Bibliosfer
0.0/10 0 kişi
3 Kitap
1 Okunma
0 Beğeni
0 Takipçi
Doğum tarihi 09-09-1828
Doğum yeri Yasnaya Polnaya
Ölüm tarihi 20-11-1910

Lev Nikolayeviç Tolstoy, 9 Eylül 1828’de Rus İmparatorluğu’nun Tula bölgesindeki Yasnaya Polyana malikânesinde doğdu. Köklü bir aristokrat aileye mensuptu. Annesini iki, babasını dokuz yaşındayken kaybetti; kardeşleriyle birlikte yakın akrabalarının gözetiminde büyüdü.

İlk eğitimini evde Fransız ve Alman öğretmenlerden aldı. 1844’te Kazan Üniversitesinin Doğu Dilleri Bölümüne girdi; daha sonra Hukuk Bölümüne geçti. Üniversite eğitimini tamamlamadan 1847’de Yasnaya Polyana’ya döndü.

Malikânesindeki köylülerin yaşam koşullarını iyileştirmeye ve çocuklar için eğitim çalışmaları yürütmeye çalıştı. Aynı dönemde günlük tutmaya başladı. Ahlaki eksikliklerini, alışkanlıklarını, hedeflerini ve iç çatışmalarını ayrıntılı biçimde kaydettiği günlükleri, daha sonraki edebî ve düşünsel üretiminin temel kaynaklarından biri oldu.

1851’de ağabeyi Nikolay’ın yanına, Kafkasya’ya gitti ve Rus ordusuna katıldı. Kafkas halklarıyla Rus birlikleri arasındaki çatışmalara tanıklık etti. Ardından Kırım Savaşı sırasında Sivastopol savunmasında görev yaptı. Savaş deneyimleri, kahramanlık anlatılarıyla gerçek savaş ortamı arasındaki farkı görmesine yol açtı.

İlk yayımlanan önemli eseri Çocukluk, 1852’de çıktı. Bunu İlkgençlik ve Gençlik izledi. Otobiyografik özellikler taşıyan bu üçlemede çocukluktan yetişkinliğe geçişi, benlik bilincinin oluşmasını, aile ilişkilerini, sınıfsal ayrıcalıkları ve ahlaki gelişimi ele aldı.

Sivastopol Hikâyeleri’nde Kırım Savaşı’nın gündelik gerçekliğini anlattı. Askerlerin korkuları, yaralanmalar, ölüm, gösteriş ve askerî hiyerarşi üzerinde durarak savaşı görkemli bir kahramanlık alanı olarak sunan geleneksel anlatılardan uzaklaştı.

Kazaklar, Aile Mutluluğu, Üç Ölüm ve İki Süvari gibi erken dönem eserlerinde aşk, doğa, ölüm, toplumsal sınıf ve şehir hayatından uzaklaşma arzusu öne çıktı. Kafkasya, Tolstoy’un anlatılarında hem askerî şiddetin hem de şehirli insanın kaybettiği doğal yaşamın gözlemlendiği bir bölgeye dönüştü.

Ordudan ayrıldıktan sonra Avrupa’ya seyahat etti. Fransa, İsviçre, Almanya ve başka ülkelerde eğitim kurumlarını inceledi. Yasnaya Polyana’da köylü çocukları için özgürlükçü bir okul kurdu ve okulun yöntemlerini tartıştığı Yasnaya Polyana adlı eğitim dergisini yayımladı.

Tolstoy’un eğitim anlayışı ezbere, katı disipline ve öğretmenin mutlak otoritesine karşıydı. Çocuğun merakını, özgür katılımını ve kendi deneyimleri yoluyla öğrenmesini öne çıkardı. Çocuklar için okuma kitapları, masallar ve öğretici kısa anlatılar yazdı.

1862’de Sofya Andreyevna Behrs ile evlendi. Çiftin on üç çocuğu oldu. Sofya Tolstaya, Tolstoy’un el yazmalarını temize çekti, yayın sürecini yönetti ve aile ekonomisinin önemli bir bölümünü üstlendi. Yazarın mülkiyet, telif ve sade yaşam konularındaki düşünceleri ilerleyen yıllarda evliliklerinde ağır çatışmalara yol açtı.

Tolstoy, Savaş ve Barış üzerinde 1860’lı yıllar boyunca çalıştı. 1865-1869 arasında yayımlanan eser; Napolyon Savaşları döneminde Rostov, Bolkonski, Bezuhov ve Kuragin ailelerinin yaşamlarını izler. Tarihsel olaylar, aile hayatı, aşk, ölüm, savaş, gündelik yaşam ve insanın kendisine anlam araması geniş bir anlatı içinde birleşir.

