Sinan Yağmur, 1965 yılında Kırşehir’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini doğduğu şehirde tamamladı. Çocukluk yıllarında aile çevresinden dinlediği dinî anlatılar, Anadolu halk kültürü, menkıbeler ve geleneksel hikâyeler ilerleyen yıllarda eserlerinin temel kaynakları arasında yer aldı.
1984 yılında Kırşehir İmam Hatip Lisesinden mezun oldu. Lise eğitimi sırasında Kur’an, hadis, siyer, İslâm tarihi, kelâm, tasavvuf ve klasik dinî metinlerle ilgilendi. Aynı dönemde Anadolu’nun sözlü anlatı geleneğiyle dinî ve tasavvufî şahsiyetlerin hayatlarına yöneldi.
Yükseköğrenimini Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde sürdürdü. Konya’da geçirdiği üniversite yılları, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Şems-i Tebrîzî, Mesnevî ve Mevlevîlik kültürüyle kurduğu ilişkinin gelişmesinde belirleyici oldu.
1990 yılında Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Aynı yıl üniversitenin Kelâm ve İslâm Felsefesi Anabilim Dalında lisansüstü öğrenime başladı. Kelâm, İslâm düşüncesi, tasavvuf, insanın manevi gelişimi ve dinî kavramların çağdaş hayattaki karşılıkları üzerine çalıştı.
1991 yılında Kadınhanı İmam Hatip Lisesinde öğretmenliğe başladı. Daha sonra Konya İmam Hatip Lisesi ile Meram Dr. Ali Rıza Bahadır İmam Hatip Lisesinde öğretmenlik ve yöneticilik görevlerinde bulundu. Naciye Mumcuoğlu Lisesinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak çalıştı.
Öğretmenlik mesleği, eserlerindeki açıklayıcı ve doğrudan anlatımın oluşmasına katkı sağladı. Tarihî ve tasavvufî kişilikleri yalnızca kronolojik bilgilerle tanıtmak yerine onların düşüncelerini, manevi mücadelelerini ve insan ilişkilerini geniş okur kitlesinin anlayabileceği hikâyeler aracılığıyla aktardı.
Aile içi iletişim, sevgi, merhamet, tasavvuf, Mevlânâ, Şems-i Tebrîzî ve manevi gelişim üzerine konferanslar verdi. Televizyon ve radyo programlarına katıldı; kitap fuarlarında ve kültür etkinliklerinde okurlarla bir araya geldi.
Yazarlığının ilk döneminde dinî hikâyeler, peygamberler tarihi, Mevlânâ ve Mesnevî çevresinde eserler kaleme aldı. Çalışmalarında klasik kaynaklardan, menkıbelerden, tasavvuf geleneğinden ve tarihî şahsiyetler hakkında oluşmuş anlatılardan yararlandı.
Tennure ve Ateş, Mevlânâ’nın hayatını, düşüncesini ve Mesnevî’den seçilmiş anlatıları bir araya getiren ilk dönem eserlerinden biridir. Tennure, Mevlevî semasında kullanılan kıyafeti; ateş ise aşkın insanı dönüştüren, arındıran ve benliğinden uzaklaştıran gücünü temsil eder.
Eserde Mevlânâ’nın ailesi, eğitimi, Konya’ya gelişi, Şems-i Tebrîzî ile karşılaşması ve bu karşılaşmanın ardından yaşadığı manevi dönüşüm anlatılır. Mesnevî’den alınan hikâyeler, insanın nefsini tanıması, sabır, merhamet, tevazu ve ilahî aşk kavramları çevresinde yorumlanır.
Mesnevî’den Hikâyeler, Mesnevî’de yer alan temsilî anlatıları günümüz okurunun takip edebileceği sade bir dille yeniden aktarır. Hayvanlar, hükümdarlar, dervişler, tüccarlar ve gündelik hayatın farklı kişileri aracılığıyla insan davranışları ve ahlaki tercihler işlenir.
Mesnevî’den İnciler, Mesnevî’den Hikmetler ve Mevlânâ’dan Nefesler gibi derleme ve yorum çalışmalarında Mevlânâ’nın sözleri, beyitleri ve hikâyeleri belirli temalar çevresinde bir araya getirilir. Aşk, sabır, dostluk, ölüm, nefis, gönül ve insanın kendi iç dünyasını tanıması bu eserlerin ortak konularıdır.
