Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
14 Gösterim

Bir insan gözleriyle bakıp gördüğü şeyi tanıyamazsa ne olur?
Hafızasını kaybettiğinde geçmişiyle birlikte kimliğinin ne kadarını da kaybeder?

Ya da herkesin eksiklik olarak gördüğü bir durum, başka bir insanda bambaşka bir yeteneğin kapısını açabilir mi?

Oliver Sacks, Karısını Şapka Sanan Adam’da nörolojinin en sıra dışı vakalarından bazılarını anlatırken hastalıkların arkasındaki insanı görmeye çalışıyor.

Kitaba adını veren vakada, başarılı bir müzisyen olan Dr. P. görme yetisini kaybetmemiştir.
Görmektedir.
Fakat gördüklerini her zaman anlamlandıramaz.

Bir yüzü tanımakta, sıradan nesneleri bütün olarak algılamakta güçlük çeker. Dünyayı parçalar, şekiller ve ayrıntılar hâlinde görürken bir gün karısının başını şapkası sanacak kadar tuhaf bir algı dünyasının içine girer.

Ama Dr. P. yalnız değildir.
Sacks’ın karşılaştığı başka insanlar da zihnin ne kadar kırılgan ve aynı zamanda ne kadar şaşırtıcı olduğunu gösterir.

Geçmişinin büyük bölümünü hatırlayamayanlar…
Kendi bedeninin bir parçasını kendisine ait hissetmeyenler…
İnsanları ya da nesneleri tanımakta zorlananlar…
Tikler ve kontrol edilemeyen hareketlerle yaşayanlar…

Ve gündelik hayatın bazı alanlarında büyük güçlükler çekerken müzikte, sanatta ya da sayılar dünyasında olağanüstü yetenekler gösterebilen insanlar…

Bu öykülerde asıl soru yalnızca “Beyinde ne bozuldu?” değildir.

Sacks daha zor bir sorunun peşine düşer:
Bütün bunlar olurken insanın kendisine ne olur?
Bir insan hafızasını kaybetse de hâlâ aynı insan mıdır?
Dünyayı bizim gördüğümüz gibi göremeyen biri onu nasıl deneyimler?
Bir hastalığı anlamak için yalnızca belirtileri bilmek yeterli midir?

Sacks, hastalarını birer teşhis adı ya da klinik dosyaya indirgemez. Onların korkularını, alışkanlıklarını, yeteneklerini ve değişen dünyaya uyum sağlama çabalarını da anlatır. Bu nedenle kitap, nörolojinin sınırlarından çıkarak bilincin ve insan kimliğinin doğasına uzanan bir anlatıya dönüşür.

Karısını Şapka Sanan Adam, beynin nasıl çalıştığını anlatırken aynı zamanda onun bozulduğu anlarda insanın kendisini nasıl yeniden kurabildiğini gösteren; bilimle insan hikâyesini bir araya getiren sıra dışı bir eser.

Çünkü beynimiz bize yalnızca dünyayı göstermez.
Geçmişimizi taşır.
Bedenimizi bize ait kılar.
İnsanları tanımamızı sağlar.
Ve bütün bunların içinde sessizce şu duyguyu yaratır:

Ben, benim.

Oliver Sacks’ın anlattığı insanların dünyasına girdikçe, bunun ne kadar karmaşık ve ne kadar kolay sarsılabilir bir mucize olduğunu görmeye başlarız.