İstanbul’un tarihini kimler gördü?
İmparatorlar…
Padişahlar…
Askerler…
Şairler…
Balıkçılar…
Peki ya bütün bunlar olup biterken Boğaz’ın altında yüzenler?
Balıklar.
Gündüz Vassaf, Boğaziçi’nde Balık’ta İstanbul’a bu kez kıyıdan değil, suyun içinden bakıyor.
Boğaz’ın akıntılarında yüzen balıklar binlerce yıldır aynı sulardan geçiyor. Üstlerinde şehir değişiyor, devletler kuruluyor, imparatorluklar yıkılıyor, köprüler yapılıyor, savaşlar çıkıyor.
İnsanlar geliyor.
İnsanlar gidiyor.
Boğaz ise akmaya devam ediyor.
Ve balıklar bütün bunları seyrediyor.
Vassaf’ın dünyasında onlar yalnızca soframıza gelen canlılar değildir. İstanbul’un en eski tanıkları, şehrin hafızasını suların altında taşıyan sessiz sakinleridir.
Bir balığın yolculuğundan tarihe…
Bir Boğaz hikâyesinden mitolojiye…
Eski İstanbul’dan bugünün kalabalığına…
Gerçek bilgiyle düş gücü birbirine karışır.
Bazen anlatılanların nerede başlayıp nerede hayale dönüştüğünü anlamak bile önemini kaybeder.
Çünkü Boğaziçi’nde Balık, İstanbul’un tarihini kronolojik biçimde anlatmakla ilgilenmez.
Onun yerine başka bir ihtimali dener:
Ya İstanbul’un hikâyesini insanlar değil de balıklar anlatsaydı?
Belki savaşlara başka türlü bakarlardı.
Sınırlardan anlamazlardı.
Bir kıyının hangi devlete ait olduğunu umursamazlardı.
İnsanların uğruna birbirlerini öldürdükleri pek çok şey, suyun altında bütünüyle anlamsız görünürdü.
Gündüz Vassaf tam da bu bakış açısının sağladığı özgürlükle tarih, mizah, mitoloji ve hayal gücü arasında dolaşıyor. Kitaptaki öyküler kimi zaman eğlenceli, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman şiirsel bir tona bürünürken Boğaziçi yalnızca bir mekân olmaktan çıkıp anlatının başlıca karakterlerinden birine dönüşüyor.
Üstelik kitap yalnızca geçmişe bakmıyor.
İnsan ile doğa arasındaki ilişkiyi de sessizce sorguluyor.
Boğaz’ı kirletenler…
Balıkları avlayanlar…
Kıyıları değiştirenler…
Ve bütün bunlara rağmen yaşamaya devam eden deniz…
İnsanın İstanbul’u kendisine ait sanmasıyla, İstanbul’un insandan çok daha eski ve kalıcı olması arasındaki çelişki öykülerin altında sürekli hissediliyor.
Boğaziçi’nde Balık, İstanbul tarihini alışılmadık bir yerden anlatan; gerçek ile kurmacayı, bilgiyle hayal gücünü, mizahla hüznü buluşturan özgün bir öyküler toplamı. Eserin resim ve çizimlerle desteklenen yapısı da bu düşsel yolculuğu tamamlıyor.
İnsanlar İstanbul’u yüzyıllardır anlatıyor.
Belki biraz da balıkları dinlemek gerekir.
Çünkü biz kıyıda kendi tarihimizi yazarken,
onlar Boğaz’ın altında hepsini gördüler.