Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
1 Kitap
0 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 17-02-1903
Doğum yeri Tahran
Ölüm tarihi 09-04-1951

Sâdık Hidâyet, 17 Şubat 1903’te Tahran’da edebiyat, siyaset ve devlet yönetimiyle ilişkili köklü bir ailede doğdu. Babası Hidâyetkulu Han, askerî eğitim alanında yöneticilik yapan bir edebiyat tarihçisiydi.

İlköğrenimini Tahran’daki İlmiye Mektebinde gördü. Ardından Darülfünun’a devam etti; geçirdiği göz rahatsızlığı nedeniyle buradaki öğrenimine ara verdikten sonra Fransız Saint-Louis Mektebine geçti. Fransızca öğrendiği bu okulda Fransız ve Avrupa edebiyatıyla tanıştı.

1925’te devlet bursuyla yükseköğrenim görmek üzere Avrupa’ya gönderildi. Belçika’nın Gent şehrinde mühendislik, daha sonra Fransa’da mimarlık ve Fransız edebiyatı alanlarında öğrenim gördü; ancak herhangi bir yükseköğretim programını tamamlamadan 1930’da İran’a döndü.

Avrupa yıllarında kurmaca, tiyatro, deneme ve düşünce yazıları kaleme almaya başladı. Hayvanlara karşı şiddeti sorguladığı İnsan ve Hayvan ile beslenme, etik ve hayvan hakları arasında bağ kurduğu Vejetaryenliğin Yararları, erken dönem düşünce metinleri arasında yer aldı.

İran’a dönüşünün ardından İran Millî Bankası, Ticaret Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı gibi kurumlarda memur olarak çalıştı. Mücteba Minovi, Bozorg Alevi ve Mesud Ferzad ile birlikte Reb‘a adı verilen yenilikçi edebiyat çevresinin merkezindeki isimlerden biri oldu.

1930’da yayımlanan Diri Gömülen, yalnızlık, ölüm düşüncesi, karşılıksız sevgi, ruhsal çözülme ve toplumla uyuşamama gibi temaları bir araya getiren öykülerden oluştu. Kitaptaki öznel ve karanlık anlatım, sonraki psikolojik kurmacalarının temelini hazırladı.

1932-1933 döneminde yayımlanan Üç Damla Kan’da gerçeklik algısı bozulan, toplumun dışına itilen veya kendi zihinsel dünyasına kapanan kişileri anlattı. Kitapta bulunan Daş Âkol, geleneksel yiğitlik anlayışı ile karşılıksız aşkı bir araya getirirken başlık öyküsü güvenilmez anlatıcı ve tekrar eden imgeler üzerine kuruldu.

Alacakaranlık’taki öykülerde bireysel kaygıları, toplumsal hayatı ve tarihsel geçmişi farklı anlatım biçimleriyle işledi. Hidâyet’in öykücülüğü bu dönemde psikolojik kurmaca, eleştirel gerçekçilik, tarihsel anlatı ve hiciv arasında genişleyen bir yapıya ulaştı.

1936’da Hindistan’a giderek Bombay’da yaşayan Parsi topluluğu ve Zerdüşt kültürü üzerine çalıştı. Pehlevice öğrendi; İran’ın İslamiyet öncesi kültürüne ait bazı metinleri çağdaş Farsçaya çevirdi ve açıklamalı çalışmalar hazırladı.

Paris’te yazmaya başladığı Kör Baykuş’u Bombay’da 1936-1937 döneminde çoğaltılmış yaklaşık elli nüsha hâlinde yayımladı. İran dışında dağıtılan eser, daha sonra İran’da tefrika edildi ve kitap olarak basıldı.

Kör Baykuş, kalemdan süsleyen isimsiz bir anlatıcının esrarengiz bir kadın, kambur bir ihtiyar ve sürekli yinelenen görüntüler çevresinde parçalanan gerçeklik algısını anlatır. Rüya, hatıra, sanrı ve yaşanmış olay arasındaki sınırlar giderek silinirken anlatıcının kimliği de başka karakterlerin görüntüleriyle birleşir.

İki bölümden oluşan romanda aynı kişiler, nesneler ve olaylar değişmiş biçimlerde tekrar ortaya çıkar. Baykuş biçimindeki gölge, servi ağacı, siyah nilüfer, eski testi, mezarlık ve kapalı oda gibi imgeler; ölüm, yabancılaşma, arzu, benlik bölünmesi ve zamanın döngüselliğiyle ilişkilendirilir.

Hindistan’dan döndükten sonra İran’daki Müzik Dairesinde görev yaptı ve kurumun çıkardığı müzik dergisinin yayın kurulunda yer aldı. Daha sonra Tahran Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde çevirmen olarak çalıştı ve edebiyat dergilerinde öykü, inceleme, eleştiri ve çeviriler yayımladı.

1942’de yayımlanan Aylak Köpek, insan ve hayvanların ortak yalnızlık, korku, terk edilme ve aidiyet arayışlarını konu alan öyküleri bir araya getirdi. Kitaba adını veren öyküde sahibini kaybeden Pat adlı köpeğin yaşadıkları, yabancılaşma ve dışlanmanın simgesel anlatımına dönüştü.

Hacı Ağa, geleneksel çıkar ilişkilerini, siyasal ikiyüzlülüğü ve toplumsal güç düzenini hiciv yoluyla anlattı. Vag Vag Sahab, Velengârî ve İnci Topu gibi eserlerinde edebiyat çevrelerini, siyasal kurumları, toplumsal alışkanlıkları ve dinî otoriteyi parodi, ironi ve grotesk aracılığıyla yorumladı.

İran halk kültürüne ilişkin masalları, inançları, törenleri ve gündelik uygulamaları Efsane ve Neyrengistan gibi çalışmalarında derledi. İsfahan Dünyanın Yarısıdır adlı gezi yazısında şehir gözlemlerini tarih, mimari ve kültürle birleştirdi.

Ömer Hayyam’ın rubailerini ele aldığı Hayyam’ın Teraneleri, Hidâyet’in klasik İran edebiyatına yönelik araştırmalarındandır. Pehleviceden çevirdiği Ardeşir-i Babekan’ın Karnamesi ve Zand-i Vohuman Yasn gibi metinlerle İran’ın İslamiyet öncesi yazılı mirasının çağdaş okurlara aktarılmasına katkı sağladı.

Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı eserini Farsçaya çevirdi ve Kafka’nın kurmaca anlayışını incelediği Kafka’nın Mesajı başlıklı bir çalışma kaleme aldı. Avrupa modernizmiyle kurduğu ilişkiyi İran anlatı geleneği, halk kültürü ve tarihsel hafızayla birleştirdi.

1950’nin sonlarında yeniden Paris’e giden Sâdık Hidâyet, 9 Nisan 1951’de burada yaşamına son verdi. Père-Lachaise Mezarlığı’na defnedilen yazar; modernist romanı, psikolojik öyküyü, eleştirel gerçekçiliği, hicvi ve folklor araştırmalarını buluşturan eserleriyle modern İran edebiyatının sonraki kuşaklarını etkiledi.

#SâdıkHidâyet #KörBaykuş #ModernİranEdebiyatı #ModernistRoman #PsikolojikKurgu #Öykü #Yabancılaşma #Varoluş #Sürrealizm #Grotesk #İranFolkloru #EleştirelGerçekçilik