Cennetin Gülü Hz. Muhammed, Hz. Muhammed’in hayatını sevgi, merhamet, sabır ve insan ilişkileri çevresinde anlatır. Siyer bilgisini edebî ve duygusal bir söyleyişle birleştiren eser, peygamberlik hayatını kronolojik olayların yanında ahlaki örneklik üzerinden ele alır.
Barış Peygamberi Hz. Muhammed’de barış, bağışlama, insan onuru ve toplumsal uzlaşma kavramları öne çıkar. Hz. Muhammed’in farklı topluluklarla ilişkileri, savaş ve barış dönemlerindeki kararları ve insanlara yaklaşımı anlatının temelini oluşturur.
Bilemezsiniz Ama Babalar da Ağlar, aile, babalık, sevgi, sorumluluk ve duyguların ifade edilmesi üzerine kurulu hikâye ve denemelerden oluşur. Baba figürü yalnızca otorite ve geçim sorumluluğuyla değil, özlem, korku, merhamet ve kırılganlıkla birlikte ele alınır.
Her Anne Bir Melektir, annelik, fedakârlık, aile hafızası ve çocukluk duyguları üzerinde yoğunlaşır. Anne figürü, koruyuculuk ve şefkatin yanında ailenin manevi hafızasını taşıyan kişi olarak anlatılır.
Minik Kalplere Dinî Hikâyeler, Dinimizi Sevdiren Hikâyeler, Mevlânâ Dede’den Masallar ve Dostlarımız Hayvanlar gibi çocuk kitaplarında dinî ve ahlaki konular kısa hikâyelerle aktarılır. Merhamet, paylaşma, dürüstlük, hayvan sevgisi, büyüklere saygı ve sorumluluk gibi değerler çocukların gündelik deneyimleriyle ilişkilendirilir.
Aşkın Gözyaşları dizisi, Sinan Yağmur’un geniş okur kitlesine ulaşmasını sağlayan başlıca eser grubudur. Beş kitaplık seri Şems-i Tebrîzî, Mevlânâ, Kimya Hatun, Hallâc-ı Mansûr ve Yunus Emre’nin hayatlarını tasavvufî biyografik roman biçiminde ele alır.
Dizinin ilk kitabı Şems-i Tebrîzî’ye odaklanır. Şems’in Tebriz’den Konya’ya uzanan yolculuğu, hakikat arayışı, insanlarla kurduğu ilişkiler ve Mevlânâ’yla karşılaşması anlatının merkezini oluşturur.
Şems, yerleşik kabulleri sorgulayan, insanı görünüşten öze çağıran ve manevi dönüşümü sarsıcı karşılaşmalarla başlatan bir derviş olarak kurulur. Onun yolculuğu yalnızca şehirler arasında değil, benlikten hakikate doğru ilerleyen içsel bir hareket biçiminde anlatılır.
Mevlânâ’yla karşılaşması, iki tarihî şahsiyet arasındaki dostluğun ötesinde mürşit, yol arkadaşı, ayna ve manevi uyanış kavramlarıyla ilişkilendirilir. Şems’in gelişiyle Mevlânâ’nın bilgiyi yaşayan ve şiire dönüştüren yeni bir manevi konuma geçişi işlenir.
Dizinin ikinci kitabı Hz. Mevlânâ’yı merkeze alır. Şems’in kayboluşunun ardından yaşanan yas, arayış ve dönüşüm; Mesnevî’nin oluşumu, sema, şiir ve irşat faaliyetleriyle birlikte anlatılır.
Mevlânâ’nın Şems’i dış dünyada ararken onun açtığı manevi yolu kendi içinde bulması eserin temel çizgilerinden biridir. Ayrılık, yalnızca kayıp ve acı değil, insanın kendi hakikatiyle karşılaşmasına yol açan dönüştürücü bir deneyim olarak ele alınır.
Üçüncü kitap Kimya Hatun’un bakış açısına yönelir. Mevlânâ’nın ailesi ve Şems çevresinde gelişen olaylar, genç bir kadının duyguları, evlilik, aidiyet ve aşk anlayışı üzerinden yeniden anlatılır.
