Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
0 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 15-02-1984
Doğum yeri Bursa

Seray Şahiner, 15 Şubat 1984’te Bursa’da doğdu ve İstanbul’da büyüdü. İlköğrenimini Oruçgazi İlköğretim Okulu’nda, lise öğrenimini Pertevniyal Anadolu Lisesi’nde tamamladı. 2003 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’ne girdi ve 2007 yılında mezun oldu.

Lisans öğreniminin ardından Marmara Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Sinema Bilim Dalında yüksek lisans yaptı. 60’lar Türk Sineması’nda Orhan Kemal Senaryolarında “Zenginlik” Teması başlıklı teziyle 2011 yılında yüksek lisans derecesini aldı. Türk sineması, sınıfsal farklılıklar, zenginlik ve yoksulluk temaları üzerine yürüttüğü akademik çalışma, edebî üretimindeki toplumsal gerçekçi yönelimle birleşti.

Üniversite yıllarında Hayvan dergisinde çalışmaya başladı. Marie Claire dergisi ve BirGün gazetesinde görev aldı; muhabirlik yaptı ve kültür, toplum ve gündelik hayat üzerine yazılar kaleme aldı. Kara Kutu ve Kaygan Zemin fanzinlerinde yazıları yayımlandı. Aylak Öykü dergisinin yayın kurulunda yer aldı; OT dergisi ve BirGün gazetesindeki yazılarını sürdürdü.

Gazetecilik ve yayıncılığın yanında dönemsel olarak garsonluk, konfeksiyonda el işçiliği ve makinecilik yaptı. Farklı çalışma alanlarında edindiği gözlemler, eserlerindeki işçi kadınlar, güvencesiz çalışanlar, yoksul mahalleler, gündelik emek ve sınıfsal ilişkilerin gerçekçi biçimde kurulmasına katkı sağladı.

Öykücülüğünün ilk döneminde Varlık dergisinin 2006 yılında düzenlediği Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’ne Gelin Başı adlı dosyasıyla katıldı. Dosya ödül kapsamında dikkate değer bulundu. İlk öykü kitabı Gelin Başı 2007 yılında yayımlandı.

Gelin Başı, kent yaşamı içinde ekonomik ve toplumsal baskılarla karşılaşan kadınların, gençlerin ve çalışanların dünyasına odaklanan öykülerden oluşur. Aile ilişkileri, evlilik, aşk, iş hayatı, yoksulluk, toplumsal roller ve kadınların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olma çabaları kitabın temel alanlarını oluşturur.

Öykülerde ev, işyeri, sokak, toplu taşıma araçları ve mahalle gibi gündelik mekânlar kullanılır. Karakterlerin iç konuşmaları ile çevreden gelen sesler yan yana ilerler. Konuşma dili, mizah, ironi ve toplumsal gözlem, kitabın anlatım yapısında belirgin yer tutar.

Gelin Başı’nda yer alan bazı öyküler tiyatroya uyarlandı. İstanbul Şehir Tiyatrolarında sahnelenen Yedi Tepeli Aşk adlı oyunda kitaptaki üç öykü kullanıldı. Kitaptan uyarlanan İadesiz Taahhütsüz adlı oyun ise Tiyatro Boyalı Kuş tarafından sahnelendi.

Hanımların Dikkatine, 2011 yılında yayımlanan ve aynı gün içinde geçen dokuz öyküden oluşan bir kitaptır. Öykülerde kadınların ev, sokak, iş hayatı, aile, aşk ve toplumsal beklentiler arasında yaşadıkları çatışmalar ele alınır. Farklı karakterlerin anlatıları, ortak zaman ve şehir atmosferi içinde birbirine yaklaşır.

Kitaptaki karakterler reklamlar, anonslar, telefon mesajları, televizyon programları ve çevreden gelen yönlendirmelerle kuşatılmıştır. Toplumun kadınlar için ürettiği ideal kimliklerle karakterlerin iç sesleri arasındaki gerilim, öykülerin temel yapısını oluşturur. Mahrem hayat ile kamusal alan, ev ile sokak ve bireysel isteklerle toplumsal baskı karşı karşıya gelir.

Hanımların Dikkatine’de gündelik dil, iç konuşma, diyalog ve dış sesler bir arada kullanılır. Reklam dili, medya söylemi ve toplumsal kalıplar ironik bir anlatımla işlenir. Kitap, 2012 yılında Yunus Nadi Öykü Ödülü’ne değer görüldü.

Antabus, 2014 yılında yayımlanan ve Leyla adlı bir kadının yaşamına odaklanan romandır. Leyla’nın eğitimden uzak bırakılması, istemediği bir evliliğe yönlendirilmesi, aile içi şiddetle karşılaşması ve kendi hayatı üzerinde karar verememesi romanın temel çatışmasını oluşturur.

Roman, kadına yönelik şiddeti yalnızca bireysel bir aile sorunu olarak ele almaz. Ataerkil toplumsal düzen, ekonomik bağımlılık, eğitim yoksunluğu, çevrenin sessizliği ve kadınların yaşamlarını belirleyen geleneksel beklentiler aynı anlatı içinde işlenir. Leyla’nın sınırlı imkânlarla hayatta kalma ve kendisine ait bir yaşam kurma çabası romanın merkezinde yer alır.

