircibaşı Muhsin Çelebi’dir.
Genç, yakışıklı ve zengindir.
Esir alıp satarak servet sahibi olmuş, İstanbul’un seçkin çevrelerinde kendisine yer edinmiştir. Fıstıklı Sofa’daki konağında verdiği eğlenceler dillere destandır. Üstelik devrin en güçlü adamlarından Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ile de yakın dosttur.
Dışarıdan bakıldığında Muhsin Çelebi’nin hayatında eksik hiçbir şey yoktur.
Fakat aşk, insanların kurduğu düzenlere pek uymaz.
Hayatına giren kadınlar, saklı ilişkiler ve tutkular Muhsin Çelebi’nin kusursuz görünen dünyasını giderek karmaşıklaştırırken, İstanbul’un üzerinde de başka bir gölge büyümektedir.
Çünkü sarayın ve çevresinin ihtişamına karşı sokaklarda huzursuzluk vardır.
Devlet adamlarının zevk ve eğlenceye düşkünlüğü konuşulmakta, ekonomik ve toplumsal sıkıntılar büyümektedir. Lale Devri’nin bütün görkemi, yaklaşmakta olan büyük kırılmayı gizlemeye yetmez.
Ve sonunda Patrona Halil İsyanı patlak verir.
Bir anda dostlukların, servetin ve makamların hiçbir şeyi garanti etmediği başka bir İstanbul ortaya çıkar.
Damat İbrahim Paşa’nın iktidarı sarsılırken Muhsin Çelebi’nin hayatı da şehrin kaderiyle birlikte değişmeye başlar.
Reşad Ekrem Koçu, Esircibaşı’nda yalnızca bir aşk ve macera hikâyesi anlatmıyor. Lale Devri İstanbul’unu; konakları, mesireleri, eğlenceleri, sokakları, esir ticareti ve toplumsal düzeniyle birlikte canlı bir roman dünyasına dönüştürüyor. Romanın olayları ağırlıklı olarak 1730 yılının birkaç ayına yayılırken İstanbul, anlatının yalnızca mekânı değil adeta başlı başına bir karakter hâline gelir.
Bir tarafta zevk ve sefa…
Diğer tarafta yoksulluk ve öfke…
Bir tarafta aşklar ve eğlenceler…
Diğer tarafta yaklaşan isyan…
Esircibaşı, bir adamın hayatıyla bir devrin sonunu aynı hikâyede buluşturan; aşk, ihtiras, servet ve iktidarın geçiciliği üzerine kurulmuş hareketli bir tarihî roman.
Çünkü İstanbul’un en parlak gecelerinin ardından bile sabah olabilir.
Ve bazen o sabah,
bir devrin sona erdiği gündür.