Kimya Hatun’un anlatı merkezine alınması, tarihî ve tasavvufî olayların yalnızca tanınmış erkek şahsiyetlerin hayatlarıyla sınırlı kalmamasını sağlar. Aile içindeki ilişkiler, suskunluklar, beklentiler ve manevi çevrenin bireysel hayat üzerindeki etkileri görünür hâle gelir.
Dizinin dördüncü kitabı Hallâc-ı Mansûr’un hayatına ve “Ene’l-Hak” sözü çevresinde gelişen tarihî sürece yönelir. Hallâc’ın tasavvuf anlayışı, yolculukları, sözleri, yargılanması ve ölümü ilahî aşk, benlikten geçiş ve hakikate tanıklık kavramlarıyla birlikte ele alınır.
Hallâc-ı Mansûr, söylediği sözün bedelini ödeyen ve aşkı yalnızca duygusal bir hâl değil, bütün varlığını dönüştüren bir hakikat olarak yaşayan tarihî kişilik biçiminde anlatılır. Sessizlik, çile ve ölüm eserde manevi sadakatin aşamaları hâline gelir.
Dizinin beşinci kitabı Yunus Emre’nin hayatını konu edinir. Yunus’un kıtlık döneminde Hacı Bektaş-ı Velî’nin dergâhına gidişi, Tapduk Emre’ye bağlanması, dergâh hizmeti, şiiri ve Anadolu’daki yolculukları anlatılır.
Yunus Emre’nin sade Türkçesi, insan sevgisi, teslimiyeti ve ilahî aşkı eserin temel düşünsel alanlarını oluşturur. Şiirleri, yalnızca alıntılanan tarihî metinler olarak değil, karakterin yaşadığı manevi dönüşümü açıklayan anlatı unsurları biçiminde kullanılır.
Aşkın Gözyaşları dizisinde tarihsel olaylar kurmaca diyaloglar, iç konuşmalar, mektuplar, rüyalar ve lirik betimlemelerle genişletilir. Tarihî şahsiyetler, yalnızca düşünceleri ve eserleriyle değil, özlem, korku, yalnızlık, dostluk ve kayıp deneyimleriyle anlatılır.
Aşkın Meali dizisi, kutsal metinlerde ve İslâm tarihinde yer alan aşk, aile ve sadakat anlatılarına yönelir. Dizinin kitaplarında Hz. Yûsuf ile Züleyha, Hz. İbrâhim ile Hacer ve Hz. Ali ile Hz. Fâtıma merkeze alınır.
Yusuf ile Züleyha anlatısında güzellik, arzu, sabır, iffet, ayrılık ve bağışlanma işlenir. Yûsuf’un kuyu, kölelik, zindan ve yönetim görevine uzanan hayatı kişisel sınanmayla ilahî takdir arasındaki ilişki içinde aktarılır.
İbrahim ile Hacer’de teslimiyet, aile, göç, annelik ve kuraklık temaları öne çıkar. Hacer’in çölde su arayışı, yalnızca fiziksel bir hayatta kalma mücadelesi değil, inanç, çaba ve umudun birleştiği manevi bir yolculuk olarak anlatılır.
Hz. Ali ve Fâtıma’da aile hayatı, sadakat, yoksulluk, dayanışma, bilgi ve ahlak çevresinde gelişen bir anlatı kurulur. Tarihî kişiliklerin kamusal görevlerinin yanında ev içindeki ilişkileri ve manevi bağları işlenir.
Aşk’a Yolculuk dizisinin ilk kitabı Veysel Karanî’nin hayatına odaklanır. Hz. Muhammed’i görmeden ona bağlanan Veysel’in anne sevgisi, sadakati, tevazusu ve manevi yakınlığı anlatılır.
Dizinin ikinci kitabı Sümeyye ile Yâsir’i merkeze alır. İlk Müslümanların uğradıkları baskılar, inançlarında gösterdikleri kararlılık ve İslâm tarihindeki tanıklıkları aşk, sadakat ve fedakârlık kavramlarıyla ilişkilendirilir.
Kerbelâ: Hz. Hüseyin, Kerbelâ olayını Hz. Hüseyin’in adalet, bağlılık ve sorumluluk anlayışı üzerinden anlatır. Siyasal çatışma, aile bağları, yolculuk, kuşatma ve ölüm; İslâm tarihinin ortak hafızasında taşıdığı yas ve tanıklık boyutuyla işlenir.
