Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Okunma
0 Beğeni
9 Gösterim

Bir evden giderken insan yanında neleri götürebilir?
Eşyalarını…
Birkaç fotoğrafı…
Kitaplarını…
Belki sevdiği bir çiçeği.

Peki o evde yaşadığı hayatı?

Nohut Oda, insanların evlerle, eşyalarla ve birbirleriyle kurdukları bağların hikâyelerini anlatıyor.

Bu öykülerde büyük kahramanlar yok.
Gündelik hayatın içinde yaşayan insanlar var.
Bir ilişkinin bittiğini kabullenmeye çalışanlar…
Gidenlerin ardından evde kalan eşyalarla baş başa kalanlar…
Ailesinin çatlakları arasında kendisine küçük bir yaşam alanı açmaya çalışanlar…
Annelerini, babalarını, kardeşlerini anlamaya uğraşanlar…
Ve bütün bunların içinde, hayatın yeniden başlayabileceğine inanmak için küçücük bir neden arayanlar.

Melisa Kesmez, insanın en çok güvende olduğunu düşündüğü yere bakıyor:
Eve.

Ama ev her zaman güvenli bir yer değildir.
Bazen geçmişin saklandığı yerdir.
Bazen bir ilişkinin bittiğini ilk kez fark ettiğimiz yer.
Bazen yıllarca çıkamadığımız bir hayatın sınırları.
Bazen de her şey dağıldığında yeniden sığınabileceğimiz küçücük bir oda.
Bir deprem yalnızca duvarları çatlatmaz.
Bir ayrılık yalnızca iki insanı birbirinden uzaklaştırmaz.
Bir ölüm yalnızca bir kişiyi götürmez.
Geride kalanların hayatında da eşyaların, odaların ve alışkanlıkların anlamı değişir.

Bir sandalye artık yalnızca sandalye değildir.
Bir fincan, bir çiçek, boş bırakılmış bir oda…
Hepsi geçmişten kalan küçük işaretlere dönüşebilir.

Kesmez’in öykülerindeki hüzün de tam burada belirir. Yayıncının tanımladığı biçimiyle kitapta gidenler ve geride bıraktıkları, çatırdayan aileler, terk edilen evler, tükenen ilişkiler ve yalnızlıklarla birlikte, bütün bunlara rağmen küçük anlara kök salan gösterişsiz mutluluklar yan yana durur.

Çünkü hayat yalnızca kaybettiklerimizden oluşmaz.
Bazen bir çiçeğin yeniden açması,
bir kedinin yanımıza sokulması,
birinin bizimle son bir çay içmesi
ya da uzun zaman sonra ilk kez kendimize ait bir yerde uyanmak bile başlangıç olabilir.

Nohut Oda, evden ve aileden söz ederken aslında aidiyet duygusuna bakıyor.
İnsan nereye aittir?
Doğduğu eve mi?
Sevdiği kişiye mi?
Ailesine mi?
Yoksa bütün bunlardan ayrıldıktan sonra kendisine kurduğu yeni hayata mı?

Melisa Kesmez’in sade ve gündelik ayrıntılara yaslanan anlatımında, küçük görünen hayatların içinde büyük duygular beliriyor. Beş ayrı öykü, birbirinden farklı insanların hayatlarından geçerken aynı yere dokunuyor: gitmekle kalmak, kaybetmekle yeniden kök salmak arasındaki o kırılgan yere.

Nohut Oda, ayrılıkların ve eksilmelerin yanında insanın yeniden toparlanabilme gücünü de anlatan; sessiz, içten ve tanıdık bir öyküler kitabı.

Çünkü bazen insanın yeniden başlayabilmesi için büyük bir hayata ihtiyacı yoktur.
Kendisine ait küçücük bir oda bile yeter.