Antabus’un anlatımında televizyon programları, Yeşilçam filmleri, üçüncü sayfa haberleri, reklamlar ve popüler kültür unsurları kullanılır. Leyla’nın iç sesi ile medyanın ürettiği kadın imgeleri arasındaki karşıtlık, romanın mizahi ve eleştirel yapısını güçlendirir.

Roman aynı adla tiyatroya uyarlandı ve Tatbikat Sahnesi tarafından sahnelendi. Antabus’un sahne uyarlaması, 2016 Afife Tiyatro Ödülleri’nde ilk kez sahnelenmiş yerli oyun yazarlarına verilen Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü’nü aldı.

Reklamı Atla, 2016 yılında yayımlanan deneme kitabıdır. Eserde büyüme, çocukluk, gençlik, kent hayatı, toplumsal ötekileştirme, zorunlu göç, temsil, siyasal hafıza ve kuşak deneyimleri ele alınır. Kişisel anılar, toplumsal olaylar ve şehir gözlemleri aynı anlatı içinde buluşur.

Kitapta ilkokul yıllarından başlayan dışlanma biçimleri, mahallelerin dönüşümü, kültürel mekânların kaybı, Emek Sineması ve Gezi Direnişi gibi olaylar işlenir. Kent hakkı ile bireyin söz hakkı arasındaki ilişki, İstanbul’un değişen sokakları ve toplumsal hareketler üzerinden ele alınır.

Reklamı Atla’nın denemelerinde kişisel anlatı, gazetecilik gözlemi, mizah ve siyasal eleştiri birlikte kullanılır. Reklamların, televizyonun ve popüler kültürün ürettiği yaşam biçimleri, gerçek insanların ekonomik ve toplumsal deneyimleriyle karşılaştırılır.

Kul, 2017 yılında yayımlanan ve Mercan adlı bir kadının yalnızlık, görünmezlik ve ait olma arayışını konu edinen romandır. Bodrum katında yaşayan Mercan, kentsel dönüşümle değişen İstanbul’da çevresindeki insanların, işlerin ve eski ilişkilerin ortadan kalkmasıyla daha derin bir yalnızlığa sürüklenir.

Mercan’ın cemevi, cami, kilise ve türbe gibi farklı inanç mekânlarını dolaşarak kendisine gönderilecek bir işaret araması, romanın yolculuk yapısını oluşturur. Bu arayışın merkezinde yalnızca dinî bir cevap değil, varlığını fark edecek ve sesine karşılık verecek bir insan bulma isteği yer alır.

Kul’da sınıf, kent yoksulluğu, güvencesiz yaşam, kentsel dönüşüm, inanç, yalnızlık ve görünmez emek birlikte işlenir. İstanbul’un bodrum katları, yıkılan mahalleleri ve değişen çalışma alanları, karakterin ruhsal dünyasıyla bağlantılı biçimde kullanılır.

Romanın zaman yapısında geçmiş ve bugün iç içe geçer. Mercan’ın iç konuşmaları, çağrışımları, duaları ve gündelik gözlemleri anlatının ritmini belirler. Mizah, karakterin karşılaştığı güçlükleri görünür kılan ve yaşamla bağını korumasını sağlayan bir anlatım aracı hâline gelir.

Kul, 2018 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı’na değer görüldü. Roman, Toy İstanbul tarafından tiyatroya uyarlandı ve sahnelendi.

Hepyek, 2019 yılında yayımlanan öykü kitabıdır. İstanbul’da yalnız dolaşanlar, köyde tek başına bırakılanlar, hayallerinden uzaklaşanlar, işini ve çevresini kaybedenler kitabın karakter dünyasını oluşturur. Kent ile taşra, geçmiş ile bugün ve gerçek yaşam ile düşler arasında bağlantılar kurulur.

Öykülerde yoksulluk, yalnızlık, aile, göç, arkadaşlık, dayanışma, çalışma hayatı ve hayata tutunma çabası öne çıkar. Karakterler içinde bulundukları koşullar tarafından sınırlandırılsalar da gündelik hayatın içinden geliştirdikleri mizah ve dirençle varlıklarını sürdürür.

Hepyek’te zaman ve mekân doğrusal bir düzenle sınırlı değildir. Hatıralar, hayaller, şarkılar, kitaplar ve sokaklar farklı dönemleri birbirine bağlar. İstanbul’un gece sokakları ile kırsal yaşamın yalnızlığı aynı öykü evreninin parçaları hâline gelir.

Kitap, aynı adla tiyatroya uyarlandı. Hepyek’in sahne uyarlaması Devlet Tiyatroları tarafından sahnelendi.

Ülker Abla, 2021 yılında yayımlanan romandır. Romanın merkezindeki Ülker, eşinden uzun yıllar şiddet görmüş ve gidecek başka bir yeri olmadığı için bu hayatın içinde kalmış bir kadındır. Bir gece evini terk ederek kendisine yeni bir yaşam alanı aramaya başlar.