Hüzün Yanığı, acı, kayıp, aşk ve manevi arayış çevresinde gelişen bir romandır. Hüzün, insanı edilgenleştiren bir duygu yerine kendisiyle ve hayatın anlamıyla yüzleşmesine yol açan dönüştürücü bir deneyim olarak kullanılır.
Hüzün Yanığı 2, Ashâb-ı Kehf anlatısını çağdaş karakterlerin sorunlarıyla bir araya getirir. Mağara, dış dünyadan kaçışın yanında içe dönüşü, korunmayı ve insanın yeni bir bilinçle hayata dönmesini temsil eder.
Bişnev: Aşkın Yedi Hâli, günümüzde yaşayan karakterlerin hayatlarını Mevlânâ ve Şems, Leylâ ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi geleneksel aşk anlatılarıyla ilişkilendirir. “Bişnev”, Mesnevî’nin ilk kelimesi olan “dinle” çağrısını taşır.
Romanda aşkın farklı hâlleri, kişilerin kayıp, aile, yalnızlık ve anlam arayışları içinde görünür hâle gelir. Tasavvufî anlatılar, modern insanın duygusal ve ruhsal sorunlarıyla ilişki kuran bir rehberlik alanına dönüşür.
Sevgi Öğretmeni, sevginin eğitim, aile ve toplumsal ilişkiler içindeki etkisini anlatır. Öğretmenlik, yalnızca bilgi aktaran bir meslek değil, öğrencilerin duygu ve değer dünyasına dokunan bir sorumluluk biçiminde ele alınır.
İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe: Bir Hukuk Şehidi, Ebû Hanîfe’nin hayatını, ilim anlayışını, hukuk düşüncesini ve siyasal otoriteyle ilişkisini konu edinir. Adalet, bağımsız düşünce, ilim ahlakı ve makam karşısında ilkeleri koruma eserin temel konularıdır.
Bana Güneşimi Getir: Bir Âşık Veysel Yolculuğu, Âşık Veysel’in hayatını kronolojik bir biyografinin yanında belirleyici anlar ve hatıralar üzerinden anlatır. Görme yetisini kaybetmesi, sazla tanışması, şiirleri, köy hayatı ve Anadolu yolculukları eserin anlatı çerçevesini oluşturur.
Âşık Veysel’in toprak, tabiat, dostluk, vatan ve insan sevgisi çevresinde gelişen şiir dünyası, Anadolu irfanının modern dönemdeki görünümü olarak ele alınır. Şairin hayatındaki acılar, şiir ve saz aracılığıyla ortak insanlık deneyimine dönüşür.
Ben Neyzen: Bir Neyzenin Hiçlik Hikâyesi, Neyzen Tevfik’in hayatına yönelir. Mevlevîhâne, meyhane, tımarhane, şiir, ney ve hiciv, onun toplumla ve kendi benliğiyle kurduğu çatışmalı ilişkinin mekânları ve ifade araçlarıdır.
Neyzen Tevfik’in yoksulluk, yalnızlık, bağımlılık ve toplumsal eleştiriyle şekillenen yaşamı, tasavvuftaki hiçlik kavramıyla ilişkilendirilir. Ney, insanın içindeki acıyı, özlemi ve hakikat arayışını sese dönüştüren temel simge olarak kullanılır.
Aynadaki Buğu, 2025 yılında yayımlanan özyaşamöyküsel bir anı kitabıdır. Yazarın çocukluk yılları, anne ve babası, öğretmenlik hayatı, dostlukları, okumaları, yazarlık serüveni ve yolculukları hatıralar aracılığıyla anlatılır.
Ayna, insanın kendisine bakmasını ve geçmişiyle yüzleşmesini; buğu ise benliğin ve hatıranın zaman içinde belirsizleşen yönlerini temsil eder. Hatırlama eylemi, yalnızca geçmişi kaydetmek değil, bugünkü kimliğin hangi kişiler ve deneyimler içinde oluştuğunu anlamak amacı taşır.
Yol Hikâyeleri, 2026 yılında yayımlandı. Fotoğraflarla desteklenen eser, yazarın farklı şehirlerde, köylerde, kültür etkinliklerinde ve yolculuklarda karşılaştığı insanlardan hareketle kaleme aldığı hikâyeleri bir araya getirir.