Savaş ve Barış’ta tarih yalnızca imparatorların ve komutanların kararlarıyla açıklanmaz. Tolstoy, milyonlarca insanın ayrı ayrı eylemlerinin ve öngörülemeyen koşulların tarihsel sonuçları belirlediğini savunur. Kutuzov ve Napolyon karşılaştırması aracılığıyla tarihsel zorunluluk, iktidar ve bireysel irade meselelerini tartışır.

Romanın savaş sahnelerinde askerî planlarla savaş alanındaki karmaşa arasındaki fark gösterilir. Pierre Bezuhov, Andrey Bolkonski ve Nataşa Rostova’nın kişisel dönüşümleri ise tarihsel hareketlerin insanların özel yaşamları üzerindeki etkisini görünür kılar.

Anna Karenina, 1870’li yıllarda tefrika edildi ve 1877’de tamamlandı. Roman, Anna ile Aleksey Vronski arasındaki ilişkiyi; evlilik, aile, sadakat, arzu, annelik, toplumsal yargı ve dışlanma meseleleri çevresinde ele alır.

Anna’nın hikâyesine paralel olarak Konstantin Levin ile Kiti’nin evlilik ve kırsal yaşam deneyimleri anlatılır. Böylece tutkulu aşk, aile hayatı, emek, inanç ve mutluluk arayışı farklı karakterlerin seçimleri üzerinden karşılaştırılır.

Tolstoy, Anna’yı yalnızca toplumsal kuralları ihlal eden bir kişi olarak yargılamaz. Kadınlarla erkeklere uygulanan farklı ahlak ölçülerini, yüksek sosyetenin ikiyüzlülüğünü ve insanın sevgiyle özgürlük arasındaki çatışmasını görünür kılar.

Anna Karenina’yı tamamladığı yıllarda ağır bir varoluş ve inanç bunalımı yaşadı. Şöhretin, servetin ve aile hayatının ölüm karşısında kalıcı bir anlam sağlayamadığını düşündü. Bu dönemi İtiraflarım adlı eserinde anlattı.

Tolstoy, kurumsal dinin törenlerini ve dogmalarını reddederek İsa’nın sevgi, bağışlama ve kötülüğe şiddetle karşılık vermeme öğretisini merkeze alan kişisel bir Hristiyanlık anlayışı geliştirdi. Devlet, savaş, zorunlu askerlik, özel mülkiyet ve kurumsal kilise üzerine sert eleştiriler kaleme aldı.

İnancım Neden İbarettir?, Tanrı’nın Krallığı İçinizdedir, Ne Yapmalı?, Din Nedir? ve Sanat Nedir? gibi eserlerinde ahlak, emek, yoksulluk, şiddetsizlik, sanatın toplumsal işlevi ve insanın vicdani sorumluluğu üzerinde durdu.

İnsan Ne ile Yaşar?, Bir İnsana Ne Kadar Toprak Lazım? ve Üç Soru gibi kısa anlatılarında ahlaki ve dinî düşüncelerini masal ve halk hikâyesine yakın, sade bir dille işledi. Bu eserlerde açgözlülük, ölüm, sevgi, paylaşma ve insanın gerçek ihtiyaçları temel konulardır.

İvan İlyiç’in Ölümü, başarılı bir yargıcın ölümcül hastalık karşısında hayatını yeniden değerlendirmesini anlatır. İvan İlyiç, toplumun kendisine sunduğu başarı ve saygınlık ölçülerinin ölüm karşısında anlamını kaybettiğini fark eder. Eser, ölüm korkusu ve sahici yaşam arayışının en yoğun anlatımlarından biridir.

Kroyçer Sonat’ta evlilik, kıskançlık, cinsellik ve toplumsal ahlakı tartıştı. Eserin anlatıcısının kadınlar ve evlilik hakkındaki aşırı görüşleri, kitabın yayımlandığı dönemden itibaren yoğun tartışmalara yol açtı.

Efendi ile Uşağı’nda zengin bir tüccarla hizmetkârının kar fırtınasındaki yolculuğunu anlattı. Başlangıçta yalnızca maddi kazancını düşünen efendinin ölüm tehlikesi karşısında başka bir insanı korumaya yönelmesi, ahlaki değişim ve özveri temalarını öne çıkardı.

