Nazan Bekiroğlu’nun Dicle’nin Sandalı adlı romanı, okuru 10. yüzyıl Bağdat’ına, Abbasi dünyasının ilim, inanç, kültür ve iktidar mücadeleleriyle şekillenen atmosferine götürüyor. Dicle Nehri’nin çevresinde gelişen hikâye, dönemin çok dilli ve çok kültürlü yapısını merkeze alırken Beytü’l Hikme çevresinde yükselen düşünsel dünyayı da romanın önemli unsurlarından biri hâline getiriyor.
Romanın merkezinde, Beytü’l Hikme’nin yetenekli fakat asi talebelerinden biri olan Süryani çevirmen Yuhanna yer alıyor. Kelimeler ve diller arasında büyüyen Yuhanna, çevirinin sınırlarını ve insanların birbirlerini gerçekten anlayıp anlayamayacağını sorgulamaya başlıyor. Bir anlamın başka bir dile bütünüyle aktarılıp aktarılamayacağı ve ortak bir dilin mümkün olup olmadığı soruları, hikâyenin düşünsel eksenini oluşturuyor.
Dicle’nin Sandalı, Bağdat’tan Babil Kulesi’nin gölgesine ve oradan Endülüs medeniyetine kadar uzanan geniş bir tarihsel coğrafyada ilerliyor. Dil, aşk, inanç, çeviri, kültürler arası etkileşim ve insanların birbirini anlama arzusu roman boyunca iç içe geçiyor. Tarihsel olaylarla bireysel arayışları bir araya getiren eser, iletişimin imkânlarını ve sınırlarını farklı dönemler ve medeniyetler üzerinden ele alıyor.
Nazan Bekiroğlu’nun Dicle’nin Sandalı adlı eseri; tarihî romanları, İslam medeniyeti tarihini, Bağdat ve Beytü’l Hikme çevresindeki kültürel dünyayı, dil ve çeviri meselelerini konu alan eserleri seven okurlara hitap ediyor. Roman, tarihsel bir hikâyenin içinde insanın anlaşılma arzusunu ve kelimelerin insanlar arasında gerçekten bir köprü kurup kuramayacağını sorguluyor.