Kitapta yol, yalnızca iki mekân arasındaki fiziksel mesafe değildir. İnsanın kendi çocukluğunu, hayallerini, yazgısını ve başka insanların hayatlarındaki ortak duyguları keşfetmesini sağlayan bir karşılaşma alanıdır.
Yolculuk sırasında tanınan kişiler; köylüler, çocuklar, yaşlılar, okurlar, öğretmenler ve gündelik hayatın farklı çevrelerinden insanlardır. Bu kişiler kısa karşılaşmalar içinde aile, ayrılık, emek, özlem, yoksulluk, umut ve sevgi hikâyelerini taşır.
Yol Hikâyeleri’nde kişisel hatıra ile başkalarının yaşamlarına tanıklık iç içe geçer. Anlatıcı, yolda gördüğü insanları dışarıdan gözlemlemekle kalmaz; onların hikâyelerinin kendi geçmişinde ve duygularında oluşturduğu karşılıkları da aktarır.
Fotoğraflar, metinlerde anlatılan mekân ve karşılaşmaların görsel hafızasını oluşturur. Böylece eser hikâye, gezi notu, anı, portre ve fotoğraf albümü özelliklerini aynı yapıda birleştirir.
Sinan Yağmur’un eserlerinde yol, aşk, gözyaşı, ateş, su, ayna, güneş, gönül ve hiçlik sık kullanılan temel imgelerdir. Bu imgeler, karakterlerin dış dünyadaki hareketleriyle manevi dönüşümlerini birbirine bağlar.
Yol, insanın hakikate ve kendisine ulaşma çabasını; aşk, benliğin sınırlarını aşmasını; gözyaşı arınmayı ve içtenliği; ateş sınanma ile dönüşümü; su ise hayatı, merhameti ve manevi sürekliliği temsil eder.
Anlatımında şiirsel düzyazı, iç konuşma, mektup, dua, hitap, kısa hikâye ve biyografik anlatı birlikte kullanılır. Tarihî şahsiyetlerin sözleriyle yazarın kurduğu lirik cümleler aynı anlatı içinde yer alır.
Eserlerinin önemli bir bölümünde tarihî kişilerin ağzından yapılan anlatımlar bulunur. Birinci kişi anlatımı, okurla tarihî şahsiyet arasındaki mesafeyi azaltır ve olayların duygusal yönünü belirginleştirir.
Sinan Yağmur, ilahiyat bilgisini tasavvufî biyografik roman, dinî hikâye, çocuk edebiyatı, deneme, portre ve anı türleriyle birleştiren çağdaş Türk yazarları arasında yer alır.
#TürkYazar #TasavvufEdebiyatı #BiyografikRoman #DinîEdebiyat #Hikâye #Anı #Mevlânâ #ŞemsiTebrizi #İslamTarihi #Anadoluİrfanı #ManeviYolculuk #ÇocukEdebiyatı
Sinan Yağmur, Bibliosfer’de tasavvuf edebiyatı, biyografik roman, dinî edebiyat, İslâm tarihi, hikâye, anı, çocuk edebiyatı ve Anadolu irfanı alanlarında yer alır. Edebî üretiminin merkezinde ilahî aşk, gönül, manevi yolculuk, tarihî şahsiyetler, aile, merhamet ve insanın kendisini tanıması bulunur.
Aşkın Gözyaşları dizisi; tasavvufî biyografik roman, Mevlânâ, Şems-i Tebrîzî, Kimya Hatun, Hallâc-ı Mansûr ve Yunus Emre alanlarını kapsar. Dizi, tarihî şahsiyetlerin hayatlarını ortak bir aşk ve manevi dönüşüm çizgisinde birleştirir.
Şems-i Tebrîzî kitabında yolculuk, hakikat arayışı ve mürşitlik öne çıkar. Şems’in farklı şehirlerdeki hareketi, fiziksel bir seyahatin yanında kendi iç hakikatini arayan insanın manevi yolculuğunu temsil eder.
Şems’in Mevlânâ’yla karşılaşması, iki tamamlanmış kişiliğin sıradan dostluğu olarak kurulmaz. Karşılaşma, her iki kişinin de kendi bilgi, benlik ve hayat anlayışını yeniden değerlendirdiği dönüştürücü bir eşik niteliğindedir.
Mevlânâ kitabı, kayıp, ayrılık, yas, şiir ve manevi olgunlaşma alanlarında gelişir. Şems’in yokluğu, Mevlânâ’nın şiir ve sema aracılığıyla yaşadığı içsel değişimin temel hareket noktasıdır.