Karanlığın Gücü, Aydınlanmanın Meyveleri ve Yaşayan Ceset gibi oyunlarında köylü yaşamı, aile, suç, sınıf ayrıcalıkları, bürokrasi ve toplumsal ikiyüzlülük üzerinde durdu. Tiyatro eserlerinde günlük konuşma dilini ve güçlü ahlaki çatışmaları kullandı.

Diriliş, 1899’da yayımlandı. Roman, gençliğinde Katyuşa Maslova’yı terk eden soylu Dmitri Nehlüdov’un yıllar sonra onu bir mahkeme salonunda sanık olarak görmesiyle başlar. Nehlüdov’un geçmişteki sorumluluğuyla yüzleşmesi; hukuk, hapishane, mülkiyet, sınıf ve devlet şiddeti eleştirisiyle birleşir.

Tolstoy, Diriliş’ten elde edilen gelirin bir bölümünü askerlik ve devlete bağlılık konularındaki inançları nedeniyle baskı gören Duhoborların Kanada’ya göçmesine yardım etmek için kullandı. Roman, onun ahlaki düşüncelerini toplumsal kurumların eleştirisiyle birleştiren temel eserlerinden biri oldu.

Rus Ortodoks Kilisesinin Kutsal Sinodu 1901’de yayımladığı kararla Tolstoy’un kilisenin öğretilerinden ayrıldığını ilan etti. Tolstoy bu karar karşısında görüşlerinden vazgeçmedi; kurumsal kiliseyi İsa’nın temel öğretisinden uzaklaşmakla eleştirmeyi sürdürdü.

Sergi Baba’da dünyevi başarıdan vazgeçerek manastıra giren bir aristokratın gurur, cinsellik ve kutsallıkla mücadelesini anlattı. Hacı Murat’ta ise Kafkas savaşçısı Hacı Murat’ın Rus İmparatorluğu ile Şeyh Şamil arasındaki çatışmada sıkışmasını işledi.

Hacı Murat, Tolstoy’un ölümünden sonra yayımlandı. Eserde Rus yayılmacılığı, askerî iktidar, kişisel sadakat, aile ve özgürlük meseleleri ele alınırken hem Rus yönetiminin hem de Kafkasya’daki güç mücadelelerinin şiddeti gösterilir.

Tolstoy, 1891-1892 kıtlığı sırasında yardım çalışmalarına katıldı; aşevleri kurulmasına ve açlıkla mücadeleye destek verdi. Dünya çapında tanınan bir düşünür hâline geldi ve farklı ülkelerden yazarlar, siyasetçiler, dinî topluluklar ve toplumsal reformcularla yazıştı.

Şiddete şiddetle karşılık vermeme ve vicdani direniş üzerine düşünceleri Mahatma Gandhi üzerinde etkili oldu. Tolstoy ile Gandhi, yazarın yaşamının son döneminde mektuplaştı. Gandhi, Güney Afrika’da oluşturulan ortak yaşam alanlarından birine Tolstoy Çiftliği adını verdi.

Tolstoy’un sade yaşam, özel mülkiyetten vazgeçme ve eserlerinin telif haklarını serbest bırakma isteği ailesiyle ilişkilerini giderek zorlaştırdı. 1910 sonbaharında Yasnaya Polyana’dan ayrıldı. Yolculuk sırasında hastalanınca Astapovo tren istasyonunda trenden indirildi.

Lev Nikolayeviç Tolstoy, 20 Kasım 1910’da Astapovo’daki istasyon şefinin evinde öldü. Yasnaya Polyana’da, çocukluğunda ağabeyi Nikolay’la birlikte evrensel mutluluğun sırrını taşıdığına inandıkları “yeşil değnek” hikâyesiyle ilişkilendirilen ormanlık alana gömüldü.

Tolstoy’un eserleri gerçekçi roman, psikolojik anlatı, tarihsel kurgu, savaş edebiyatı, aile romanı, ahlaki anlatı ve dinî-toplumsal düşünce üzerinde kalıcı bir etki bıraktı. İnsan davranışının en küçük ayrıntılarını geniş tarihsel ve toplumsal yapılarla birleştiren anlatımı, onu dünya edebiyatının temel yazarlarından biri hâline getirdi.

#LevTolstoy #RusEdebiyatı #Roman #SavaşVeBarış #AnnaKarenina #Diriliş #İvanİlyiçinÖlümü #HacıMurat #PsikolojikRoman #TarihselRoman #Gerçekçilik #DünyaEdebiyatı