Ülker, sığındığı hastanede kimsesiz hastalara refakat ederek kalacak yer ve geçim imkânı oluşturur. Hastanenin koridorları, odaları ve bekleme alanları, hem geçmişinden uzaklaşmaya çalıştığı hem de farklı insanların hayatlarıyla karşılaştığı yeni yaşam çevresine dönüşür.

Roman; kadına yönelik şiddet, evlilik, yoksulluk, barınma, görünmeyen bakım emeği, hastalık, yalnızlık ve kadın dayanışması temalarını işler. Ülker’in evi terk etmesi, yalnızca fiziksel bir kaçış değil, toplumun onun için belirlediği kimliği ve yaşam sınırlarını reddetme sürecidir.

Ülker’in keskin mizahı, yaşadığı şiddeti ve yoksunluğu anlatmasının temel araçlarından biridir. Konuşma dili, deyimler, gündelik gözlemler ve iç monologlar karakterin özgün sesini oluşturur. Mizah, acıyı hafifleten bir unsur olmanın yanında toplumsal düzene yönelen eleştirel bir söylem işlevi görür.

Ülker Abla, 2022 yılında Duygu Asena Roman Ödülü’nü ve Dünya Kitap Yılın Telif Kitabı Ödülü’nü aldı.

Vatan Millet Samatya, 2025 yılında yayımlanan romandır. Üç kuşağın aile ilişkilerini, değişen İstanbul ve Samatya çevresinde ele alır. Aile bağları sevgi kadar bağımlılık, zaaf, korku, baskı ve hayatta kalma biçimleri üzerinden kurulur.

Romanda sevilme ve kabul edilme isteğiyle büyüyen kızlar, aile içindeki iktidar ilişkileri, ekonomik değişimler ve kadınlarla erkeklerin baskı altında geliştirdikleri farklı davranış biçimleri yer alır. Kişilerin geçmişleri ile sonraki kuşaklara aktardıkları korkular ve alışkanlıklar anlatının aile tarihini oluşturur.

İstanbul’un dönüşümü, yalnızca mimari ve fiziksel bir değişim olarak ele alınmaz. Mahalle hayatı, sınıfsal hareketlilik, caddeler, evler, işyerleri ve ailelerin ekonomik konumları şehirdeki değişimle birlikte yeniden şekillenir. Samatya, karakterlerin hafızalarını ve aidiyetlerini taşıyan temel mekânlardan biridir.

Romanın anlatımında kuşaklar arası geçiş, farklı karakterlerin sesleri, aile sırları, geriye dönüşler ve ironik diyaloglar kullanılır. Zor yaşam koşulları ile coşkulu konuşma dili yan yana ilerler. Aile içindeki çelişkiler, İstanbul’un sosyal ve sınıfsal dönüşümüyle birlikte görünür hâle gelir.

Seray Şahiner’in eserlerinde kadınların gündelik hayatı, aile içindeki konumları, çalışma koşulları ve toplumsal baskılar belirgin bir yer tutar. Kadın karakterler yalnızca karşılaştıkları sorunlarla değil, geliştirdikleri dil, mizah, dayanışma ve hayatta kalma biçimleriyle ele alınır.

Eserlerinde taşradan kente göç edenler, ekonomik açıdan güvencesiz insanlar, bodrum katlarında yaşayanlar, işçiler, ev kadınları, refakatçiler ve kent dönüşümünün dışında bırakılan kişiler geniş bir karakter çevresi oluşturur. Toplumsal sınıf, karakterlerin yaşayabildiği mekânları, ilişkilerini ve gelecek imkânlarını belirleyen temel yapılardan biridir.

Gazetecilik deneyimi, eserlerindeki doğal diyalogların, ayrıntılı gözlemlerin ve farklı toplumsal kesimlere ait konuşma biçimlerinin gelişiminde etkili oldu. Sokaktan, işyerinden, televizyondan ve gündelik konuşmalardan gelen sesler, kurmaca karakterlerin diline taşındı.

Toplumcu gerçekçi anlatı, eserlerinde mizah ve ironiyle birleşir. Şiddet, yoksulluk, yalnızlık ve toplumsal eşitsizlik gibi ağır konular, karakterlerin özgün konuşma biçimleri ve gündelik hayat içindeki çelişkiler aracılığıyla aktarılır. Mizah, karakterleri küçümseyen değil, baskı karşısındaki dirençlerini görünür kılan bir işleve sahiptir.

Roman ve öyküleri İtalyanca, Fransızca, Arapça, Farsça, Makedonca, Sırpça, Malayalamca, Bulgarca, Hırvatça ve Yunanca gibi dillere çevrildi. Öykü ve romanlarının tiyatroya uyarlanması, eserlerindeki güçlü karakter seslerini, diyalog yapısını ve sahneye açık anlatım özelliklerini farklı sanat alanlarına taşıdı.

#TürkYazar #Öykü #Roman #Deneme #ÇağdaşTürkEdebiyatı #ToplumcuGerçekçilik #KadınEdebiyatı #Sınıf #KentYoksulluğu #İstanbul #Mizah #ToplumsalEşitsizlik