Kimya Hatun kitabı, tasavvufî çevre içindeki kadın deneyimine ve aile ilişkilerine yönelir. Tarihsel olayların genç bir kadının duygu ve beklentileri üzerinden anlatılması, serinin bakış açısı çeşitliliğini genişletir.
Hallâc-ı Mansûr anlatısı; aşk, hiçlik, söz, şehadet ve hakikate bağlılık alanlarını kapsar. “Ene’l-Hak” sözü, biyografik olayların yanında insanın sınırlı benliğinden geçmesi ve ilahî hakikatte anlam bulmasıyla ilişkilendirilir.
Yunus Emre kitabı; Anadolu tasavvufu, Türkçe, şiir, dervişlik, hizmet ve insan sevgisi alanlarında yer alır. Yunus’un şiirlerinden yapılan aktarımlar, olayların duygusal ve düşünsel anlamını belirleyen metinler olarak kullanılır.
Aşkın Gözyaşları dizisinin anlatımında biyografik bilgi, menkıbe, kurmaca, şiirsel düzyazı ve tasavvufî yorum birleşir. Tarihsel kişilerin duygu dünyaları, iç konuşmalar ve mektuplarla genişletilir.
Birinci kişi anlatımı, serinin belirgin yöntemlerinden biridir. Tarihî şahsiyetin kendi hayatını anlatıyormuş gibi kurulması, okurun olayları karakterin duygusal merkezinden izlemesini sağlar.
Lirik ve yüksek duygulu söyleyiş, aşkın gündelik bir ilişki olmaktan çıkarılarak manevi ve varoluşsal bir deneyim biçiminde sunulmasına hizmet eder. Gözyaşı, ateş, yol, suskunluk ve gönül imgeleri bu söyleyişin temel araçlarıdır.
Aşkın Meali dizisi; kıssa, aşk, aile, sabır, sadakat ve teslimiyet alanlarını kapsar. Kutsal ve tarihî anlatılar, karakterlerin duygusal deneyimleri ve ilişkileri çevresinde yeniden kurulur.
Yusuf ile Züleyha’da beşerî arzu ile manevi olgunlaşma arasındaki dönüşüm belirgindir. Yûsuf’un hayatındaki sınanmalar, sabır ve ahlak kavramlarının olay örgüsü içinde görünür hâle gelmesini sağlar.
İbrahim ile Hacer’de göç, çöl, susuzluk ve annelik temel simgelerdir. Hacer’in su arayışı, insanın teslimiyet içinde dahi çabayı bırakmaması gerektiğini anlatan hareketli bir yapı oluşturur.
Hz. Ali ve Fâtıma anlatısında aile hayatı, manevi şahsiyetlerin tarihsel görevlerinden bağımsız bir özel alan değildir. Sevgi, yoksulluk, paylaşma ve sorumluluk, ahlaki örnekliğin gündelik yaşamdaki karşılıklarıdır.
Aşk’a Yolculuk dizisi; Veysel Karanî, Sümeyye, Yâsir, anne sevgisi, peygamber sevgisi ve inançta kararlılık alanlarını bir araya getirir. Yolculuk kavramı, tarihî kişilerin hayatlarından okurun manevi arayışına açılan ortak bir simgedir.
Kerbelâ: Hz. Hüseyin; tarihî roman, İslâm tarihi, adalet, siyasal sorumluluk, yas ve şehadet alanlarında yer alır. Kerbelâ, geçmişte tamamlanmış bir çatışmanın yanında adalet ve iktidar arasındaki kalıcı gerilimi temsil eder.
Hüzün Yanığı kitapları; çağdaş karakterler, kayıp, yalnızlık, Ashâb-ı Kehf, mağara ve manevi yenilenme alanlarını kapsar. Hüzün, insanın kendisini ve hayatını yeniden anlamlandırmasına yol açan içsel hareket olarak kullanılır.
Bişnev: Aşkın Yedi Hâli, klasik aşk anlatılarıyla çağdaş insanın psikolojik ve duygusal sorunlarını birleştirir. Mevlânâ, Şems, Leylâ, Mecnun, Ferhat ve Şirin, modern karakterlerin yaşadıkları çıkmazları yorumlayan kültürel hafıza unsurlarıdır.
“Dinle” çağrısı, eserin hem biçimsel hem düşünsel merkezidir. Karakterlerin iyileşmesi, yalnızca öğüt almalarına değil, kendilerini ve başkalarını dinlemeyi öğrenmelerine bağlanır.
Tennure ve Ateş ile Mesnevî çevresindeki çalışmalar; Mevlevîlik, Mesnevî, temsilî hikâye, tasavvufî eğitim ve ahlak alanlarında yer alır. Klasik metinlerdeki anlatılar çağdaş Türkçeyle ve açıklayıcı yorumlarla aktarılır.
Mesnevî hikâyelerinde insan davranışları çoğunlukla temsilî kişiler ve hayvanlar aracılığıyla anlatılır. Sinan Yağmur’un yeniden anlatımı, kıssaların temel düşüncesini korurken olayları modern okurun takip edebileceği bir anlatı düzenine taşır.
Cennetin Gülü Hz. Muhammed ile Barış Peygamberi Hz. Muhammed; siyer, peygamber sevgisi, merhamet, bağışlama ve ahlaki örneklik alanlarını kapsar. Hz. Muhammed’in hayatı yalnızca kronolojik savaşlar ve siyasal gelişmeler üzerinden kurulmaz.
Peygamberlik anlatısında aile, çocuklar, yoksullar, komşular ve farklı inanç topluluklarıyla kurulan ilişkiler belirgin yer tutar. Ahlak, soyut ilkelerden çok kişilere yaklaşım ve gündelik davranışlarla açıklanır.
Bilemezsiniz Ama Babalar da Ağlar ile Her Anne Bir Melektir; aile, anne, baba, çocukluk, fedakârlık ve duygu alanlarında birleşir. Anne ve baba figürleri tek boyutlu aile rolleri yerine farklı duygular ve sorumluluklarla ele alınır.
Çocuk kitapları; dinî hikâye, masal, hayvan anlatısı, tarih ve değerler eğitimi alanlarında yer alır. Öğretici içerik, olay ve karakterler aracılığıyla hikâyeleştirilir.
Çocuk anlatılarında sevgi ve merhamet temel değerlerdir. Dinî bilgi, korku ve ceza merkezli bir söyleyiş yerine iyilik, paylaşma, dürüstlük ve canlılara saygı çevresinde aktarılır.
İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe; biyografik roman, İslâm hukuku, adalet, ilim ahlakı ve siyasal otorite alanlarını kapsar. Ebû Hanîfe’nin hukuk düşüncesi, kişiliği ve yönetim karşısındaki bağımsız tavrıyla birlikte anlatılır.
Eserde adalet, yalnızca hukuk kurallarının uygulanması değil, insan onuru ve yöneticinin sorumluluğuyla bağlantılı temel bir ahlaki ilke olarak kurulur. İlim, makam ve şöhret edinmenin değil, hakikate ve topluma hizmet etmenin yolu olarak ele alınır.
Bana Güneşimi Getir; biyografik anlatı, Âşık Veysel, halk şiiri, Anadolu, toprak ve insan sevgisi alanlarında yer alır. Belirleyici hayat kesitleri, kronolojik bilginin yanında duygusal ve kültürel anlamlarıyla aktarılır.
Âşık Veysel’in görme kaybı, onun yalnızca acı çeken bir kişi olarak kurulmasına yol açmaz. Şiir, saz ve tabiatla geliştirdiği ilişki, farklı bir görme ve anlama biçimi oluşturur.
Ben Neyzen; Neyzen Tevfik, biyografik anlatı, hiciv, ney, Mevlevîlik, yalnızlık ve hiçlik alanlarını kapsar. Neyzen’in hayatındaki karşıtlıklar, tasavvufî arayışla toplumsal başkaldırıyı aynı kişilikte birleştirir.
Ney, yalnızca bir musiki aleti değildir. İnsan nefesini, acıyı, özlemi ve kendisini aşma isteğini sese dönüştüren sembolik bir araçtır.
Aynadaki Buğu; anı, özyaşamöyküsü, çocukluk, aile, öğretmenlik, dostluk ve yazarlık alanlarında yer alır. Yazar, tarihî ve tasavvufî kişilikleri anlattığı eserlerden sonra kendi hayatını anlatının merkezine taşır.
Ayna imgesi öz değerlendirmeyi, buğu ise geçmişin zaman içinde değişen ve tam olarak açıklanamayan yönlerini temsil eder. Hatıralar, tek başına yaşanmış kişisel olaylar değil, başka insanların izlerini taşıyan ortak deneyimler biçiminde kurulur.
Yol Hikâyeleri; hikâye, anı, gezi, portre, fotoğraf ve insan karşılaşmaları alanlarını bir araya getirir. Eserde yazarın kendi hayatı ile yolculuklarında tanıdığı kişilerin kısa yaşam kesitleri birbirine bağlanır.
Yol, Sinan Yağmur’un önceki tasavvufî romanlarında manevi arayışı temsil ederken bu eserde somut şehirler, köyler ve insanlar üzerinden ilerler. Fiziksel yolculukla içsel hareket aynı anlatı içinde varlığını sürdürür.
Yol Hikâyeleri’ndeki kişiler büyük tarihsel olayların kahramanları değildir. Gündelik hayat içindeki küçük davranışları, hatıraları, özlemleri ve sözleriyle anlatıya değer kazandırırlar.
Fotoğrafın kullanılması, anlatılan karşılaşmaları görsel tanıklıkla destekler. Metin ve görüntü, bireysel hafızayla toplumsal hayatın kesiştiği ortak bir kayıt oluşturur.
Sinan Yağmur’un anlatı dünyasında aşk, beşerî ilişkiden başlayarak ilahî ve evrensel sevgiye açılan geniş bir kavramdır. Aşk; dostluk, aile, öğretmenlik, tarihî kişilikler ve insanın yaratıcıyla ilişkisi içinde farklı görünümler kazanır.
Gözyaşı, eserlerde zayıflığın değil, insanın kendi duygularıyla ve hakikatle karşılaşmasının işaretidir. Ağlamak, arınma, pişmanlık, özlem, merhamet ve sevginin ortak ifadesi olarak kullanılır.
Ateş, aşkın ve sınanmanın; su, merhamet ve hayatın; ayna, insanın kendisini tanımasının; güneş, hakikat ve manevi aydınlanmanın; hiçlik ise benlik iddiasından uzaklaşmanın sembolüdür.
Dili şiirsel, hitabetli ve duygusal yoğunluk taşıyan bir yapıdadır. Kısa ve vurgulu cümleler, doğrudan seslenişler, sorular, tekrarlar ve tasavvufî terimler anlatının ritmini oluşturur.
Mektup, dua ve iç konuşma biçimleri karakterlerin duygu dünyalarını doğrudan aktarmak için kullanılır. Bu metin türleri, biyografik olayların kronolojik aktarımını lirik ve kişisel bir anlatıma dönüştürür.
Tarihî bilgiyle kurmaca arasındaki ilişki, eserlerinin türsel yapısını belirler. Temel kişiler ve olaylar tarihî kaynaklardan gelirken diyaloglar, iç konuşmalar ve duygusal sahneler edebî kurgu aracılığıyla oluşturulur.
Öğretmenlik kimliği, metinlerin geniş yaş ve eğitim gruplarınca izlenebilen açıklayıcı yapısında görülür. Dinî ve tasavvufî kavramlar, hikâyelerin içinde örnekler ve kişisel deneyimler aracılığıyla açıklanır.
Sinan Yağmur’un Bibliosfer profili; tasavvuf edebiyatı, biyografik roman, dinî hikâye, İslâm tarihi, Mevlânâ, Şems-i Tebrîzî, Yunus Emre, Hallâc-ı Mansûr, Anadolu irfanı, aile, anı, çocuk edebiyatı ve manevi yolculuk başlıklarından oluşur. Edebî konumu, tarihî ve tasavvufî kişilikleri şiirsel, duygusal ve geniş okur kitlesine açık bir anlatımla yeniden kurmasıyla belirginleşir.
Yol Hikayeleri
Aşkın Gözyaşları 1 / Şems Tebrizi
Aşkın Gözyaşları 4 / Hallac-ı Mansur
Hz. Ali ve Fatıma - Aşkın Meali 3
Aşkın Gözyaşları 2 / Hz. Mevlânâ
Hz. Yusuf ile Züleyha - Aşkın Meali 1
Aşkın Gözyaşları 5 / Yunus Emre
Babalar da Ağlar
Hüzün Yanığı